Bir Halı Sahada Yaşanabilecek En Saçma Olaylar
Halı sahada da saçma sapan olaylar yaşanır mı demeyin; yaşayanlar var.
Bir Halı Sahada Yaşanabilecek En Saçma Olaylar
iStock.com

maçın sonları. korner çizgisi yakınlarında toplaşmış bir faul pozisyonu üzerine tartışıyoruz. allahtan korner bölgesinde toplanılmış ve maç durmuş vaziyette çünkü büyük bir cayırtı eşliğinde sahaya bir araba uçarak dalıyor. tel örgüler şahin marka arabanın zemine inişini nispeten yavaşlatsa da büyük bir facia ucuz atlatılıyor. arabadan boş bira kutuları eşliğinde zar zor çıkardığımız eleman maçın kaç kaç olduğunu soruyor.

gözlerimle gördüğüm 0-0 biten halı saha maçı, bir halı sahada yaşanabilecek en saçma olaylar arasında yerini almıştır.

maça çağırdığımız bir elemanın (ki kendisi gelirsem dengeler değişir demişti) ısınırken bana "şş paşa! topu bana atsana bi solak mıyım değil miyim ona bakıcam" demesi, üstelik solak olup olmadığını anlamak için çektiği şutta topun koskoca sahada kalenin 3 metre yukarısında bir topun anca sığacağı delikten çıkıp gitmesi ve "solak değil mişim ehuehehehe" dedikten hemen sonra diğer topu isteyip bu kez sağ ayağıyla çektiği şutta topun bilmem kaç milyonda bir kez olacak ihtimale yine aynı delikten dışarı çıkması hayatımda halı saha maçlarında beni en çok şaşırtan olaydır. bir daha da şut çekmedi kerkenez.

hayır adam bizimle dalga mı geçti anlamadık maç başlayıncaya kadar. maç başladı da fasulye olduğunu gördük de bir daha çağırmadık pilardacıyı (aramızdaki lakabı oldu bu olaydan sonra).

ilçede yapılan köyler arası turnuvaya katılmıştık gençeken, maç akşam 6-7 gibi falan. biz erkenden indik ilçeye, e yapacak bir şey de yok, gittik oturduk birahaneye. saat akşam oldu, yıkıla yıkıla gittik sahaya, hepimiz maymun götü olmuşuz zaten bir de kalecimiz kayıp üstüne, fazla kaçırmış zaar. 

baktık ilçenin şarapçısı dolanıyor oralarda, "beton fevzi" adı, adam harbi beton çünkü kıpırdayacak mecali yok pezevengin. aldık fevziyi de kaleye, başladık oynamaya sıcağın altında ama köpük köpük bira terliyoruz resmen. bir ara devre oldu karşı takıma abileri taktik veriyor, ateşli ateşli. bizim abiler de bi kasa bira getirmişler serinlersiniz diye. 

o kasayı da sikerttik devre arası ve işin saçma tarafı ne biliyor musunuz, biz o maçı aldık amına koyiim. nasıl becerdik kimse hatırlamıyor.

göt içi kadar sahada şampiyonlar ligi tribine girilip serbest vuruş organizasyonuna teşebbüs edilmesi...

hinlik ve kurnazlık kokan bu organizasyonda ilk oyuncu, üstünden atlamaya çalıştığı topa topuğuyla basarak dengesini kaybedip önce kelebek stil yüzer gibi debelenir halde birkaç metre koştu ve sonrasında uçarak yüzükoyun yere kapaklandı.

frikiğe hunharca abanmak için bir hayli gerilmiş olan ikinci oyuncu freni patlamış kamyon gibi gelerek olanca haşmetiyle topa vurmaya yeltendi fakat az önceki kazma yüzünden top son anda yerinden oynadığı için ayağı boşa savrulmuş oldu.

o momentumla boşa savrulan ayak tam bir jean claude van damme elastikiyetiyle kafa seviyesine kadar yükselirken usta frikikçimiz can acısı, şaşkınlık ve pişmanlıkla anırarak geriye doğru devrildi.

top boşta kalınca üçüncü oyuncu ani bir ara pası denemesi yapmayı düşündü fakat top çapraz koşu yapmaya çalışan takım arkadaşıyla tamamen farklı tarafa yöneldi ve adeta "ben kendi işimi kendim halledeyim" dercesine tin tin gidip kaleyi buldu.

resmen ve alenen gol olmuştu, çünkü o sırada kaleci kale çizgisine yatmış, gülmekten kıvranır haldeydi.

maç bitmiş, can hıraş dışarı çıkıyoruz sahadan kafamızdan dumanlar çıkıyor, beyne oksijen yok ya da yok denecek kadar az gidiyor. bizden sonraki ekip girdi sahaya. 15 yıldır görmediğim ilkokul arkadaşıma çok benzeyen birini gördüm. ve farkettim ki kan şekerim düşünce ve oksijen kifayetsizliğinde insanları birbirine benzetiyorum.

+ birader senin adın şevket mi?
- yoo
+ nasıl yoo ya
- siktir git lan
+ nasıl siktir git ya
- ...

sene 92-93 filan. adam eksiğimiz var daha doğrusu bizim kaleci hasta üşütmüşüm filan diyor.. yalvar yakar maça getirdik çocuğu. maç başladı bizim kaleci yerinde duramıyor bir hareket hep. neyse kaleye şut geldi kalecimiz topu tuttu ama tutar tutmaz paçalarından bok akmaya başladı. mideyi üşütmüş ishalmiş eleman. top karnına geliyor kucakladığında basınçla da tabi koyuveriyor... o kaleye kimse geçmedi maç da bitti. halı saha sahibi de boku bize temizletti. ..

nefret ediyorum halı saha maçlarından. zorla götürüyorlar kırk yılda bir. öyle malak gibi dolanıyorum sahada ben de. bir gün yine böyle zorla götürmüşlerdi. sürekli yapıyorlarmış. geçen hafta fark atmış bizim takım bunlara. bunlar da hırs yapmış. gidip bir zenci transfer etmişler. evet. bildiğimiz zenci. bizimkiler itiraz etti. "o ne amına koyim biz de dışarıdan adam getirelim o zaman" dediler. rakip de itiraz etti. "yabancı değil bizim arkadaş" dediler. bizimkiler ispat etmek için türkçe bir şeyler sordular. çocuk cevab veremedi. evet. bizimkiler maça çıkmadı. maç iptal oldu. rakip de "hükmen 3-0 kazandık ehuehueh" diye taşağını geçti. ne bileyim. çok acayipti.

kafamda milyon tane soru var konuyla ilgili.

bizim takımda oynayan bir arkadaşın, maç bittikten sonra yavaşça yaklaşarak;

-ya maç kaç kaç bitti ve en önemlisi kim yendi?

(bkz: yok ebenin amı ali sami)

bir kere de maç yaparken, dışardan deri montlu bir adamın sahaya girerek, topa koşması, pas at demesi... sen kimsin dediğimizde ise;

pis pis sırıtarak dışarı çıkması ve dışarda bekleyen arkadaşlarıyla gülmeleri.

(bkz: oğlum mal mısınız siz?)

yuzune cok sert bi sekilde top carpan kalecinin,saskin bakislar altinda orta sahaya kosup orada bayilmasidir.

şike yapmak olabilir. şirket içi turnuvaya eğlence olsun diye en tapon adamlardan takım kurarak katılmak. 

tüm maçları 20-25 gol civarında yiyerek tamamlamak. son maçta averaja ihtiyacı olan takımla anlaşıp 50 dakikada 36 gol yemek. takımca güzel bir rakı balığı haketmek.