Adapte Olamadan Yeniliklerle İçini Doldurduğumuz Medeniyet, Mutsuzluğumuzun Asıl Sebebi mi?
Sözlük yazarı "sansli on uc", bu sefer hayatımızı daha iyi yaptığına inanılan medeniyet kavramını biraz daha sorgulayıcı bir bakış açısıyla yorumlamış ve ilginç bir durumu açığa çıkarmış.
Adapte Olamadan Yeniliklerle İçini Doldurduğumuz Medeniyet, Mutsuzluğumuzun Asıl Sebebi mi?
iStock


medeniyet sizden, doğanızın dışında her şeyi yapmanızı ister, siz de yaparsınız. 

medeniyet önce kavimlerden, kıtlık durumunda kalmamak adına daha çok gıdaya sahip olmasını istedi, insanlar uçurumdan aşağı yuvarladıkları hayvan sürülerini gerçekten ihtiyaçlarından fazla olmasına aldırmadan katlettiler, sonra giyinme ihtiyacı için hayvanların derisi ve kürküne ihtiyaç duydu, onun için de katlettiler, gün be gün artan popülasyonun temel ihtiyaçlarına bir de sosyal ihtiyaçlar eklendi. daha fazla giyim, daha çok takı, makyaj için bitki kökleri derken tahribat daha da arttı. 

tarım, sanayi, denizcilik, bilim, fen vs gelişti, bu esnada bu über deneyimin gelecek nesillere aktarılması gerektiğinden kağıt, kaleme ihtiyaç vardı, ormanlar katledildi, bugün yaşadığımız şehirler temel içgüdülerimize hitap etmekten çok uzak, sabah işe gitmek, akşam bir şeyler içmek seni belli bir yerden sonra mutlu etmemeye başlar, çünkü sana dayatılan bu düzen aslında varoluşuna ters. adapte olduğumuzu düşünüyoruz, insan adaptasyon sağlama konusunda sıkıntı yaşamayan bir varlık, bi yerde okumuştum, "kadim çağlardan bir bebeği ateşin başından günümüze getirebilecek bir teknoloji olsa, bebeğin bu çağa ayak uydurmak için yeterli zeka ve beceriye sahip olacağına, hayatını devam ettirecek uyumu sağlayacağına eminim." diyordu. bu düşünceye ben de katılıyorum.


insan en akıllı hayvan olabilir ama aklı aynı zamanda en büyük düşmanı. mesela sahip olduğun teknoloji, sana daha iyi imkanlar sunarken aynı zamanda seni esir almış durumda. buna bir de kurulmuş olan boktan düzen eşlik edince, patronunun cebine koyduğu telefon aynı zamanda ayağına taktığı pranga. bunun seni mutlu etmesinin imkanı yok.

sümerler, mayalar, mezopotamya, roma, mısır, çin gibi kadim uygarlıkların hepsine bakın; medeniyetin, hepsinin sonunu nasıl bir bir getirdiğini göreceksiniz. bugün kurulu sandığımız bu düzenin de bir yerde sonu gelecek. bugüne kadar hep geldi çünkü, aynı yolu izleyerek farklı sonuç almayı sadece aptallar düşünür. kadim çağda da sahip olduğu medeniyetin asla yıkılmayacağına onu hep bir adım ileri götüreceğine inandı insanoğlu. medeniyet kendi ürettiklerini katletmek zorunda olan bir kavram, bu bir kısır döngü. aynı zamanda insan egosunu beslemesi açısından da kolaylıkla insanı ele geçirebilecek bir hırs. bu hırs, insanlığın ilerlemesi için hem yegane motivasyon hem de mutsuzluğunun temelidir.


ay valla sıkıldım, neyse gideyim de "kahvaltının mutlulukla ilgisi olmalı" hashtagiyle domates, peynir ve salatalıkla süslenmiş tabağımın resmini paylaşayım. sonuçta dünyada kahvaltı edebilen iki üç kişiden biri olarak bunu tüm o fitne fücur arkadaşlarıma göstermeliyim.