Adnan Menderes'in Beraat Ettiği Tek Dava Olan "Bebek Davası" Nedir?
Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Başbakanı, merhum Adnan Menderes'e açılan onlarca davadan biri de "Bebek Davası" idi. Tarihimizin en ilginç davalarından biri için 1960 yılına gidiyoruz.
Adnan Menderes'in Beraat Ettiği Tek Dava Olan "Bebek Davası" Nedir?
Ayhan Aydan & Adnan Menderes

üç doktor, bir başbakan (adnan menderes), bir anne (ayhan aydan) ve bir bebek (ahmet aydan)... oldukça karmaşık bir dava. çelişkili ifadeler ve farklı tanıklıklıklar mevcut ve sanırım gerçeği -yani bebeğin doğum doğum sırasında mı öldüğü yoksa sonradan birileri tarafından mı öldürüldüğü sorularının cevabını- asla öğrenemeyeceğiz.

suçlamaya göre, adnan menderes, ayhan aydan'la ilişkisinden olan gayrimeşru çocuğu (ahmet aydan) istemediği için istanbul'dan doktor fahri atabey'i çağırıp çocuğu öldürmesi için azmettirmiş ve akabinde de ceset yine fahri atabey tarafından ortadan kaldırılmıştır.

dava konusu: "yeni doğmuş gayrimeşru çocuğu öldürmek ve bu suça azmettirmek." (birinci oturum - 31.10.1960)

savcı'nın davanın esası hakkındaki mütalaası: “vicdan, ahlak ve fazilet hissinden bigane olan sanık (adnan menderes), artık dillere destan olan bu gayri meşru münasebetinden (…) bir piç sahibi olduğu anlaşılınca, kendisine rey verenlere ne diyecekti? o muhayyel evliyalık postu da elden gidecekti. işte kendisini bu cinayeti işlemeye sevk eden amillerin başında, bu ihtiras ve koltuğunu kaybetme korkusu gelmekte idi.”

adnan menderes: “bunu yapacak insan değilim. çocuğun doğumu arızalı. çocuk vakitsiz doğdu, kısa bir müddet yaşadı ve öldü. ben fahri atabey’i aramadım. zaten atabey’in çocuğun vefatından çok sonra geldiği, şahitlerin ifadesi ile sabittir.”

mahkeme başkanı: "siz ayhan aydan'la münasebet tesis etmişsiniz. bundan meşru olmayan bir çocuk dünyaya gelmiş. sanık (zeynep kamil hastanesi başhekimi) fahri atabey'i azmettirmek suretiyle çocuğu öldürmüşsünüz.

menderes: muhterem reis beyefendi, benim böyle bir suçla uzaktan yakından alakam mevcut değildir.

başkan: ayhan aydan sizinle olan münasebetini gizlememiş, hatta sezildiğine göre de biraz da yaymış. herhalde zamanın başvekili ile münasebet tesis etmekten iftihar duymuş olacak. onun için apartman komşularına, arkadaşlarına vesaireye karşı bu münasebeti gizlemek değil, yaymak temayülü göstermiş (...) fahri atabey, sizin ayhan'ın gebeliği, doğumun yaklaştığı hakkında telefon ettiğinizi söylüyor.

menderes: katiyen hatırlamıyorum. benim fahri atabey'e telefon edip "bir şeyler yap" demem varit değildir.

başkan: bunları bırakın, zorlamayın kendinizi...

menderes: efendim?

başkan: eğer ben "kesin" deyince kesmezseniz kestirmesini bilirim. siz tahrik etmese idiniz böyle gece vakti büyük bir hastanenin: zeynep kamil hastanesi başhekimi taa istanbul'dan kalkıp yanına bir hemşire alıp devlet arabasına binerek bu zahmeti yapar mı idi? sonra bir başka sual: gerçi resmi arabaları bu makama oturanlar diledikleri gibi kullanabilirmiş, ama hiçbir zaman meşru olmayan bir münasebet tesis ettiği kadının kapısı önünde bekleyecek kadar olmamak gerekir. 2 numaralı araba orada imiş, çocuğun cenazesini 2 numaralı araba ile götürmüşler.

