Black Mirror'ın 3. Sezon 1. Bölümündeki Distopyaya Ne Kadar Uzağız?
Efsane dizi Black Mirror, geçtiğimiz günlerde 3. sezonuyla geri döndü. 3. sezonun ilk bölümü ''Nosedive'' ile oldukça başarılı bir sistem eleştirisi yapan Black Mirror'ın, bu bölümde bahsettiği distopyaya aslında çok da uzak sayılmayız.
Black Mirror'ın 3. Sezon 1. Bölümündeki Distopyaya Ne Kadar Uzağız?

3 sezon boyunca her biri farklı distopya evrelerini anlatmıştır, hangisine "olmaz" diyebiliyoruz? son sezonun ilk bölümü "nosedive" ile bu defa fazla yakından geçti.

swarm'larda foursquare'lerde mekan oylarken sıranın insanlara gelmeyeceğini mi sanıyorduk? hayır zaten twitter'da kendine fenomen(!)ler aleni olarak başlamıştı buna, "beş on takipçisi var buna cevap mı verilir" diye. bu anlatılan da takipçi sayısı ile adam muamelesi görmekten farklı değil, daha adil lan hatta. ettiğine göre ederini bulabiliyorsun öyle bir ihtimal var yani. şu anda bazı sektörlerde işe alınırken facebook - instagram - twitter geçmişinizin değerlendirmeye alınmadığını mı sanıyorsunuz? ''ne yapalım?'' diyorsanız cevabım şu, izleyin-izlettirin şu bölümü insanlara. yemin ederim üzerinde düşünme imkanım, zamanım yeterli olsun diye sezonun yeni çıkan diğer bölümlerini izlemedim. tüketim toplumu olarak geri kalmama, güncel kalma ve hatta öncü olma -piyasaya çıkan telefonu ilk alan olma gibi- adına neleri ıskalıyoruz farkında mısınız? doctor who'da reptilian ablanın söylediği gibi, insanoğlunun en eski problemine dönüp duruyoruz; ''kabul edilme''. bu birinci evresi idi.


ikinci evresi ''tek tipleştirme'', yani teoride politika ve siyasette mangalda kül bırakmayacak insan gelip ya iphone (ios) fanboyu ya samsung (android) partizanı oluyor. zıplamayın hemen mesele bu değil, misal sadece. dediğim şu; eskiden ne markalar, ne modeller ne cihaz tasarımları ne telefon yazılımları varken geldiğimiz nokta adeta boks finali gibi. doğa biz fark etsek de etmesek de içimizde. meşhur deyiş gibi ''maymunu ormandan çıkarabilirsin ama ormanı maymundan çıkaramazsın''. yani biz doğal seleksiyon'dan kendimizi muaf tutmak için yeni bir düzen kurduk ama bu derme çatma bir doğa taklidi ve başarısız olacağı hepimizin bildiği bir şey. işte bu imitasyon seleksiyonda doğa ananın ''adil rekabet'' maddesini ekleyemedik biz. canlılar arasında misal veriyorum ceylanı yakalayan aslan tutup bir diğer ceylanı da yarın yerim diye avlamadığı için bu düzen ayakta kaldı. oysa biz ''aç kalma korkusu'' ile yarını, öbür günü, yıllar sonrayı garantiye alacak kadar yağmaladık. zaten bu yüzden o düzenden çıkıp adına medeniyet dedik. tıpkı demokratik kongo cumhuriyeti gibi. yapılanı kendi ile alakası olmayan hatta zıttı şeylerle adlandırmak bir savunma mekanizmasıdır. medeniyet... peh.


konuya dönelim tek tipleştirme diyorduk, işte bu adil olmayan rekabet düzeni aracılığıyla güç gücü ''para parayı çeker'', hatırlarsın bu sözü. o nedenle eninde sonunda ayakta kalacak tek aday olur, tek tür olur, tek marka olur. gidişat bu, kehanet değil yani. ha tekrar edelim ''şimdi ben kapatsam sosyal mecraları?'' demek yeter mi? tek başına yetmez çünkü sistem umarsız bireylerin adedine göre hareket eder. hatta ''black mirror hayranları'' diye instagram - facebook- twitter fan sayfaları açar bir de oradan güderler şaşakalırsınız. sen tek kişi sosyal medya diyetine girmişsin hiç önemli değil. ''topluma ait olma'' duygusu ile; parlatılmış cilalanarak yaratılmış yeni ürünlere koşuşturacak umarsız halk hala çoğunlukta ise kârına bakar ve düzen ayniyle devam eder. yani olabildiğince çok kişinin olduğunuz noktaya toplanması gerekir. ha, bu sorunu ortadan kaldırmaz. sadece sonucu erteler. o da bir insan hayatı için değerlidir.bunu nasıl yaparsınız? önce ''sebebi ne olursa olsun'' kullanmamak - kullanmayan çevre edinmek hatta yaratmak. ben bu halkanın dışında mıyım? değilim burada olduğuma göre, sadece diyetimi koruyorum belli ki artırmak gerekiyor, bu aynı zamanda kendime de yazılmış bir yazıdır o nedenle.


masum sebeplerle kullanılagelen tüm bu ürünler giderek bahsedilen yerlere gelmeye başladı. diyelim bir kredi kuruluşu, bir banka, bir hükümet bir uygulama ile anlaşmaya gitti ve aynı şeyin bir ilkel modelini uygulamaya başladı. e başladık işte? bu yani. o kadar. ''e ya kullanmayanlar, onlar ne olacak?'' diyorsun. işte sen-ben-o bu tip şeyleri kullanmayanlar olarak çoğalmayıp azaldıkça öyle bir gerekçe de ortada olmayacak. hatta sistem bizi içeride tutmak adına dürtüyor bile. bak mesela benim telefonuma sürekli mesaj geliyor, ''whatsapp yılsonu itibarı ile telefonunuzda kullanılamayacaktır lütfen desteklenen bir cihaza geçiniz.'' illa içeride kal diyor yani. yok, geçmeyeceğim. uygulama için değişmek kimin sahip kimin sahip olunan kavramını tersyüz ediyor ve buna karşıyım.


üçüncü evre; bak, şöyle bir bak etrafına nostaljinin pik yaptığı, efsane nesil adıyla sürekli yad edilen bir geçmiş popülerliği var. south park'ta bu konu rememberries denen üzümler şeklinde işlenmiştir ve çok güzel bir tespiti var. ''`günümüz hakkında düşünmek istemeyenler geçmişi över`''. bunu al osmanlıcı-sovyetçi-ne bileyim punkçılardan tut kendine kadar çekebilirsin. hepsine uyar. ha, gelelim ekşi sözlük'e. burada da karma denen şey tamı tamına yukarıda bahsettiğim şeylere hizmet eden bir olay değil de nedir? tek tipleştirme dediğimiz şey günümüzde beğenilmek adı altında kabul edilmek ise hala o debe dediğimiz şey nedir?