Ayrı Bir Dünya Olan ODTÜ'nün Benzersiz Güzelliklerinden Biri: Eymir Gölü
ODTÜ’nün en güzel ayrıcalıklarından biri de eşsiz kampüsü desek yanlış olmaz. Ankara kalabalığından bir nebze olsun uzaklaşmak, kafa dinlemek istiyorsanız bu koca kampüsün içinde bulunan Eymir, size aradığınız huzuru verebilir.
Ayrı Bir Dünya Olan ODTÜ'nün Benzersiz Güzelliklerinden Biri: Eymir Gölü
instagram.com/marvelous__production


eymir, ankara'da bulunan, arazisi odtü'ye ait ve ankara için gidip, özellikle sabah erken saatlerde, rahat bir nefes alabileceğiniz bir göldür.

geçen pazar kıştan önceki son güzel hava gazıyla, yanıma bir termos kahve alarak, hayatımda ilk defa gittim bu göle. göle iki ana giriş kapısı bulunmakta. bunlardan biri oran trt binası'nın oradan yokuşları inerek gidilen yol ve gölbaşı kapısı.

ben trt binası tarafından geldim. etrafımdan "kalabalıklığı" ile ilgili çok fazla şey duyduğum için erken bir saatte gidip sessizliğin ve doğanın biraz tadını çıkartmak için sabah 7:45'de gidip, arabamı yokuşun bittiği yerden 100 metre sonra solda bulunan ücretsiz otopark alanına bıraktım. zaten benimle beraber en fazla 10-12 araç vardı o saatte.

tabii o açıdan göle dair bir şey görülmediği için sağa sola "göl ne tarafta" diye sormak için dolandım biraz. size aynı şeyi yaşatmamak için tarif edeyim. önünüzde takip edebileceğiniz iki adet rota bulunmakta. bunlardan ilki otoparka gelmeden indiğiniz yokuşun bittiği yerde bulunan kapı ve otoparka girmemiş gibi düşünüp bi 100 mt. ilerde bisiklet kiralama, kafe vb. kalabalıklığın oldu taraf. bu hattı bir yuvarlak olarak düşünebilirsiniz. yani hangisinden girerseniz girin diğer taraftan çıkacaksınız.

ben yokuşun bittiği tarafı tercih ettim. bana göre burası görece daha sakin olan kısma açılıyor. çünkü gölbaşı kapısındaki giriş ve kafeler bölgesine en uzak kaçacak taraf bu giriş. bunu tabii ilk girdiğimde bilmiyordum. görece diğer yakaya göre daha sakin olan bu tarafta yapmanız gereken sadece yolu izlemek. arada bir yollar ikiye ayrılıyor ve birisi düz devam ederken diğeri dik yokuş olarak gidiyor. ben düz olanları tercih ettim ve tam bir tur atmayı başarabildim.

o gün şansıma hava iyi olmakla beraber bulutlu bir gündü. bu sebeple biraz çevreye adapte olduktan sonra ufak bi sahil bulup hoş geldim kahvesi içtim. 


sabah erken saatlerde çok fazla insan olmadığı için hem doğanın sesinin hem de sakinliğinin tadını çıkartma fırsatım oldu. eğer niyetiniz bu yöndeyse size de bu şekilde gitmenizi tavsiye ederim.


bu rota üstünde çok fazla bina görmeyeceksiniz. daha çok ağaç ve sazlıklar var. sadece bağ evi denilen bir tane kafe/restoran tarzı bir yer vardı. zaten ondan sonra biraz daha göl manzarası izleyip yoğun bir sazlık alana giriyorsunuz. lakin şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; artık tam neresidir orası bilemiyorum ama (incek olabilir) çok fazla yüksek bina inşaatı devam ettiği için manzara baya bozulmuş bana göre. özellikle bağ evinden sonra sazlıklara kadar olan tarafta bunu çok daha net görebiliyorsunuz. belki de benim gözüme battı bilemiyorum tabi. zaten insanoğlunu serbest bıraksan eymir gölü diye bir yerde kalmazdı kesin.

bağ evinden sonra dediğim gibi yoğun bir sazlık başlıyor ve suyla olan irtibatı kopartıyor. bu gölbaşı otoban kıyısına kadar böyle ilerliyor. ben yazının başında söylediğim gibi bulutlu bir havaya denk geldiğim için kendime göre güzel kareler görebildim bu manzarada. o nedenle gölün diğer taraflarında geçirdiğim zamana nazaran bu alanda daha çok dolandım. 