menderes: çocuğun doğumu ve ölümü telaşı sırasında şoförden istimdat istemiş olabilirler.

başkan: şu halde sizin haberiniz olmadan da 2 numaralı otomobil ayhan aydan'ın emrine amade gibi bir şey hasıl oluyor?

menderes: öyle bir hengamede istimdat istemiş olabilirler. o da gitmiş olabilir.


bebek henüz 8 aylıkken ayhan aydan'ın sancısı tutar

ayhan aydan, ilk eşi hasan ferit alnar'dan olan ve 1964 yılında henüz 18 yaşında iken bir trafik kazasında ölecek olan aydan alnar'ın da doktoru olan fahri atabek'i arar. ancak ulaşamaz ve durumu gittikçe kötüleştiğinden dr. alaattin orhon doğumu gerçekleştirir. yassıada duruşmalarında, bu davaya ilişkin ses kaydında ayhan adnan olayı şöyle anlatır:

Ayhan Aydan'ın mahkemedeki ifadesi.

doğumu yapan alaattin orhon ise mahkemeye şöyle ifade verir

"bir akşam acele doğum haberi geldi. hemen verilen adrese gittim. eve girdiğim zaman yatak odasında yatan hastanın ayhan aydan olduğunu gördüm. doğum sancıları içinde kıvranıyordu. muayene ettim. doğumun çok ilerlemiş olduğunu, rahmin tamamen açılmış bulunduğunu, çocuğun bacaklarından geldiğini, su kesesinin önceden patlamış bulunduğunu müşahede ettim. çocuğun kalp sesleri bozuktu. bu hali görünce çok telaşlandım. çünkü böyle bir tazyik altında bulunan çocuğun her an ölmesi mümkündü. bu, ayhan hanım’ın ikinci doğumu idi. çocuk prematüre idi ve küçüktü. bundan dolayı da kolaylıkla çocuğu çıkardım. çocuk, geçirmiş olduğu asfeksi dolayısıyla yeni doğmuş olan bir çocuğun göstermiş olduğu refleksi göstermiyordu. sondayı tatbik etmek suretiyle boğazını temizledim. ancak bu suretle çocuğu hayata iade etmek mümkün oldu. (...) prematür çocukların hayatı kaprislidir. yaşama imkanları normal çocuklar kadar değildir. ben yetişmemiş olsaydım çocuk içeride ölecekti. bilgisine ve maharetine itimat ettiğim bahtiyar demirağ’ı tavsiye ettim. çocuk, demirağ’ın ihtimamına tevdi edildi. bundan sonraki safhalar benim için müphem..."

mahkeme başkanı: çocuğun boynuna kordon dolaşmış.

alaattin orhon: teferruatı hatırlamıyorum. olabilir. kordon dolaşmış veya dolaşmamış olmasının ehemmiyeti yoktur.

mahkeme başkanı: siz de burada dürüst hareket etmemişsiniz, iyi tetkik etmemişsiniz, saklamışsınız gibi geliyor bana...

alaattin orhon: hayır, ben karakterim itibariyle böyle bir şey yapmam. (..) çocuk ölürken başında değildim. ben orada ayhan hanım’a bakmak için kaldığım müddet zarfında şöyle bir istirahat için uzandığımı hatırlıyorum. bu esnada ölmüş olabilir.

mahkeme başkanı: “ölüm haberi verilince benim için şok tesiri yaptı” demişsiniz.

alaattin orhon: kendimden geçmiş bir vaziyette iken kalkıp “çocuk öldü” denirse tabii reaksiyon yapar.

