Ayrıksı Şair İsmet Özel'in Kendine Has Diliyle Yaratarak Kullandığı Sıradışı Kelimeler
Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra, 1963'ten beri şiirleri yayınlanmakta olan ve kendine özel bir dil yaratmasıyla da tanınan şair İsmet Özel'in şiirlerinde yer verdiği ilginç kelimeler.
Ayrıksı Şair İsmet Özel'in Kendine Has Diliyle Yaratarak Kullandığı Sıradışı Kelimeler


ismet özel beyefendinin şiirlerinde kullandığı, entelektüel çevrelerde dahi seyrek kullanılan, türkçe ve farsça yoğunluklu, yer yer fransızca ve kürtçe, sıradışı kelimelerin anlamlarının ve az bilinen kavramların açıklamalarının derlendiği amme hizmeti. atladığım, gözümden kaçan diğer kavramlar olabilir.

ağmak

1- yükselmek

2- aşağı inmek, sarkmak.

- duydum yağmurların gövdemden ağdığını
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)

- demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
(bkz: münacaat)


ağulanmak

zehirlenmek.

- herkes alışkın dölyatağı borsalarla ağulanmış bir dünyaya
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)


alesta

harekete hazır, tetikte.

-ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
(bkz: mazot)


ansıtmak

anımsatmak.

-daha çok insanlara benzeyen ve onlara
hırçın çalgılar ansıtan
yüzüm
(bkz: waterloo'da bir dişi kedi)


arasta

çarşı.

-vay beni leylâk kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık
(bkz: münacaat)


ark

içinden su akıtmak için yapılan kanal.

- arklardan gece vakti sular
kaç zaman ayaklarıma
yaslı bir selam gibi dokundu
(bkz: yaşamak umrumdadır)

avanti popolo

kültür sahibi, ileri insanlar.

- güzdür ama
avanti popolo şarkısı değildir bir ağızdan
(bkz: muş'ta bir güz için prelüdler)


batman

7,692 kilogram olan ağırlık ölçü birimi.

- ve çıkarılmış insan gözleri
kırk batman ağırlığında sahici insan gözleri
(bkz: sevgilime bir kefen)

berkitmek

sağlamlaştırmak.

- nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
(bkz: amentü)


biteviye

tekdüze, monoton.

- ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla saban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)


bezzaz

kumaş alıp satan kimse.

- zedelenmiş ıtır kokuları duyulur
ve kana karışan kaynar vakti gecenin
ve polisin ve bezzazların vakti
(bkz: çağdaş bir ürperti)


celadet

gözüpeklik.

- ne ki lokum diyorlar uygun adım attırıyor insanlığa
buluyor insanlık celadet sırasında peksimet
(bkz: john maynard keynes'ten nefretimin yirmi sebebi)


çakşır

erkek şalvarı.

- kan değildir dostlarımın çakşırına bulaşan
kan değil, mürekkep lekesi, ben bilirim
(bkz: sevgilime iftira)


çaşıt

casus, söz taşıyan kimse.

-uyur göğsümün bedenimin çaşıtları
bütün çaşıtları uyutur sabah
(bkz: sabah ayartması)


çavlan

şelale.

- onların çavlanını durdurmak için
suçlar, kocamış kuşlar bulundu
(bkz: çağdaş bir ürperti)


çeri

asker.

-bana ne çerçilerden, çerilerden, kullardan
(bkz: evet isyan)


çıvgın

yaşlı ağaçların budanan yerlerinden çıkan taze sürgün.

-geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
(bkz: amentü)


çevgen

bir tür cirit, değnek.

- vay beni leylâk kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık
(bkz: münacaat)


dalanmak

1- araştırmak.

2- bir şeye bulaşmış olmak, rahatsız edici bir maddeye maruz kalmak, tenin acı çekmesi.

- benim harcım değil bir yar sevmek gizliden
her yanım bin türlü merakla dalanmakta
(bkz: sevgilime bir kefen)


delişmen

güçlü, hareketli, sağlam yapılı.

