Avustralya'nın Esas Sahibi Olan, Dünyanın En Mutlu Kabilesi Aborijinler
Kızılderililerle benzer bir kaderi paylaşan Aborijinler, Avustralya'nın esas yerlileri. Doğaya verdikleri önem ve hiçbir koşulun mutsuz edememesiyle bilinen bu insanlar çeşitli soykırım tehliklerine rağmen halen Avustralya'da yaşamaktalar. Sözlük yazarlarıyla bu ilginç topluluğa bakalım.
Avustralya'nın Esas Sahibi Olan, Dünyanın En Mutlu Kabilesi Aborijinler


aborijinler, yeryüzündeki her şeyin bir ruhu olduğunu ve bunların dünyaya yarar sağlamak için var olduklarına inanırlar.

aborijinler doğaya o kadar saygılıdırlar ki, sadece ayakta kalmalarına yetecek kadarıyla yetinirler. bitkilerin tümünü koparmaz, bir kısmı toprakta bırakarak yeniden yetişmesini sağlarlar. hayvanları yettiği kadar avlarlar, onlara zarar verecek bir şey yapmazlar. hatta bazıları gömülmek istemezler, böylece hayvanlar tarafından yenerek ve toprağa karışarak doğadan aldıklarını ona bu şekilde vereceğini düşünürler.

sinekler hakkında bile şöyle düşünüyorlar: onlar, kulaklarımızın içine dolarlar çünkü her gece uyurken kulaklarımıza dolan kumu ve kiri temizlerler. bizlerin harika bir işitme yeteneğine sahip olduğumuzu görebiliyor musun? evet, onlar burnumuza da girerler ve orayı da temizlerler. … önümüzdeki günlerde hava daha da sıcak olacak ve burnun temizlenmezse, daha çok rahatsız olacaksın. sıcaklar dayanılmaz olunca hava alabilmek için ağzını açmak zorunda kalacaksın. … bak bizim tenimiz ne kadar yumuşak … sadece yürüdüğü için teninin rengi değişen bir insan görmemiştik. … biz, kimsenin derisini bir yılan gibi kuma bıraktığını görmedik. senin teninin sinekler tarafından temizlenmeye gereksinmesi var ve günün birinde sineklerin yumurtladığı yere geldiğimizde, yemeğimizi de onlar sağlayacaklar.


"insanlar hoşlarına gitmeyen her şeyi anlamaya çalışmaktansa yok etme yoluna gitselerdi varolmazlardı."
diyor aborijinler. bir şeyleri değiştirme çabasında değiller, hiçbir şeyi de eleştirmiyorlar. yalnızca kabul ediyorlar. oysa biz her şeye karşı geliyor, hiçbir şeyden memnun olmuyor ve çevremizdeki her şeyi -hatta insanları bile- değiştirmeye çalışıyoruz. çünkü o kadar benciliz ki kendi çıkarlarımız için yaşıyoruz. mutlu olduğumuz zaman başkalarının ne halde olduklarını düşünmüyoruz. bununla kalmıyor, hiçbir şey için –herhangi birine- şükretmiyoruz. aborijinler ise karşılarına çıkan her şeyde doğaya teşekkür ediyorlar.

kimseyle yarışmayı da sevmiyorlar; "birisi kazanınca diğerleri kaybeder. bunun nesi eğlenceli ki? oyunlar eğlenmek içindir. neden insanları böyle bir deneyime tabi tutup, sonra da tek bir kişiyi gerçekten kazananın o olduğuna inandırmaya çalışıyorsunuz?" diyorlar . en küçük bir örnekle insan tuttuğu takım uğruna her şeyi göze alabiliyor. daha iyi yerlere gelebilmek için başkalarının hayatlarıyla oynayabiliyorlar; hile, rüşvet gibi yollara başvurabiliyorlar. hatta hiç düşünmeden başkalarının canını alabiliyorlar. rekabet çağındayız ve bu çağdan asla kurtulamayacağız. her şey böyle otomatik bir şekilde, duygusuz insanlar eşliğinde devam edecek ve bitecek. biz farkında olmadan yaşamımız elerimizden akıp gidecek.

"insanların yaşamında pasta kreması diye bir şey var. bu, onların varoluşlarının tüm dakikalarını yüzeysel, yapay, geçici, hoş lezzetli, hoş görünüşlü tasarılar yapmakla geçirdikleri ve yaşamlarının pek az zamanının sonsuz varlıklarını geliştirecek eylemlere ayırdığının bir kanıtı bizce." diyorlar aborijinler.