Ayhan Aydan.

fahri atabek, 19 haziran 1955'te sabaha karşı ankara'ya ulaştığında çocuk çoktan ölmüştür ve ona düşen bebeği gömmektir

nitekim cenazeyi, menderes'in şoförü ile birlikte cebeci asri mezarlığı’na götürürler. fahri atabey ifadesinde şunları söyler:

"18 haziran 1955 cumartesi günü öğleyin hastaneye telefon ettiğim zaman öğrendim ki ankara’dan ayhan hanım telefon etmiş, beni bulamamış. ikinci telefonda alaeddin bey’in* kendisini muayene ettiğini, makat ihtilatı olduğunu söyledi. bana yalvarıyordu, ‘fahri bey, yalvarırım doğumuma gelebilir misin’ diye… ‘gelirim’ dedim. bir müddet sonra bir telefon daha geldi, bir erkek çocuk doğurduğunu söylediler. (..) ankara’ya geldiğimiz zaman kapıda 2 numaralı araba duruyordu. ben hemşire ile yukarı çıktım. odaya girdiğimiz zaman teessürlü bir hava esiyordu. dediler ki ‘çocuk öldü’. yanımdaki hemşireyle ayhan hanım’ın yanına girdik. beni görünce ağlamaya başladı. üzülmemesini, daha genç olduğunu söyledim. çocuğu muayene ettim. çocuğun üzerinde dışarıdan boğma, bağlama yahut da başına bir şey vurulmak suretiyle öldürme alametlerini katiyen görmedim, yoktu. sabaha kadar arabada geldiğim için yorgundum. bir doktor arkadaşın evine gittim. orada 2-3 saat istirahat ettim. sonra tekrar ayhan hanım’ın evine geldim. gittiğim zaman şoför hayri eline çocuğu almış gidiyordu. herkes ağlaşıyordu. ankara’ya doğuma yardım etmek ve çocuğu kurtarmak için gelmiştim, ama hiçbirini yapamamıştım. eski dostuma yardım edebilmek için aklıma çocuğun mezara götürülüşünde bulunmak geldi. otomobile bindim. hakikaten 2 numaralı araba karşıma çıktı. mezarlığa gittiğimiz zaman da çocuğu hayri efendi aldı. zaten normal rapor verildiği için oradan normal formalitelere göre ve imamın bir takım muamelesinden sonra çocuk mezara götürüldü. ben mezarın numarasını almak için gittim ve aldım. döndüğümüz zaman ayhan hanım’ın komodininin başucuna koydum."


buraya kadar aslında olay son derece net gibi gözüküyor

ancak, can dündar'ın ayhan aydan'ın 2009 şubat'ında ölümünün ardından yazdığı ve konuyu tekrar gündeme getirdiği bir yazının ardından dündar'a bir telefon gelir: "arayan, eve gelen o doktorun, yani alaeddin orhon’un oğluydu. kendisi de babası gibi bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan prof. dr. esat orhon, “tarihe doğru kaydolsun diye yazıdaki bazı hataları ve bilgi eksiklerini düzeltmek isterim” dedi ve babasından dinlediği şu bilgileri verdi: “o gece babam portatif masasıyla doğuma gitmiş. anlatıldığı gibi zor bir doğum olmamış. bebek çıkınca ağlamış; sıhhatli ve pırıl pırılmış. prematüre olduğu için babam, çocuk mütehassısının görmesini tavsiye etmiş. sonradan çocuğun öldüğü haberini alınca da şoke olmuş.”

bu tanıklık, mahkemenin soruşturmasına konu olan kuşkuyu derinleştiriyor. yassıada’da bebeğin, bir skandala neden olmasın diye doğumdan sonra başbakan’ın talebiyle bir doktor tarafından öldürüldüğü iddiası sorgulanmıştı. o davada dr. orhon da tanık olarak ifade vermiş, ama muhtemelen, kendisinden sonra bebeği devralan meslektaşını mahkûmiyete götürecek bir ifade vermekten kaçınmıştı.

ya otopsi?

“otopsiyle ispat mümkündü” diyor prof. esat orhon, “ancak otopsi raporu tutulmamıştı.” savcılar, otopsi yapılmadığı için bebeğin mezarını açtırıp kemikleri tetkik ettiler; “çocuğun tam olarak doğduğu” neticesine vardılar, ama ölüm sebebini tespit edemediler. yargılanan doktor ve menderes, delil yetersizliğinden beraat etti. dosya kapandı."

Bu içerik de ilginizi çekebilir