Antik Roma'da Çok Zenginlerin de Çok Fakirlerin de İçinde Bulunabildiği Sosyal Sınıf: Plebler
Sosyal sınıflar üzerine bir daha düşünmenizi sağlayacak olan enteresan sosyal sınıfın genel tarihi, buyrun.
Antik Roma'da Çok Zenginlerin de Çok Fakirlerin de İçinde Bulunabildiği Sosyal Sınıf: Plebler


pleb ekonomik bir sınıf olmaktan çok, hukuki bir sınıftır

çünkü içlerinde çok zenginleri de vardır, aşırı derecede fakirleri de. pleb sınıfının tamamiyle anlaşılabilmesi için diğer sınıflara, özellikle de patrici sınıfına bakmak gerekir.

eski roma'da patrici, pleb, cliens (besleme yanaşma) ve servus (köleler) olmak üzere dört hukuki sınıf bulunmaktadır. bunlardan cliens ve servus sınıfı cumhuriyetin ilk dönemlerinde pek önem arz etmemekte, asıl mesele patrici ve pleb sınıfı arasındaki mücadeleden kaynaklanmaktadır.

pleb sınıfının tamamiyle anlaşılabilmesi için patrici sınıfına bakılması gerekiyor dedim çünkü gerçekten tek başına "pleb sınıfı nedir" sorusunun cevabı ancak patrici teşkilatlanmasının dışında kalan, tam hukuklu olmayan roma vatandaşı şeklinde verilebilir. patrici/pleb ayrımının tam olarak ne zaman gerçekleştiği ise kesin olarak bilinmiyor.

dolayısıyla plebleri anlamak için önce patricilerin teşkilatlanmasına bakılmalı

roma'da en küçük birlik ailedir ama bu aile günümüzdeki ailelere pek benzememektedir. çünkü devletin de, patricilerin de temeli ailede yatmaktadır.

roma ailesinde pater familias namında bir makam bulunur. ki batı dillerine hakim olan okuyucuların hemen anlayacağı gibi, direkt çevirisi "aile babası" anlamına gelir. bu aile babası ki bugün evlerden ırak diyebileceğimiz bir olgudur. roma ailesinde "baba" mutlak otorite sahibidir. bu otorite ki öyle 10'dan önce evde ol, onu giyme bunu giyme şeklinde değil; aile bireyinin tüm hayatına tasarruf eden cinstendir.

örneğin roma ailesinde pater familias, yani aile babası, karısını veya oğlunu köle olarak satabiliyor, kendisi ölmediği müddetçe oğlu isterse en yüksek memurluğa gelsin tüm malına baba sahip oluyor ve aileden birisi bir suç işlediğinde hakimlik yapıp bizzat kendi ailesinden birine ölüm cezası verebiliyordu. oğul, ancak baba öldüğünde kendi ailesinin pater familias'ı olabiliyordu. kız çocukları söylememe gerek yok herhalde...

işte roma cemaatinin temelini oluşturan aile yapısı buydu. hatta roma devleti'nin bu kadar büyük başarılar sağlayıp bir cihan devleti olmasını bu disiplinli aile yapısına bağlıyormuş tarihçiler.


işte bu ailelerin, kendileriyle kan bağı olan diğer ailelerle birleşerek oluşturduğu yapıya da gens adı veriliyor. buna biz türkçe'de sülale de diyebiliriz. genslerden sonra bir de komşuluk esasına dayanan curia'ları görüyoruz. buna da mahalle birliği diyebiliriz. en nihayetinde bir de yine kan bağına dayalı olan tribus birliklerini görüyoruz. henüz krallık zamanında tribus sayısı üç olmakla birlikte, her tribus'ta on curia ve her curiada on gens bulunmakta. yani toplamda 300 gens, 300 sülaleden oluşan bir tam hukuklu roma vatandaşları cemiyeti olduğunu görüyoruz.

işte bu 300 gens roma'nın patrici sınıfını oluşturuyordu. zaten patrici de kelime anlamı olarak baba oğulları anlamına geliyordu. burada sanırım pater familias'a da bir atıfta bulunuluyor.

nihayet, işte bu 300 genslik patrici sınıfından olmayan, yanaşma ve köle sınıfına da girmeyen halka pleb deniyordu. plebler tam hukuklu patriciler gibi değillerdi ama bir miktar hukuka da sahiplerdi. örneğin mülk edinebiliyor, ticaret yapabiliyorlardı.

sahip olmadıkları haklara gelirsek

orduya alınmıyorlardı, patricilerle evlenmeleri yasaktı, devlet memurluğu yapamıyorlardı, seçme ve seçilme hakları bulunmuyordu, adli makamlara yükselemiyorlardı, dini görevler alamıyorlardı. kısacası neredeyse hiçbir hakları yoktu.

eski roma'da ordu daha önce yazdığım gibi patricilerden oluşuyordu. her tribustan 100 süvari ve 1000 piyade, toplamda 300 süvari ve 3000 piyadelik bir patrici ordusuydu bu. ancak devlet büyüdükçe, savaşanlar ve ölenler de sürekli patriciler oldukça bu sayı yetmemeye başladı ve daha krallık döneminde yeni bir nizam kuruldu. buna göre halk servetine göre 5 sınıfa ayrıldı ve her sınıftan farklı sayılarda 100 kişilik birlikler alındı. bu yüz kişilik birliklere de centuria adı verildi.

