"Almanlar Su Yerine Bira İçiyor" Klişesinin Hiç de Masaldan İbaret Olmadığının Tarihsel Açıklaması
Sadece Almanlar için değil, Avrupa'nın çeşitli bölgeleri için de benzer söylemleri mutlaka duymuşsunuzdur. Yıllar geçtikçe bir mit halini aldığından, gerçek mi değil mi bilemediğimiz bu olayı Sözlük yazarı "balamir1" aydınlatıyor, buyrunuz.
"Almanlar Su Yerine Bira İçiyor" Klişesinin Hiç de Masaldan İbaret Olmadığının Tarihsel Açıklaması
iStock


bu klişenin avrupa'da çok makul tarihsel temelleri vardır ve alkolü pek düşünmeden reddeden puritan islamî gelenek için bunun anlaşılması da bir o kadar güçtür

örneğin orta çağ tarihçisi ruth a. johnston, kitabında (all things medieval) "suyu sadece fakirlerin ve keşişlerin içtiğini" yazar, çünkü ırmaktan aldığınız su vasıtasıyla hastalık kapmanız yüksek olasılıktır. hatta johnston, 14. yüzyıl kara vebasındaki en çok ölüm oranının su içenlere ait olduğunu söyler. tarihselci olmayan modern kalıplarla düşündüğümüz için, orta çağ avrupasında başta dezenfekte etme özelliği sebebiyle içeceklerin neredeyse tamamının az da olsa alkol içerdiğini anlayamıyoruz. buz gibi bademli magnum alıp, üstüne sıcakta bir litre su içilen rahatlıkta değildi en zengini bile. günümüzde, insanlık tarihinin çok yeni bir dönemini teşkil eden modern tekniklerle sular klorlandığı için su içebiliyoruz, ama geçmiş böyle değildi (ibn mace'deki "allahü teâlâ, içki içene, içirene, alıp satana, yapana, saklayana, taşıyana, kendisine götürülene ve parasını yiyene lanet etti" hadisine bir de bu açıdan bakın.)


su ihtiyacını karşılamak için şarap ile suyu karıştırarak dezenfekte etme yöntemi olmasına karşın, daha yaygın yöntem bira tüketmekti orta çağda

hatta bu oran öylesine abartılmış bir düzeydeydi ki, bebekler bile çok düşük alkolik içeriği olan içecekler tüketirdi. alkolle uçarak hava sahası ihlali yapan avrupalıyı değil, sadece su ihtiyacını gideren avrupalıyı hayal etmeye çalışın. günümüzde pek çok kişi birayı biliyor, ama onun öncüsü olan ale tüketimini ancak korsan öykülerinden, ortaçağdan esinlenme fantastik öykülerden tanıyor. modern saklama teknikleri de mevcut olmadığı için bu erken dönem birası olan ale, raf ömrü en fazla beş gün olan bir biraydı ve günümüz birasında bulunan hops bitkisi bulunmuyordu (yeterince dayanıklı olmamasının sebebi de bu.) beş günde tükenen "su" üretimi için ne kadar uğraş verildiğini bir düşünün.

içme suyu güvenilir olmadığı için günde üç-dört litre bira içiyordu orta çağ insanı. içme suyu yerine geçtiği için, ortaçağdaki bira kazanlarının büyüklüğü, bin litre kapasitesinin üzerindeydi. tersine çevrilmiş cami kubbesi gibi kazanlarda imal ediliyordu biralar. bu yoğun tüketim sebebiyledir ki bira yapımı mesleğinin ne bir locası, ne de bir çıraklık-ustalık sistemi vardır o dönemde, çünkü herkesin kendi evinde ailesinin geçimi için yapmak zorunda olduğu bir üretimdir, fazla sıradan bir şeydir. peki orta çağ dönemi arka fonda neşet ertaş ve müzeyyen senar'ın çaldığı topal yorgo'nun meyhanesi gibi miydi?, hayır tabii ki. ale aslında alkol niyetine tüketilmiyordu (bebeğinden samurayına herkesin tükettiği bira yüksek alkol içeriyor olsa, uçan tabutların olduğu bir kıtaya dönerdi avrupa.) bunlar çok düşük alkol oranına sahip içeceklerdi ve illa ki marmara kazım olma niyetiniz varsa eğer, birkaç ayrı işlemden daha geçmiş viski ya da likör içmeliydiniz. avrupalı bu eski alışkanlık dolayısıyladır ki halen su içmez pek, bira içmese bile, gidenler için az çok malum olacağı gibi, soda içer. 


islam dünyasının bunu çok yadırgadığını sanmam

mary wortley montagu, klasik halini alan türkiye mektupları'nda bir müftüyle karşılıklı sohbet ederken içtiklerini yazar (18. yüzyıl tabii ki.) müftüye "müslümanlar içmiyor diye biliyordum?" diye sorar, müftü ise islamın mûtedil olmayı öğütlediğini, abartıya kaçmadığı sürece içilebileceğini ifade eder (osmanlı müftüsü, haliyle sünni bir müftüdür de buradaki.) çeşitli dini yasaklara rağmen batıya çeşitli alkol ürünleri bile ihraç eden bir osmanlı'dan bahsediyoruz. "su yerine bira içiyorlar" goygoyuna bir de böyle bakın; islam dünyasında da günümüzün puritan fıkıhçı geleneğinin imâ ettiğinin aksine, geçişler daha rahattı.

DAHA FAZLA İÇERİK