Bir Renk Körünün Gözünden: Çocuk Yaştan Bu Yana Renk Körü Olmanın Zorlukları
Renk körlüğü, görme merkezinde özel bir pigment molekülünün bulunmaması veya gerektiğinden az bulunması durumuna deniyor ve bunun sonucunda da bazı renkler birbirinden ayırt edilemiyor. Çocuk yaştan bu yana bu dertten muzdarip olan Sözlük yazarı ''smokinli ayi'' yaşadıklarını anlatmış.
Bir Renk Körünün Gözünden: Çocuk Yaştan Bu Yana Renk Körü Olmanın Zorlukları
iStock.com

ehehe bu ne renk?

hayatınız boyunca en çok duyacağınız şey bu olacaktır.

30 yaşındayım kime renk körü olduğumu söylesem, kırmızı olan bir nesne göstererek;

- ehehe bu ne renk?

ulan renk körüyüz gerizekalı değiliz. domatesin kırmızı olduğunu biliyoruz.

ciddi ciddi bizi gerizekalı sanan insanlar var, bir kere renk körü olduğumu söyledim bir ortamda, adam cebinden yirmi tl çıkardı;

- ehehe peki bu kaç para? dedi.

senin sıfatına sıçayım dedim yüzüne yüzüne.

bu hastalığı çocukken fark ederseniz şanslısınızdır, ama hüzünlü hikayeleri vardır bu çocukların. benim hikayem mesela;

annem tarafından domates almak üzere markete gönderilmiştim, 2 kilo domates aldım eve geldim. aldığım domatesleri gördüğünde annem beni tekrar markete gönderdi ve en kırmızılarını seç oğlum diye tembihledi. en kırmızı domateslerle eve döndüm. annem suratıma sanki gerizekalıymışım gibi bakarak babamı çağırdı. durumu anlattı.

babam: oğlum canın turşu mu istiyor?
ben: yoo
babam: peki neden o zaman turşuluk domates alıyorsun?
ben: turşuluk domates ne?
babam: oğlum neden yeşil domates alıyorsun?
ben: en kırmızılarını aldım baba.

işte bundan sonra trajikomik hikayem başlıyor. peder yeşil domatesi alıp bu ne renk lan diye sorduğunda;

babam: bu ne renk lan?
ben: kırmızı.
babam: lan ne kırmızısı?

annemle birbirlerine bakıyorlar, peder buzdolabından bir kivi çıkartıyor. ortadan ikiye kesip tekrar soruyor;

babam: bu kivi ne renk?
ben: kırmızı.
babam: uydurma lan!

elindeki egzotik meyve ile yaratana bakıyor ve bismillah çekerek tekrar soruyor;

babam: ne renk lan bu?
ben: kırmızı.

kivinin rengi yüzünden babanız ağladı mı hiç?

işte bu vesile ile öğreniyoruz renk körü olduğumu.

zordur renk körü olmak. babam bile yıllarca kendisiyle taşşak geçtiğimi düşünmüştü.

renk körü olduğunuz için zamanla paranoya başlar, insanlara kolay kolay güvenemezsiniz.

mesela;

ortaokul ikinci sınıfta tam bir ergenim, din kültürü hocasının;

''yüzündeki sivilceler bile yüce allah'ın takdiri ve ispatıdır''

lafından sonra allah'a isyan edip, game of thrones'daki jon snow gibi siyahlara bürünüyorum. hani yaz günü bile postal giyip, siyahtan başka renk kullanmadan sürekli heavy metal dinlediğiniz satanist dönemler.

hiç unutmam odamda kreator - phobia dinleyip kendi kendime kafa sallayarak takıldığım bir anda babannemin aniden odama girip beni o halde görmesiyle içime cin girdiğini düşünerek eüzü besmeleyi çakıp ayetel kürsi okumaya başladığında;

- yea babanne çok banalsın! yeaa!

dediğim olmuştu.

neyse konuya dönelim, son sınıfta en satanist takıldığım dönemlerde henüz keçiören'de slayer dinleyen biriyle karşılaşmadığım için hiç yoktan iyidir diyerek haluk levent dinleyen bir kızla yakınlaşmıştım okuldan.

mezuniyet balosu yaklaştığında;

- balo'da simsiyah giyinmeyeceksin değil mi? hadi alışverişe gidelim! demişti.

mavi kanvas pantolon ve gri gömlek almıştık.

devlet su işleri misafirhanesi yemekhanesinde balo başladığında;

peder kulağıma eğildi;

babam: pembe gömlek, mor pantolon aynı rober hatemo gibisin evlat.

dedi.

rober hatemo yüzünden babanız kahkaha attı mı hiç?

babanızın kahkahasıyla güven duygunuzu kaybettiniz mi?

zordur renk körü olmak.

göğüs ucunu gösterip;

eheheh bu ne renk?

diyen manyak kadınlar girdi mi hayatınıza?

okey oynarken; yere okey atıp, çayınızı yudumladıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi gülümsediniz mi ortağınıza?

DAHA FAZLA İÇERİK