Bir Sözlük Yazarının, Efes Pilsen'in Efsane Oyuncusu Petar Naumoski ile İçinizi Isıtacak Anısı
90'ların ikinci yarısında futbolda Gheorghe Hagi neyse, basketbolda da Petar Naumoski oydu. 1996'da Efes Pilsen'in kazandığı Koraç Kupası'nı getiren birincil isim olan Naumoski'nin, saha dışında nasıl bir insan olduğunu anlamamızı sağlayacak olan bu tatlı hikayeyi Sözlük yazarı "angrist" anlatıyor.
Bir Sözlük Yazarının, Efes Pilsen'in Efsane Oyuncusu Petar Naumoski ile İçinizi Isıtacak Anısı


sene 1997. efes pilsen - türk telekom ptt final serisi son maçı. yer maslak darüşşafaka spor salonu. biz 8. sınıfta okuyan ve basketbol aşığı bebeler olarak o dönem - ki bence bir çocuk için, ya da herhangi bi basketbol sever için türkiye'de ve nba'de basketbol açısından efsanevi zamanlardı. efsanevi kadrolar, oyuncular, dergiler (fastbreak) vs vs. - neredeyse darüşşafaka'da ki bütün maçlara gidiyor, evimizden ve okuldan çok o çevrelerde vakit geçiriyorduk.

tabii ki final serisini de tribünlerden takip ettik ve efes'in şampiyonluğuyla beraber seremoniden sonra bir şekilde takımla kucaklaşmak için salona indik. tamer oyguç kupayı kucaklayıp soyunma odasına götürürken, yanlarından sıvışıp soyunma odasına kadar gazetecilerle birlikte takip ettik. ben tamer oyguç'un formasını kaptım, arkadaşların çoğu maç sonrası giydikleri şampiyonluk t-shirtlerinden kaptı (yamulmuyorsam power fm sponsordu, arkalarında power fm reklamları vardı diye hatırlıyorum) gazetecilere poz verip soyunma odasında kıyafetlerini fırlatırlarken.

neyse hepimiz mutlu ve gülen yüzlerle, şampiyonluk hatıralarıyla oradan ayrıldık. en baba hatıra bendeydi tabi, tamer oyguç'un terli forması (ki sırılsıklam formayı üzerime geçirip eve gittiğimde ter kokusundan annem eve almayacaktı ki rahmetli babamın girişimleriyle olaydan sıvıştım). bir arkadaş da şortunu almıştı gerçi, vermedi bana takım yapayım pezevenk. ilk siyahi pipiyi de o soyunma odasında görmüştüm, yanlış hatırlamıyorsam deririck alston duştan çıkmıştı ki hafızamdan silmek istediğim ama silemediğim görüntülerden biridir ki onu geçiyorum izninizle.

O zamanki adıyla Efes Pilsen'in Koraç Kupası'nı kazanan kadrosu.

asıl olayımızın kahramanlarına gelirsek. adı eyüp, maçtan sonra elleri bomboş, yüzü mahsun, kendisi tombik, basketbol, petar naumoski ve mahsun kırmızıgül aşkı ise anlatılmaz olan. adama anneni mi babanı mı daha çok seviyorsun diye sorsan adam naumoski diyor o derece. hoş ikinci olarak da mahzun'u sayıyordu artık evde ne yapıyorsalar çocuğa bilemiyorum.
maç bitti, şampiyonluk kutlandı, ganimetler toplandı, seyirciler gitti, murat evliyaoğlu harley'i ile, diğerleri arabalarıyla yavaş yavaş ayrılmaya başladı. ama biz bekliyoruz çünkü petar daha çıkmadı. eyüp diyor siz gidin, benim petar'ı görmem lazım, ona dokunmam lazım, kutlamam lazım. yav dedik hadi, evdekiler meraklanacak, bak bir daha izin vermeyecekler falan dinletemedik.

derken porsche ile uzaktan belirdi petar. hani ışıklarda mendil satan bebeler olur ya, o tablonun aynısı yaşandı çıkış kapısı yakınlarında tek farkı mendil yerine tshirtler formalar vardı elimizde. petar durdu, açtı camı. yanında da tanımadığım biri var. eyüp heyecanlı, eyüp aşık, eyüp şişman bir deli oğlan on üçünde. bildiğin adamın dili tutuldu, türkçe'yi ve diğer tüm dilleri unuttu o cam aşağı inince. neyse biz yetiştik imdadına dedik naumoski abi, bu adam seni çok seviyor, senden bir hatıra istiyor. naumoski dedi ki valla hiçbirşey kalmadı anam babam. ne var ne yok yağmaladılar, çorapları bile verdim. ne desin adam, 13-14 yaşında bebelerle mi uğraşacak şampiyon olduğu akşam.

neyse bizim eyüp ilk şoku atlattıktan sonra tekrar hatırladı konuşmayı. dedi öpeyim ben seni, olsun varsın olmasın hatıran. ama eyüp'ün gözler yaşlı, sanki sevgilisiyle ayrılık gecesi yaşıyor bebe. sonra petar naumoski hiç beklenmedik bir şekilde, durun bakayım bekleyin burada iki dakika dedi. taktı geri vitesi, bir manevrayla döndü gitti gerisin geri. biz başladık beklemeye. 5 dakika falan geçti dedik oğlum hadi gidelim, bak evdekiler kudurmuştur, maç biteli kaç saat oldu, taşlarla tüfeklerle karşılarlar bizi. ama dedim ya eyüp bir deli oğlan on üçünde gider mi hiç. hülyalı bakışlarla bakıyor yola, dilinde bir mahsun türküsü. yav dedik eyüp etme eyleme, bırakamayız da seni burada bu şekilde, gel gidelim adam şampiyonluk gecesi 5-6 tane sümüklü bebe ile mi uğraşacak, basıp gitmiştir arka kapıdan.


biz bunları söylerken ileriden iki tane far deldi geçti gecenin karanlığını. eyüp'ün göz bebeklerinin içi aydınlandı, nur gibi indi üstüne porsche'nin ışıkları. petar naumoski denen evliya, açtı camı, elinde forma, şort, çorap, tshirt'ten oluşan bir set. durdu zaman eyüp için, durdu dünya. sordu naumoski ismin ne senin diye. eyüp yine unuttu konuşmayı heyecandan, biz dedik eyüp bu arkadaşın ismi diye. bir de imza çaktı en fiyakalısından uzattı formayı ve diğerlerini. iyi geceler dileyerek karıştı gecenin karanlığına.

bizim için zaten efsaneydi ama o geceden sonra peygamberliğe yükseldi gözümüzde. 13-14 yaşındaki bebelere, şampiyonluk yaşadığı gece, onları bu kadar adam yerine koyup, sırf bir çocuğun hayallarini gerçekleştirmek için dönüp hangi sporcu uğraşır bilmiyorum günümüzde.
eyüp'e o geceden sonra ne oldu bilmiyorum, zaten okul bitmek üzereydi, orta okuldan sonra da bir daha görüşmedik. ama o geceden sonra yaptığımız maçlarda herkes naumoski oldu sahada, posterleri asıldı hepimizin duvarına. gerçi murat evliyaoğlu da o dönem bizim grup için ayrı bir yerdedir ama o da başka bir entry'nin konusu olsun madem. işten bu kadar kaytarmak yeter bugünlük...