5 Ayda Gerçekleşen 3 Patlama Sonrası Ankaralı Psikolojisi

Ankara'da son 5 ay içerisinde gerçekleşen 3 patlamada 168 insan hayatını kaybetti. Doğal olarak Ankaralı insanlar sokağa çıkmaya, toplu taşıma araçlarını kullanmaya korkar hale geldiler. İşte Ankara'da yaşayan Sözlük yazarlarının gözünden Ankaralı psikolojisi.
5 Ayda Gerçekleşen 3 Patlama Sonrası Ankaralı Psikolojisi
iStock.com / muratart

ilk ankara patlamasının ertesi günü, her yerde polisleri, sıra sıra dizilmiş tomaları görünce ağlamaya başlamıştım. insanlar "canım n'oldu niye ağlıyorsun, ay su verin." kıvamında tepki vermişlerdi. bugün 220 kızılay -batıkent hattı otobüsünde, 3. patlamanın olduğu yerden geçerken yine ağlamaya başladığımda bir kaç kişi daha ağlamaya başladı.

psikolojiler bozuldu, halk koştur koştur gidiyor her yere. bir panik hali. çıt sesine irkiliyorlar belki, evet.
ama en azından "niye ağlıyorsun?" gibi bir soru sormuyorlar artık.

sen niye ağlamıyorsun demek zorunda kalmadığımız bir atmosfer var şu an ankara'da. olması gereken oluyor. bir gün o telefonu açamayacağız, açamayacaksın. "oh" diyerek kapatamayacaksın o telefonu, artık biliyorsun ankara.

3. patlama gerçekleştiğinde kızılay'a yakın bi yer olan kolejdeydim. aynı merasim sokaktaki patlamada olduğu gibi sesi duydum, bu sefer bomba olmasın lütfen ya lütfen diyerek iç geçirirken, sirenlerin acı sesleri gelmeye başladı. 1 2 3 4 5... derken sayamayacağım kadar çok ambulans ve polis geçti gözümün önünden. arabayı bi ara sokağa çekerek ailemi aradım. iyilerdi evdelerdi. sonrasında arkadaşlar aradı, ben birilerini aradım. tanıdıklarım iyilerdi. buna sevinsem mi üzülsem mi gerçekten bilemedim. eve geçtim.

bütün gece içim o kadar sıkkındı ki uyuyamadım. bu iç sıkkınlığı nasıl anlatılır bilmiyorum ama gerçekten yaşamak lazım. hayat enerjiniz yok oluyor. hiçbir şey yapasınız gelmiyor. hep içinizde tedirginlik. bunla yaşamak zorunda olmak çok zor. diğer orta doğu ülkelerindeki insanları şimdi daha iyi anlayabiliyorsunuz. bunu bu şekilde yazmak inanılmaz derecede üzüntü verici. ama durum bu.

sonra sabah oldu. hava kapalı. yağmur yağıyor. ankara sanki bir şeyler anlatmak istiyor ama anlatamıyor. elinden hiçbir şey gelmiyor ağlıyor sadece. çaresiz. napsın ki ankara ?

babam arabasını bana verdi okula gitmem için. ben şanslıyım okula arabayla gidebildim. trafikte hiç kimseye korna çalmadım ve neredeyse hiç korna sesi duymadım. işe yürüyerek giden insanların yüzleri asık. mutsuzlar, üzgünler. aynı zamanda şüpheciler. o sabah ki iş telaşından bugün eser yoktu ankarada. meğer ne güzel şeymiş o iş telaşı. değerini bugünlerde anlıyor insan.

sürücülerde aynı şekilde şüpheci. her ışıkta insanlar diğer arabaları kesiyorlar. otobüslere bakıyorlar. şimdi patlatsalar nolur lan acaba diye düşünüyorum. ardından düşünemiyorum. çünkü çaresizim. hiçbir şey yapamam çünkü. bir istatistik olarak ölürüm sadece.

sonra fark ediyorum ki, yağmur olmasına rağmen okul yolunda hiç otostop çeken yok. insanlar otobüs duraklarında beklemiyorlar. yol boyunca serpilmişler. gidiyorum duruyorum. okula gidiyosanız bırakabilirim diyorum. korkulu gözlerle bakıyolar bana. cesaret eden 2 kişi biniyor. yol boyunca korkulu gözlerle etrafa bakıyolar, bana bakıyorlar. hiç konuşmuyoruz. ne konuşabiliriz ki. okula geliyoruz. teşekkür edip iniyorlar.