Aborijinlerin kullandığı araç-gereçler


onların inancına göre maddesel nesneler korkuya yol açar. insanlar ne kadar çok mala sahipse o kadar çok korkarlar. ve olasılıkla sadece bu nesneler için yaşarlar.

herkesin bir görevi var aborijinlere göre. bazıları insanlara şifa vermek için, bazıları alet yapmak için, bazıları ise sır tutmak için dünyaya gelir ve yaşamı boyunca bu görevi yerine getirmeye çalışır. biz ise başkalarının önüne geçmek için yaşıyoruz. çünkü bunu mutluluğun tek yolu olarak görüyoruz.

bilim adamlarına göre avustralya’da elli bin yıldır insanlar yaşamakta. elli bin yıl sonra ormanları yok etmemiş, suları kirletmemiş, canlı türlerinin soyunu kurutmamış, hiçbir türlü zehirlenmeye yol açmamış olmaları ve bununla birlikte her zaman bolca yiyecek ve korunak bulmuş olmaları gerçekten şaşırtıcıdır.

avustralya'ya ilk gelen ingilizlerin kayıtlarına göre, gemiler kıyıya yanaştığında hiçbir tepki göstermeyip, şöyle bir kafalarını kaldırdıktan sonra işlerine devam eden kişilermiş.

zamanında insandan sayılmadıkları için avlanmaları (!) yasak olmayan, daha sonraları da kadın, yaşlı, çoluk, çocuk demeden altı tanesi bir arada görüldüğünde "başkaldırdıkları" düşünülerek öldürülmelerine izin verilen ırk.

yine ilk filoyla adaya gelmiş olanların yazdıklarına göre pek çekici bulunmamışlar. aylarını okyanusta dalgalarla boğuşarak geçiren iyice azmış suçlu ve asker topluluğu kıtaya geldiklerine çırılçıplak şekilde ortalıkta dolaşan aborijin kadınlarını uzaktan görünce pek heyecanlanmışlar. daha önceden sömürgeleştirilen tahiti'de güzellikleri meşhur kızların, kayıklarla gemileri karşılayıp kendilerini teslim etmeleri hikayelerini iyi bilen ingiliz denizcilerin azgın umutları karaya çıkınca kursaklarında kalmış. her ne kadar anadan doğma da olsalar, aborijinler zamanın elemanlarına çekici gelmediklerinden dolayı toplu tecavüzden ilk başlarda kurtulmuşlar.


fakat sonraları "yarı insanları uygarlaştırma" çabasındaki sömürgeciler, melez ırk yaratmışlar (nasıl yarattıkları malum) ve doğan melez çocukları da ailelerinden uzaklaştırarak anglosakson kültürüyle yetiştirmeye başlamışlar.

birçok aborijinin alkol sorunları vardır. sanırım genetik kaynaklı. açık alanda herhangi bir yerleşim kültürü olmaksızın yaşamaya alışmış olanların şehir hayatına alışamaması sonucu alkol bağımlığı aborijinler arasında üst düzeydedir.

ben diyeyim 30 bin yıl, siz deyin 40 bin yıl, onlar desinler 60 bin yıldır o topraklarda yaşamaktalarmış. bu kadar köklü olmasına rağmen tarım kültürleri yoktur. zamanında avlanarak geçinip, ağaç kovukları ile mağaralarda yaşarlarmış. bildiğim kadarıyla kendilerine tezekten samandan bile olsa hiç ev yapmamışlar.

hatta avlanarak geçinmelerine rağmen, o konuda da çok gelişmiş araçları olmadığından zaman zaman bir bölgedeki çalı, ağaç ne varsa yakıp, kaçamayan hayvanların yanmış ölülerini toplayarak beslenmeleri zamanında çok sık görülen bir seymiş.

günümüz avustralya'sı tarafından korunmaya çalışılsa bile, toplumla iç içe yaşayan aborijinlerin sayısı çok azdır. herhalde dünyaca bilinen en ünlü aborijin, olimpiyat şampiyonluğu kazandıktan sonra aborijin bayrağı ile tur atan cathy freeman olsa gerek.

bol bol şarap kokup, sağda solda insanlara sataştıkları söylense bile yazık ki zararları sadece kendilerinedir.

içli insanlardır nitekim fakat acımasız anglosakson kültürüne kurban gitmişlerdir. göstermelik iyiliklerle, beyazların vicdanlarını rahat tutma çabalarından ziyade ilgi görmezler.

DAHA FAZLA İÇERİK