- o ferah ve delişmen gözüken birçok alınlarda
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)


dibek

taştan veya ağaçtan yapılmış büyük havan.

- şakırtılarla sürüklenir bazlama açan kadınlar
dibeklerinde inatlarını döven
(bkz: sevgilime bir kefen)


dinelmek

ayakta durmak, dik durmak.

- ve ben gövdemi denkleştirmek için doğaya
dineldim
dineldim
dineldim
(bkz: çağdaş bir ürperti)

- durup dineliyorum bütün taframla
(bkz: evet isyan)


domurmak

ağacı dallarından ve kabuklarından ayırmak.

- beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
(bkz: yaşamak umrumdadır)


dölek

ağırbaşlı, uslu.

- şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
(bkz: mazot)


dülger

yapıların kaba ağaç işini yapan kimse.

- çünkü bir gün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerinin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
(bkz: sevgilime iftira)


ehram

dokuma kumaş parçası.

- kendi ehramını tanımayan kadınlar
ansızın patlak verirdi baharda
(bkz: yaşamak umrumdadır)


esrime

sarhoş olma, kendinden geçme durumu.

- ama ne? ben miyim burada bir esrime mi
nedir bu kuşların uçuşunda gördüğüm
(bkz: gececil kuşların ürkmediği aydınlık)


esvap

elbisenin çoğulu.

- yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda
yürek elbet acıyor esvap değiştirirken
bizden artık akması beklenilen kan da katı
(bkz: tahrik)


fanya kaplan

vladimir lenin'in öldürmeye çalışan suikastçı.

-ama fanya kaplan
nasıl öldü diye sorarsak sanırım
işimiz fazlasıyla ciddileşir.
(bkz: üç firenk havası)


fayrap

ateşi güçlendirmek, bir işi hızlandırmak.

- vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
(bkz: münacaat)


fışkın

filiz, ağaç sürgünü.

- gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
(bkz: münacaat)


fokstrot

bir çeşit dans.

- ne yazıklanma duyuldu benden fokstrot günlerine yetişemediğime
ne de bir an olsun vaktimi mamboya itirazla
(bkz: john maynard keynes'ten nefretimin yirmi sebebi)


fücur

evlenmesi yasak olanlar arasındaki cinsel ilişki, ensest.

- biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
(bkz: amentü)


geniza

ibranice, istenilmeyen fakat kutsal olduğu yok edilemeyen metin ve malzemelerin saklandığı yer.

- bilmem bilemem, yahudi değilim
gizli bir yerde genizam yok
bilemem insan nerenin yerlisidir
(bkz: of not being a jew)


gökçe sancı

gökle ilgili, göğe ait, semavi sancı.

- gökçe sancım zonkluyor bileklerimde
(bkz: sevgilime bir kefen)


gönenmek

mesut olmak, rahat bir hayat sürmek

- gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
bir yakış, bir yanış tasarımı beride
(bkz: münacaat)


görk

güzellik, gösteriş.

- hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
(bkz: amentü)


gövermek

yeşermek.

- bu gövermiş güz günleri çıldırtır
çileden ve kitaplardan çıkartır insanı
(bkz: sevgilime bir kefen)

- ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını
(bkz: üç frenk havası)


gümeç

bal peteğini oluşturan altı köşeli gözeneklerden her biri.

- bir yanım hiç aymamıştır, gümeçlerde saklıdır
ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
(bkz: sevgilime iftira)


gümrah

1- gür, sağlam

2- sapmış ve yoldan çıkmış.

- önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)

hacana

kadın pazarlayan kadın. yerel kullanımda çöpçatan anlamına da gelir.

- hüznün hacanası diye bildiğim akşam
bir tanım değil midir o kıyısız ellerimiz
(bkz: davun)


hançere

gırtlak, boğaz.