ankara öyle bir yer ki, öğrencilerin çoğu birbirini tanır. en kötü ihtimalle arkadaşının arkadaşı çıkar ama tanırsın. ilk olarak bizim fakülteden bir arkadaşın hayatını kaybettiğini öğreniyorum. sonrasında bir arkadaşımın sevgilisinin de öldüğünü. yine içim sıkılıyor. ne desem bilemiyorum. ölüm bu kadar yakınken ne denir bilmiyor insan. sadece arkalarından konuşabiliyoruz. umarım mekanları cennet olur.

fakülte hiç olmadığı kadar boş. gelenler de bir korku havası var. herkesin yüzü asık. kafamı nereye çevirsem herkesin elinde sigara var. daha önce dikkat etmemiştim buna. kahkaha duymuyorum hiç. neredeyse uyunacak kadar sessiz. hocalar gelmişler. ama belli rahat değiller. bitse de gitsek havasındalar. anlatıyorlar ama kafa burada değil. üzgünler. çoğu derslerini erken bitirip, öğrencileri akşam olmadan eve gönderme düşüncesindeler.

çıkıyorum okuldan. annem arıyor, kardeşini de okuldan al gel. gidip alıyorum. saat 17:30. kızılaya doğru gidiyorum. trafik yok. yollar bomboş. iş çıkışı ve yollar neredeyse bomboş. yaya da yok. sanki terk edilmiş bi şehir. 5 dakika sürüyor ev-okul.

böyleydi işte bugün ankara. ankaralının psikolojisi. sokağa çıkmaya korkan insanlar, çıkınca hemen eve dönmeye çalışan, mutsuz, üzüntülü, kızgın insanlar vardı bugün ankara'da. okula giden çocuklarını evlerinde hiç olmadığı kadar endişeyle bekleyen aileler vardı bugün. gök gürültüsüyle korkan insanlar vardı bugün.

ve iyi değiliz hiçbirimiz. 1000 tane korumayla gezen biri '' endişe '' etmeyebilir ama biz ediyoruz. korkuyoruz. şimdi çıkıp terörün amacı bu yapmayın öyle derseniz kalbinizi kırarım. amacı buysa başardılar. evet korkuyoruz. evden okula giderken geri dönememekten korkuyoruz. bu duruma getiren herkesin allah belasını versin.

herkes birbirinin gözünün içine bakıyor. kim olduğunu anlamak için. araçların plakaları takip ediliyor.

artık otobüs bekleyebileceğim bir durak yok. hoş, kimse de durakta beklemiyor. deli gibi yağan yağmura rağmen görece yoldan biraz daha uzak ve güvenli olan, üstü açık bir yerde beklemeyi tercih ediyorlar. ve tabi etraflarındaki her şeyi inceliyorlar yine.

otobüsün içinde de herkes gergin, birbirini incelemekle meşgul. kızılay - sıhhıye - ulus civarını geçtikten sonra bir rahatlama oluyor. sanki güvende hissediyorlar kendilerini.

kaç gün buna katlanabileceğiz bilemiyorum.

bu seferki gerçekten çok etkiledi. bombalanan yer o kadar işlek bir yer ki...onlarca kez oradan geçmişimdir herhalde. ben üniversitedeyken, üst geçite giderkenki çiçekçilerin gerisindeki alan o zamanlar dolmuş duraklarıydı. dolmuştan indikten sonra o üst geçidi kullanırdım mutlaka. tunalıya geçeceksem de o duraklardan birinde beklerdim. düşündüm de hepimizi öldürdüler aslında. güzel bir pazar akşami yemek yerken o korkunç sesi duyunca birbirimize bakakaldık eşimle. anladık tabi durumu, alıştık artık. hayattayız şansımıza, şimdilik...

