Bir Psikiyatrın Gözünden: Evlilik Denen Şey Neden Bu Kadar Zorlu ve Yıpratıcı?
Evli erkeklerin, bekar arkadaşlarına evliliği hiç tavsiye etmemesi sık rastlanan bir durum. Neden böyle bir durum var? Yorulmadan tekrar tekrar irdelediğimiz bu evlilik denen şey neden böylesine zor?
Bir Psikiyatrın Gözünden: Evlilik Denen Şey Neden Bu Kadar Zorlu ve Yıpratıcı?
Gone Girl

dostlarım, romalılar...

gelin şu hakkında ekşi sözlük'te binlerce entry yazılıp lanetlenen evlilik müessesesine yakından bir bakalım.

evlilik kurumu aslında sosyal ve hukuki bir kurumdur. üreme kontrolü, doğan çocukların bakımının paylaşımı, toplumsal düzenin sürdürülmesi için gerekli sosyal görevlerin ve rollerin yerine getirilmesi, hukuki açıdan gelişebilecek çatışmaların kolay çözülmesi gibi işlevleri bulunur.

bunun dışında kalan ve insanların - en azından bir kısmının - zorlandığı kısım ise duygusal komponent (bileşenler).

iki insanın bir araya gelip, aynı çatı altında yaşaması kolay bir şey değil. bu evlilik için de birlikte yaşamak için de geçerli. her insan ilişki kurmayı kendi ebeveynlerinden öğrenir. gerek ebeveynlerinin kendisiyle kurdukları ilişki, gerekse anne babasının aralarındaki ilişki bir çeşit şablon oluşturur insanın zihninde.


çift terapisinde en yoğun çalıştığım yerlerden birisi aile hikayesidir.

herkes evliliğe bir valizle gelir. o valizin içinde, kendi ailemizden gördüklerimiz ve onlarla olan etkileşimlerimiz vardır. erkek de kadın da evim dedikleri yere gelince, doğal olarak valizleri boşaltır.

diyelim adamın annesi çilekeş, babası hovarda. anne kendini evine adamış, yememiş yedirmiş, kendini unutmuş bir kadın. baba da kendi hazzı peşinde koşarken evini unutmuş bir adam. bu adamın eşinden beklentisi, annesinde gördüğü davranışlardır. eşi normal bir kadın gibi davrandığında, onu kendisini sevmemekle, yeterince iyi bir ev kadını olmamakla suçlayabilir.

bakın işte bu adam, evliliği size asla tavsiye etmez. çünkü kadınlar kötü, umursamaz, evlenince birden değişen varlıklardır. oysa evlilik, adamın beklentilerini açığa çıkaran olaydır aslında. sevdiği kadın, 'karısı' olduğunda, annesinden gördüklerini onda görmek ister ve annesine öfkesini ona yansıtır.
(evet, annesine öfkelidir de çünkü o kötü çocukluğun bir nedeni de annesinin tutumudur, ama buraya girmeyeceğim, karmaşık meseleler)


ikili ilişki sürdürebilmek belli bir ruhsal olgunluk gerektirir.

bu evlilik için de geçerli, sevgililik için de. insanlar birey olmadan, kendilik atılımını yapmadan, yeterli duygusal olgunluğa erişmeden evlendiklerinde, yoğun çatışma yaşıyorlar. bazen de hakikaten beklentiler çok uyumsuz oluyor, beklentilerinin nereden geldiğini yorumlayamayınca kısırdöngüye girip, boğuluyorlar.

her ikili ilişki ölene dek sürecek diye bir şey yok elbette, ancak aynı şekilde evlilik kötüdür diye bir şey de yok. taraflar temelde ruhsal yapılarının ve ilişkiye yanlarında getirdikleri valizlerin izin verdiği evliliği yaşıyorlar. tavsiye edilen de edilmeyen de tavsiye sahibinin özgün yaşantısından ibaret. herkes kendi ruhsal dinamiklerinin çizdiği kaderi yaşar, böyle konularda tavsiyeyle hareket etmeyin, yaşayıp görün.

hayat yazı turadan ibaret, evlenmek, iş güç, ebeveynlik, arkadaşlık. iyi mi olacak kötü mü bilmeden deniyoruz hepsini. iyi de ediyoruz; harekete geçmek, yerimizde saymaktan iyidir. 

yüzde elli şansınız var, tadını çıkarın.