- hançeremde bu şehrin
o geçimsiz mushafı
(bkz: bir devrimcinin armonikası)


harmani

pelerin.

- beni artık kimse bulmasın
beyaz harmanilerin göklere açık sofrasında
(bkz: akdeniz'în ufka doğru mora çalan mavisi)


havsala

zihnin bir şeyi anlama ve kavrama yetisi.

- benimse dar
ve dargın havsalamın
gücü yok bazı şeyleri taşımaya
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)


hayıt

akdeniz çevresinde yetişen, mavi, beyaz renginde çiçekler açan, 1-2 metre boyunda bir ağaççık, ayıt.

- hiç hayıt ağacı görmemişim
görmeden ölürüm diye korkum da yok
(bkz: akla karşı tezler)


hayz

menstrüasyon, regl.

- yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura.
eskilerin tayfası yine hep buradalar.
hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar..
havada hayza benzeyen aynı koku.
(bkz: of not being a jew)


heyûla

korkunç hayal.

- sakın styks sularının heyulası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)


hırlı

ilk anlamı doğru ve akıllı olan, ikinci anlamı ise kötü ve şımarık olan hırlı kelimesi kendi içinde tezat barındırır.

- hırlıyım, böylece büyüyor baldırlarım ve boynumun öpülen yeri
(bkz: geceleyin bir korku)


hırpanî

perişan, derbeder.

- hırpanî bir okşayışla akşam
yanaşınca çocuklara
(bkz: evet isyan)


hızar

tahta ve kereste biçmeye yarayan büyük bıçkı.

- hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
(bkz: aynı adam)


hurdahaş

onarılamayacak biçimde kırılıp parçalanmış.

- hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
(bkz: aynı adam)


ıhtırmak

yere yatırmak, çökertmek.

- ıhtırdım caddeleri meğer ki mezarlarmış
(bkz: amentü)


ılgıt

yavaş.

- kanı ılgıt ılgıt akar, kanı kara
(bkz: yaşatan)


iğdiş

hadım.

- herkesin içinde iğdiş edilmiş bir bahar
bacakları eriyor memurların, evkızlarının
(bkz: kan kalesi)


ilm-i hilâf ü cedel

tartışma yollarını araştıran bilim.

- görüyorsunuz ilm-i hilâf ü cedel düzeniyle hayat
nasıl da sürüklüyor kendini
(bkz: akla karşı tezler)


inzâl

inme, indirilme.

- yüzüm suya davranıyor koşaraktan
ve inzâl
(bkz: sevgilim hayat)


iştiha

açlık, istek.

- ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla saban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya
(bkz: içimden şu zalim şüpheyi kaldır)


kağşamak

eskimek.

- benim kağşayan umutlarım gövdeleşin
çünkü ben oraya gidiyorum: boğulmaya
(bkz: bir devrimcinin armonikası)


kakışlamak

itmek, itelemek.

- dizlerine yatırılmış olan sabah
senin kalbini kakışlardı
(bkz: sevgilim hayat)


kalebent

suçlu bulunan kişinin bir kaleye gönderilmesi ve oradan çıkamaması şeklinde verilen cezaya muhatap olan kişi.

- hiçbir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
(bkz: sevgilime iftira)


karavaş

savaşta tutsak edilen veya satın alınan kadın köle.

- köleler gördüm, karavaşlar
hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı
(bkz: propaganda)


kargış

beddua, lanet.

- ne kargış, ne infilak
yalnız
boynunda çaresiz, çıplak
isyan işaretleri taşıyan
bir ergen cesedi
(bkz: partizan)

- esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek niçin
niçin, niçin, niçin
(bkz: jazz)

kariha

düşünme gücü.

- söktüler kariha yarımküresini yerinden
bir pusula koydular açtıkları boşluğa
(bkz: ils sont eux)


kavi

güçlü, sağlam.

- o zaman benim gözlerim işte
kavi bir mavzer olur halka
(bkz: yaşatan)


kayra

lütuf, ihsan.