söylemekten utanıyorum ama bundan öncekilerde sadece üzüldük başsağlığı diledik, o saldırılar daha çok belli bir sembolü hedef almıştı, bu sefer direk halka ve türkiyenin belki de en işlek meydanına yapıldı, şu an otobüsteyim meydan kapalı otobüs meşrutiyet caddesine döndü, olay yerini uzaktan da olsa çok net gördüm, yaşadım patlama anını bildiğin.
terörü amacına ulaştırmak istemiyorum ama bindiğimden beri yüreğim ağzımda.
tarif edilebilecek bir psikoloji değil, emeği geçenlerin allah belasını versin.

dünden beri konuştuğum herkes mutsuz, huzursuz, hayatta olduğu için şükrediyor fakat iyiyim demeye çok utanıyor. iki dakika gülen üçüncü dakika yüzü kızararak susuyor. biz koca bir şehir, yaşadığımız için utanıyoruz şu an. çoğumuz beş on dakika farkla patlamanın olduğu yerde değildik ve bunun ne kadar ciddi bir şey olduğunu altı ay içerisinde üçüncü kez hissediyoruz. acı çekiyoruz, korkuyoruz. 

patlama olduğu haberini telefonda sesi titremekten neredeyse konuşamayacak hale gelmiş halamdan aldım, bana arayıp ulaşamayınca çok korkmuş ağlıyordu telefonda. o dakikalardan itibaren ankarada korkunç bir telefon trafiği başladı zaten, sevdiklerine ulaşmaya çalışan insanlar korkuyla karşısındakinin telefonu açmasını beklediler dakikalarca. bu sefer sevdiklerini kaybetmemiş olanlar bile şu an huzurlu değiller çünkü aylar sonraki herhangi başka bir olayda sevdiklerinin başına bir şey gelmesinden çok korkuyorlar. korkuyoruz, şehrimizin göbeğinde bomba patlayabiliyor olması bizi çok korkutuyor. 

ve hayır, "terör olaylarıyla yaşamaya alışmak" gibi bir kavramı kabul etmiyoruz. koskoca ülkenin başkentinde yaşananları kabullenmiyoruz. evet, şu an hepimiz çok acı çekiyoruz bu yüzden sessiziz, koca bir şehir yas tutuyoruz şu an. ama hayır kabullenmiyoruz, susmuyoruz, alışmıyoruz. 

hepimizin başı sağ olsun

bir kere herkes pert; hem psikolojik açıdan hem fizyolojik açından.

psikolojik çünkü;

inanılmaz korkunç bir geceydi. film karesinde görebileceğin bir olayı birebir yaşamak çok ağır. ister istemez sürekli geçtiğin bir bölge bir kere. "ya orada olsaydım?" diye, "5 dakika önce oradan geçtim" diye, "dün orada duraktaydım" diye insan kendi kendine konuşuyor. böyle durumlarda biraz bencilleşiyoruz sanırım. ikinci kertede insanın aklına sevdikleri geliyor; "acaba olay bölgesinde tanıdık var mı?" diye telefonlara sarılıyor ve bir cevap arıyor, panik halinde. telefona cevap verilmesi için ölüp ölüp diriliyor. nihayetinde tanıdık kişilerin de iyi olduğu sonucuna varıldığı vakit bir oh çekiyor insan. yine biraz bencilleşiyor. sonradan ortaya çıkan dramları gördükçe ise o oh çekme yerini müthiş bir acıya bırakıyor. tam da oh diyemiyorsun aslında. nereden baksan tutarsız, nereden baksan insanca, nereden baksan açmaz bir durum; bir şaşkınlık hali.