daha sonra gölbaşı kapısına geliyorsunuz. anladım ki bu kapı diğer girişe göre çok daha sakin. o sebeple bir dahaki gidişimde bu kapıdan giriş yapmayı tercih edeceğim. ayrıca bu alandaki doğa da daha canlı geldi bana. kapıdan devam ettiğiniz zaman ileride odtü balıkçısı, çobanoğlu (böyleydi sanırım) gibi göl kenarında yerleşik kafeler çıkıyor. ben odtü balıkçısı'na girip güzel bir kahvaltı yaptım. manzara ve hafif salaşlığı çok hoşuma gitti. ayrıca biraz ileride sağ tarafta odtü kürek takımı'nın binası vardı. gençler orada antrenman yapıyorlardı. bağırışlarından vücutlarını gerçekten zorladıkları belli oluyordu. bu yaka görece diğer tarafa göre daha hareketli. benim oraya vardığım saatle de alakalı olabilir. çünkü o saatten sonra gerçekten ortalık kalabalıklaşmaya başladı.

lakin bu kalabalık hani öyle saygısız, rahatsız edici bir güruh değildi. insanlar genellikle saygılı, güler yüzlü ve kendi halindeydi. bu tarz bir kalabalıklık insanı o kadar da rahatsız etmiyor. zaten erken gelip sakin halini yaşadığım için bu durum benim için ekstra oldu aslında. hoşuma bile gitti. insanlar sandalyelerini, oltalarını, kilimlerini alıp gelmişler. en çok sevdiğim kısmı ise mangal yakmanın yasak olması. en azından temiz hava alma olasılığınız kalabalıkta bile devam ediyor. lakin bir saatten sonra çok fazla araba geçmeye başladı. bu biraz rahatsız edici olmaya başlıyor çünkü yollar dar ve insan kafasında "acaba araba gelecek mi ?" telaşesi olmadan dolaşabilmek istiyor.

kafelerin bittiği yerde çok tatlı bir alan var. tam son restoranın duvarının orada bir sahil var. buraya hem sandalyenizi atabilirsiniz hem de otobüs durağına benzer tamamı betondan, tahminime göre kayıkhane, olan 2 tane yapı var. biraz yıkık gibi dursa da çatısına oturup, ayağı aşağıya uzatıp manzara eşliğinde çayınızı-kahvenizi içip, bir şeyler atıştırabilirsiniz. bu alanın ordan bir yokuş başlıyor. bu yokuşun tepe noktasına yakın güzel bir manzara var. fotoğraf çeken insan kalabalığından neresi olduğunu anlarsınız zaten görünce. ortalama şöyle bir manzaraya sahip bu yer.


yokuşun bitişinden sonra artık iniş başlıyor. yol üstünde ağaçların arasından güzel manzaralar gömek mümkün. 


bitiş noktasından çok uzak olmadığınız için buralarda oyalanıp zaman geçirebilirsiniz. çünkü ileride doğa azalarak, yerini binaların ve çıplak tepelerin olduğu bir manzaraya bırakıyor.


bu yol sizi ücretsiz otoparka kadar götürüyor. otoparktan önce ata binebileceğiniz ve gene bisiklet kiralayabileceğiniz birkaç yer mevcut. ben ilk turu tamamladıktan sonra geri kafelerin olduğu alana yürüdüm. biraz daha vakit geçirdikten sonra saat 3:00 gibi geri döndüm. işte o zaman bahsedilen o meşhur kalabalığı görme imkanım oldu. otoparktan çıkıp, kendimi dönüş yoluna atabilmek için ortalama 15 dakika trafik bekledim. bir de benim gibi 5-6 araç ayrılmaya çalışırken, hali hazırda daha 30-35 araç alana giriş yapmaya çalışıyordu.

genel olarak bakarsak ankara için güzel bir alternatif. bundan sonra gidecek olursam yine sabah erken saatleri ya da dolunay olan bir gecede gitmeyi tercih ederim. ayın göle yansımasını izlemek ve iki kadeh bir şeyler yuvarlamak çok keyifli olur diye tahmin ediyorum.

şimdiden giden herkese bol keyifler. ister yürüyerek, ister bisikletle olsun 1 tam turu tamamlamaya çalışın.