- varoldum kayrasıyla varedenin
eşref-i mahlukat
nedir bildim
(bkz: münacaat)


kıtal

vuruşma, öldürüşme.

- bu dokunuş parlatınca beni,
benden biraz dünya isteyen ricacıları öldürdüm ve kıtal bitti
(bkz: of not being a jew)


kös

savaşlarda, at ya da araba gibi bir şeyin üzerine konulup çalınan büyük davul.

- vurulsun kösleri şu gâvur sevdamızın
vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa
(bkz: evet isyan)


kösnümek/kösnemek

(at, eşek gibi hayvanlar için) çiftleşme, eşleşme zamanı gelmek, eş istemek.

- yıldızlı gökten bana soracak olursanız
kösnüdüm ona karşı
onu hep altımda istedim.
(bkz: sebeb-i telif)


küheylân

asil arap atı.

- yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylân
(bkz: yaşamak umrumdadır)


markut

yer yer anka kuşu ile özdeşleştirilen, türk mitolojisinde gök yolculuğuna çıkan kam ve şamanların kılavuzluğunu yapan efsanevi dişi kuş.

- çocukların düşlerinde bir markut
bir kurbağa zıplıyor yaşamamızdan
her gün zıplıyor, her gün eksiliyor, her gün
markuuuut! torbanı sarkıt
(bkz: acının omuzlanışı)


max stirner

asıl ismi johann kaspar schmidt olan, varoluşçu ve post-yapısalcı kuramın öncülerinden olan alman düşünür.

- gülünç bir ölümle öldü deniyor max stirner için
çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir
(bkz: üç firenk havası)


mekkâre

yük hayvanı

- marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir
(bkz: amentü)


merd-i meydan

yiğit.

- ben merd-i meydan
yani toprağın ve kanın gürzü
(bkz: evet isyan)


merkep

eşek.

- oysa her gün
merkep kiralayıp da kazılan kökleri
forbes firmasına satan
babamdı
(bkz: amentü)


muğlak

belirsiz, muammalı.

- terli, muğlak adamların hevesleriyle
harman edilmiş tenim
(bkz: kalk düğüne gidelim)


muşta

bedensel saldırı silahı.

- bazı geceler çıkarken
uçarı bir gülümsemeyle takındığım muşta
gibi lükslerim burada kalacak
(bkz: mataramda tuzlu su)


muştu

sevindirici haber, müjde.

- tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar
polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda
patronları kudurtan gazteler satarlardı
(bkz: sevgilim hayat)


mutantan

görkemli, şatafatlı.

- ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını
(bkz: ölüm cantabile)


müheyya

hazır ve nazır olmak.

- oradaydık hepimiz, müheyyâ bekliyorduk
salaştı mukadderat, bozulmuş bir nişandı
(bkz: bir yusuf masalı)


nalça

ayakkabıların altına çakılan demir, küçük nal.

- var mıdır nalçaları sevincin
gün tene değince kanatları uzar mı
(bkz: ince sızı)


navlun

taşıyıcı tarafından gemisinde taşınacak yük için istenen ücret.

- açıklanacak, belletilecek olan belki
milat öncesi ve sonrası lâkırdıları
karışık banka hesapları, navlun
(bkz: kan kalesi)


neftî

siyaha yakın yeşil tonu.

- zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
(bkz: yıkılma sakın)


nesteren

güzel kokulu bir sarmaşık gülü.

- eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
(bkz: münacaat)


nirengi noktası

referans noktası, baz alınan yer.

- haritamda caddeyi ürpertiye açacak
bir kaç kaçıktan başka nirengi noktası yok
(bkz: of not being a jew)


oğunmak

bayılmak, ağlamaktan güçsüz kalmak.

- akşam vakitleriyle oğunup uzun zaman
kanaryalarla kesmişim uzayan tırnaklarımı
(bkz: ölü asker için ilk türkü)


ondurmak

onarmak, iyiye döndürmek.