olayın yaşandığı sırada, kurstan çıkmış * sakarya caddesi'ndeki inn pub&bistro'da arkadaşımla bir iki bir şey içip eve geçeyim modundaydım. planda olmayan, doğaçlama bir şekilde. sohbet sırasında bir anda patlama yaşandı ve yerlerimizden zıpladık, birbirimize bakakaldık. zira şöyle bir durum var: tonton anneanneciğim artık fazlaca yaşandığı için kendi kendine banyodan çıkamıyor. pazar günleri de banyo günü. annemi arayıp biraz gecikeceğimi bildirdim. annem direkt eve gelip anneannemi yıkamamız gerektiğini söylese de, anneannem arkadan "yarın yıkanırım, boş ver otursun" dedi. demese ve diretse olay sırası tam da orada olacaktım. sonra hemen sevdiklerim geldi aklıma. kız arkadaşım işten çıkıp yanımıza gelecekti. otobüsten indiği yer de patlamanın olduğu durağın karşı yakası. kafayı yiyecek gibi oldum. neyse ki işten daha çıkmamıştı. bir oh çektim. hemen diğer sevdiklerini arama ve iyi olduklarını öğrenme faslı ve bitmeyen telefon trafikleri. o sırada güvenpark'tan emek dolmuşuna binmek üzere olan yengemin üzerine patlayan dolmuş camı dışında herkes güvendeydi. yengemin psikolojisini anlatmama gerek yok. yine de derin bir oh çektim bir sıkıntı olmamasına. sonra müthiş bir panik ve eve gitmeye çalışma faslı. bölgeden geçme, akay hastanesi'nin önünde yaşanan dramı görme; olay daha da aydınlandığında yaşanan daha büyük trajediyi görüp o ohların yerini müthiş bir üzüntünün alması. insan yaşadığına bile sevinemiyor. herkes ağlıyor, uyumamışlar ve müthiş tedirginler. gelecek kaygıları daha da arttı. zaten kasvetli olan ankara havası daha bir kasvetli hale geldi.

fizyolojik çünkü;

ulaşım açısından kilit bir bölge olan kızılay cortlayınca bütün trafik de cortlamış sayıldı. müthiş bir kaos ortamı. taksi yok, dolmuş yok. ev yakın olsa bile anayolları tercih etmeme ve ara yollardan arkalardan yürüme güdüsü... herkes evlerine yürüdü etti, uykusuz kaldı, ağladı. bütün bu psikolojik sıkıntıların yanına bir de bu eklendi.

bir de işin göz ardı edemeyeceğimiz ekonomik boyutu var tabii. bölgedeki işyerlerinin vs. camlar pervazlar tuzla buz olmuş durumda. esnaf zaten işsizlikten kan ağlıyordu, bir de üzerine bunlar çıktı. hepsi yedi ayvayı iyiden iyiye. ankara bugün the walking dead setini andırıyordu; ölü, bitik, bomboş, harap bir şehir. kolay kolay da toparlanacak gibi durmuyor. kimse kızılay'a gitmek istemiyor. e hayat devam ediyor, böyle bir kilit noktaya gitmeden yaşanabilecek bir şehir değil ankara. bugün gitme, yarın gitme, öbürsü gün muhakkak geçeceksin. işi gücü olan var, kursa giden var, ihtiyacını karşılamaya giden var, bir yerden bir yere geçmek için geçen var, varoğlu var. olacak şey değil yani de, şimdilik durum bu. evden bile zorunlu olmadıkça çıkmak istemiyor kimse. işin kötü tarafı paranoyaklaştık da. dolmuşla genelkurmay'ın önünden geçiyorsun, "ulan bir şey olur mu?", eski başbakanlığın yanındaki çiçekçilerin ordaki köprüyü kullanıp meşrutiyet'e çıkacaksın, "ulan bomba patlar mı?", kalabalık görüyorsun, "dur lan oradan geçmeyeyim" demeler... böyle yaşanır mı lan? kafayı yedik topluca. nereye varacak bilemiyorum. müthiş bir karamsarlık hali mevcut insanlarda.

ankaram hiç olmadığı kadar gri, yorgun ve yalnız şu sıralar.

olanları düşününce ağlıyorum.

birkaç gece boyunca yatakta döne döne uyuyamıyorum.

metroyu kullandığım zamanlar ya şimdi bir bomba patlasa ne olur diye gözümde canlandırıyorum, korkuyorum.

sınava çalıştığım için genelde evde oluyorum zaten. arada bir dışarı çıkıp gezmeyi planladığımda ise artık çok şükür defalarca düşüneceğim.