örnek vermek gerekirse 1. sınıftan, yani en zenginlerden 18 centurialık süvari birliği ve 80 centurialık piyade birliği alınıyordu. toplam centuria sayısı 193'tü. yani askeri birliklerin 98'ini en zenginler, 95'ini de halkın geri kalan kısmı oluşturuyordu. burasının neden önemli olacağını birazdan anlatacağım.


roma'da ilk dönemlerde senatus ve curia meclisi isimli iki meclis bulunuyordu

senatus krallara danışma vazifesi gören bir yapıydı, üyeleri yaşlı aile babaları arasından seçilirdi, kanun yapıcı bir meclis değildi. daha sonra cumhuriyet döneminde de consullere danışması vazifesi gören bir yapıya evrilecektir ancak çeşitli sebeplerden dolayı sonra daha çok güçlenecektir. ikinci meclis olan curia meclisi yukarıda anlattığım curialardan oluşan bir meclisti. toplam 30 curianın birer oy hakkı vardı. roma cumhuriyetinde hiçbir zaman bireysel oy kullanımı olmamıştır.

işbu halde pleblerin kazandığı ilk hak, artık orduya katıldıklarından dolayı olsa gerek, oy kullanma hakkıdır. bu hakkı kullandıkları yer de yeni kurulan centuria meclisi'dir. centuria meclisi'nde her bir centuria'nın tek bir oy hakkı olduğundan, birinci sınıf roma vatandaşları konuda uzlaşıp 98/193 oyu sağlayınca istediklerini kabul veya reddedebiliyorlardı. dolayısıyla pleblere verilen bu ilk hak aslında göz boyamaktan başka bir şey değildi.

plebler şimdi göz boyama dışında bir hakka sahip değillerdi ve üstelik orduya da alındıklarından dolayı arkalarında bıraktıkları tarlaları boş kalıyor, patricilerden borç almak zorunda kalıyor ve bu borcu da ödeyemediklerinden dolayı onlara köle oluyorlardı. patricilerin zaten hali hazırda köleleri olduklarından dolayı, orduya katıldıklarında arkalarında tarlada çalışacak birileri oluyordu.

üstelik roma'nın işgal ettiği topraklardan; vatandaşa kiralanan, satılan veya dağıtılan topraklardan plebler yararlanamıyordu. dolayısıyla patricilerin mal varlığı gittikçe büyürken plebler nüfuslarının da sürekli artmasıyla ellerindekini git gide kaybediyorlardı.


roma büyüdükçe dışarıdan gelen asil aileler dahil her türlü insan da pleb sınıfına sokuluyordu

bu asil aileler de patricilerle evlenebilmek, devlet yönetimine katılabilmek gibi haklar istiyorlardı. dolayısıyla binbir çeşit farklı hak için mücadele eden farklı plebler vardı.

yine bir başka mücadele konusu, pleb davalarında keyfi kararlar veren patrici hakimler ve pleblerin bu kararları temyize götürme haklarının bulunmamasıydı.

işte tüm bunlar birleştikten sonra m.ö. 494 yılında plebler roma şehrinden el etek çekip roma yakınındaki bir dağa sığınıyorlar. artık pleblere sonuna kadar bağımlı olan patriciler de aman etmeyin eylemeyin deyip pleblerin tüm isteklerini kabul ediyorlar. tüm istekleri dediğime bakmayın, o günkü istekleri aslında sadece borçlarının silinmesi, köle durumuna düşmüş pleblerin affedilmesi, bir de hukuki alanda kendilerini gözetecek bir memur gibi istekler. ancak plebler bir kez bu gücü gördükten sonra artık durmayacaktır.

patriciler ise sahip olduklarını korumak için ellerinden geleni yapacaklardır. örneğin henüz m.ö. 480'li yıllarda yine patricilerden olan bir consul, cassius, roma'nın işgal ettiği topraklardan pleblere de pay verilmesini öneriyor ama diğer consul bunu reddediyor: "cumhuriyet devrinde 1 yıllığına seçilen iki ortak consul var kral yerine". mesele böyle kapanıyor ama buna bile hınç dolan patriciler, görev süresi dolar dolmaz cassius'u idam ediyorlar.

pleblerin hak arayışları daha yüzyıllar boyu sürüyor

ancak m.ö. 3. yüzyılda neredeyse tüm haklarına kavuşuyorlar. elbette bunun için birkaç kez daha dağa çekilmeleri, kendi meclislerini kurmaları, bir çok da kurban vermeleri gerekiyor gerek patrici gerek pleblerden.