- yaralarımı onduranımsın
(bkz: kan kalesi)


payanda

destek.

- artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım
böğrümde kambur çocuklardan bir payanda
(bkz: kan kalesi)


pazen

pamuklu kumaş çeşidi.

- çünkü biz savaşmasak
annemin giydiği pazen
sofrada böldüğümüz somun
yani ıscacık benekleri çocukluğumun
cılk yaralar halinde yayılırlar toprağa
etlerimiz kokar
gökyüzünü kokutur
(bkz: sevgilim hayat)


pekos bill

amerikan eski çizgi romanlardaki efsanevi kovboy.

- tanrım, pekos bil'im gözet beni
- tanrım, pekos bil'im üşüt beni
- tanrım, pekos bil'im uçur beni
(bkz: geceleyin bir korku)


potur

arka tarafında kırmaları çok, bacakları dar bir tür pantolon.

- boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
(bkz: mazot)


pusat

giysi ve giysilik kumaş.

- yukardan bakarım efendilerin pusatlarına
(bkz: evet isyan)


radde

derece.

- bizi bırakmıştın
acı güller salınırdı kanımın raddelerinde
(bkz: akdeniz'in ufka doğru mora çalan mavisi)


revnak-ı bahar

parlak, gözalıcı bahar.

- şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut
yolun çamurunda revnak-ı bahar bulacaklar
(bkz: of not being a jew)


revolver

tabanca, altıpatlar, piştov.

- hınçlar ve revolverler uçuşur
kabuklu yüreklerinden bazı adamların
(bkz: çağdaş bir ürperti)

sası

tatsız tuzsuz, kokuşmuş.

- benim bu sası karanlığa zorla, zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu
(bkz: sevgilime iftira)


satrap

pers krallığında eyalet yöneticilerine verilen isim, vali.

- çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
(bkz: münacaat)


semender

1- dört bacaklı, uzun gövdeli, kertenkeleye benzeyen, birkaç türü bulunan bir hayvan.

2- ateşte yanmadığına hatta ateşi söndürdüğüne inanılan efsanevi hayvan.

- değil mi ki albatrosu baudelaire'den
yves bonnefoy'dan semenderi öğrendim
(bkz: akla karşı tezler)


sertelmek

direnci artmak.

- ve o sertelmektedir yaralardan
kasıklarına boşalmaktadır nal sesleri
(bkz: evet isyan)


setre

düz yakalı, önü ilikli ceket.

- ve anamın kanserine alıştım
ve de bir simsar gibi asfalta ve otobüslere
bir vitrin gibi
bir bıçak, bir
setre
(bkz: bir devrimcinin armonikası)

sulb

sırtın üst kısmından kuyruk sokumuna doğru olan kısım, omurga kemiği. soy, sülale anlamı da mevcuttur.

- değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
(bkz: sevgilime iftira)


sütre

fiziki engel.

- atmak yok
uzaktan sahra topu
veya havan topu sütre gerisinden
ellerimle yakalayacağım hepsini
(bkz: john maynard keynes'ten nefretimin yirmi sebebi)


şarlamak

bağırıp çağırmak.

- gök
şarlayarak devrilse ardımdan
(bkz: partizan)


şavk

ışık.

- ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
benim göğsüme göğsüme vurup durur
(bkz: aynı adam)


şayak

kaba dokunmuş, yün kumaş.

- şayaktan bir sabah örtüsü takılıyor aklıma
(bkz: muş'ta bir güz için prelüdler)

- boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
(bkz: mazot)


şehbender

konsolos.

- 1300 tarihli şehbenderlere dair talimata
ve anamın kanserine alıştım
(bkz: bir devrimcinin armonikası)


şirpençe

karbonkül denilen hastalık, kan çıbanı, kızılyara.

- etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam
(bkz: jazz)


taflan

hint kirazı.