şöyle durup kurduğum hayalleri düşünüyorum, ya her şey yarım kalırsa, bir anda paramparça olursa, sevdiklerime ya da bana da sıra gelirse diye korkuyorum.

pazar günü mis gibi de bir hava vardı. tam çıkıp gezmelik, dedim yürüsem mi kızılaya aceba. genelde o tarafa yürürüm, ne zamandır da evdeyim hep dedim. sonra vazgeçtim işte, başka gün çıkarım dedim. bilemiyorum, korkuyorum.

yanımda taşıdığım çanta için insanların acaba bu da mı bomba bakışları, çantalı bir insan gördüğümde 'bunda bombacı tipi var mı?' diye beynimden geçen düşüncelerle saçma sapan olan psikolojim. mantığı yok bunların.

herkes dayak yemiş gibi, oradan buradan kötü haberler geliyor sürekli. biraz önce fotoğraflardan eski bir tanıdığımın da hayatını kaybettiğini gördüm.

eşim dostum için konuşacak olursam, çalışanlar dışında kimse evinden çıkmadı. yarın bir arkadaşımla kızılay'a gidecektik. iptal ettim. bir arkadaşımla da perşembe tunalı'da buluşacaktık. biraz önce aradı, "boşver çıkmayalım ben sana geleyim"dedi.

ankara zaten hüzünlü bir şehirdi, iyice içine kapanıyor.

pazar gunu hava cok guzeldi. ogleden sonra tunali hilmi caddesinde yuruduk. o tarafa dogru giderken kugulu park'a girelim dedim. ordaki koca kuslari seviyorum. parkin onune geldik, cok kalabalikti. dedim ki cok kalabalik, bomba falan patlar, girmeyelim. geri donduk. aksam da bomba patladi.

olumden kacmaya calisiyoruz. boyle bir psikoloji.

5 dakika, sadece 5 dakikayla kurtulmuş bir hayat... ama yaşadığı şoku ölene kadar atlatamayacak bir evlat, bir sevgili, bir dost... bir kardeşe sahibim... benim kardeşim, benim canım...

aslında hergün o saatlerde otobüs bekliyordum patlamanın yaktığı durakta. şehırdışında olduğum için o gün orada değildim. biliyorum ki kardeşim orada... olayı duyar duymaz ilk aklıma gelen bu oldu... benim kardeşim orada...

hemen sarıldım telefona, bir aradım, iki aradım, üç, dört... oturdum kaldırıma hüngür hüngür ağladım... telefonu kapalı, ulaşamadım. çığlık çığlığa kaldım, nefesim kesildi... benim kardeşim, arkadaşım, evladım orada ve ben ulaşamadım... hep aynı kadının sesi "aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor"

bencillik yaptım ben "allahım benim canımı al, lütfen allahım benim canımı al. ben onsuz yaşayamam"

o 15 dakika bana ömür geldi, geçmedi. bundan sonra hiç ulaşamayacak mıydım kardeşime. allahım benim canımı al. birlikte sabahladığımız geceler geldi aklıma, o hep hata yapar ben uzun uzun konuşurdum. "tamam abla bir daha yapmam" derdi, yine yapardı. kızardım... allahım hiç kızmayacağım kardeşime bir daha, o yaşasın benim canımı al.

15 dakika sonra aradı "abla ben iyiyim" dedi. "tam 5 dakika önce geçtim ordan, sonra patlama oldu, hat kesildi." dedi. biliyorum iyi değildi, ben de iyi değildim. gördüğü şeylerin yükünü taşıyacak hayatı boyunca...

içim rahat etmedi çünkü başkalarının kardeşi öldü. onların acısını taşıyorum hala... canım acıyor, canım. öyle böyle değil, tarifsiz bir acı...

psikolojimiz böyle işte, herkesin bir yakını, tanıdığı 5 dakika önce oradaydı. bir şekilde acıyı ıskaladı.
bir dahaki sefere kim kurban olacak belli değil.

korkuyorum, çok korkuyorum... ailem için, sevdiklerim için korkuyorum. yüreğimden kopan dilekte ısrarcıyım "allahım sevdiklerime bir şey olmasın, benim canımı al." siz bencillik deyin buna, ama onların ölümünü görmektense cesedimin paramparça olmasına razıyım. tanımadığım insanlarla aynı listede geçsin adım... ölenlerden biri, bir istatistik olarak anılayım.

ankara'ya döner dönmez kardeşime sımsıkı sarılacağım, çok saçma bir sebepten küsmüştüm ona... kimseye küsmeyeceğim artık, hayat kısa...