- hepimiz, yani taflan çiğnemekle güzelleşen çocuklar
(bkz: akdeniz'in ufka doğru mora çalan mavisi)


tarazlanmak

derinin pütürlenmesi.

- benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı
(bkz: karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak)


tavsamak

bir durum karşısında hızını kaybetmek, yavaşlamak.

- zaten bir tanım değil midir
tavsayan düşüp kalkmalara
(bkz: davun)


tebelleş

istendiği halde gitmeyen, musallat olan.

- bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya
(bkz: kan kalesi)


tecimevi

ticarethane.

- yırtarak açtığımız zarflarda
büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda
(bkz: partizan)


telefat

ziyan, heba olmuş.

- hayır seni asla bunların hepsi
telefat dünya gözüyle
bir kez bile görmek istemiyorum acıdım ömrümce
beler vermezdim seni görmek için gibisinden cümle kuranların haline
uğruna dağları delmem ummana dalmam atmam ateşe naçiz bedenimi
(bkz: john maynard keynes'ten nefretimin yirmi sebebi)


teneşir

üzerinde ölü yıkanan ayaklı tahta, salacak.

- bir gün bakarsınız
şu güzelim bilgiç beynimi kırıp
teneşir tahtası olarak kullanabilirim
(bkz: akla karşı tezler)


tüze

hukuk, adalet.

- sonra ordan fırtınalı bir tüzeyle halka bakınca
yeniden yaralandım dünya ırmaklarından
(bkz: yaşatan)


üstüpü

en hassas dokulara temas edebilen, temizlik işi için kullanılan ince ip.

- günler ellerimi sildiğim birer üstüpüdür buralarda
(bkz: muş'ta bir güz için prelüdler)


valentina tereşkova

uzaya çıkan ilk kadın.

- valentina tereşkova
ve çekik gözlü kadın komandolar
çünkü üç gün beslendiler senin gözyaşlarında
(bkz: kalk düğüne gidelim)


vüsat

genişlik.

- vüsatini kazanır kazanmaz bir alandan
bir oylumdan kazanır kazanmaz künhünü
döndü gerisin geri
(bkz: john maynard keynes'ten nefretimin yirmi sebebi)


yalgın

serap.

- gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
(bkz: münacaat)


yengi

birçok emek ve tehlikeli uğraşı sonucu elde edilen zafer.

- benliğim kurtlaşmış bir çocuğu
sıkıştıradursun beynimde
yengiyi yabanca söken
(bkz: çağdaş bir ürperti)


yılgı

bir takım nesneler karşısında duyulan müthiş korku.

- indir koynumun yılgısını mor bulutların ordan
(bkz: davun)

- yılgı yanımıza yanaşamazken
bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi?
(bkz: yıkılma sakın)


yırtlaz

küstah, edepsiz.

- dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar!
falları grafiklerde bakılanlar siz de işitin!
külden martı doğuran odalıklar
ve kâhyalar
kara pıhtıyla damgalanmış veznelerde dili
şehvetsiz çilingirler, yaltak çerçiler
celepler ki sıvışık, natırlar ki nadan
ey hayat rengini sazendelik sanan
yırtlaz kalabalık!
dinleyin bendeki kırgın ikindiyi
hepiniz kulak verin!
(bkz: naat)


yu(n)mak

1- yıkanmak.

2- olmamış saymak, geçmişi anmamak.

-yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum
(bkz: partizan)

-bu şaşkınlığı çünkü gece yuyamaz
sanki ne kalmıştır çocuklara isa'dan
(bkz: yorgun)


ve erbain

hicrî takvime göre 22 aralık ve 31 ocak tarihleri arasındaki, zemheri ayı diye de bilinen, kışın en çetin zamanlarından biri olan "kırk gün" gün anlamına gelmektedir.

ABD'de, Siber Zorbalık İçin İlk Eyalet Yasasının Oluşturulmasına Sebep Veren Ölüm: Megan Meier

DAHA FAZLA İÇERİK