Bob Dylan'ı, Efsane Albümü Blood on the Tracks Üzerinden Anlatan Tatlı Bir Değerlendirme
Son olarak Nobel kazanmasıyla ve yeni albümleriyle gündemden inmeyen Bob Dylan, gün itibariyle 75. yaşını doldurdu. Sözlük yazarı "kimi raikkonen", müzisyenin kariyerini ve ünlü "kırık kalpler albümü" Blood on the Tracks'i duygulara tercüman olacak şekilde incelemiş.
Bob Dylan'ı, Efsane Albümü Blood on the Tracks Üzerinden Anlatan Tatlı Bir Değerlendirme
Ken Regan / Rolling Stone


bob dylan'ı nasıl anlatmalı? müzik tarihinin en iyi söz yazarı, en çok sanatçıya ilham veren müzisyeni ve belki de son asrın en büyük şairi demek onun için yeterli olur mu? asla tanışamayacağımız en iyi dostumuz mu o? bir rock tanrısı mı, yoksa tanrıyı seven basit bir kul mu? 61 numaralı karayolundan (highway 61) geçip giden basit bir yolcu mu, yoksa o yolda kaza yapıp pek çok insanın ölümüne neden olmuş bir trafik canavarı mı? geçelim bunları... bob dylan asla unutulmayacak biri. korkusuz ve samimi biri o, bir barda tanışıp beraber iki bira içimlik zaman geçirdiğiniz takdirde size hayatla ilgili başka hiçkimseden duyamayacağınız şeyleri öğretebilecek biri. ona ihtiyacımız var, hem de hepimizin. ancak çoğumuz o ölünceye dek bunu farkedemeyecek ne yazık ki.

BBC

18 yaşıma kadar bob dylan'dan kelimenin tam anlamıyla nefret etmiştim. çok kötü bir sesi olduğunu düşünüyordum; kedi miyavlaması gibi. takip ettiğim müzik dergilerinden öğrendiğim kadarıyla dinlediğim grup ve sanatçıların hemen hepsi dylan hayranıydı, onun eşsiz ve olağanüstü bir müzisyen olduğunu düşünmekteydiler. bense irrite edici bir sese sahip ve iki notadan fazla şey bilmeyen bu adamın niye bu kadar şişirildiğini anlayamıyordum bir türlü. o güne dek çok fazla şarkısına denk gelmemiştim, kabul. dinlediklerim de aslında fena parçalar değillerdi; one more cup of coffee, the man in me, like a rolling stone, hurricane vs... ama hemen her sanatçının hayatınının önemli bir bölümünde kendisiyle kurmuş olduğu bağlantıyı ben yakalayamamıştım işte.

Bob Dylan - The Man In Me


sonra dylan'ın 5. albümü bringing it all back home geçti elime. ve mahvoldum. bunu daha açık bir şekilde nasıl açıklayabilirim, bilemiyorum, ancak sonunda bu adamı anlamıştım. sanırım. o ana dek dinlediğim hiçbir müzik bu kadar basit değildi (buna boogie down productions da dahil). ayrıca o ana dek okuduğum hiçbir şiir de bu albümdeki sözler kadar basit, gerçek ve güzel değildi. bir şeyden kesinlikle emin olmuştum, bu adam masal anlatmıyordu, hayatını anlatıyordu bizlere. ve öylesine başarılıydı ki bu anlatım, etkisinde kalmamak mümkün değildi (bkz: its alright ma).

Bob Dylan - It's Alright Ma (I'm Only Bleeding)


bugün bob dylan'ın yaklaşık 40 albümüne sahibim ve koleksiyonumun içerdiği 1000'den fazla albüm arasında, en çok övündüğüm ve gurur duyduğum parçalar bunlardır. her biri başyapıt olan highway 61 revisited, blonde on blonde, time out of mind, the freewheelin' bob dylan, the basement tapes, desire gibi klasiklerin yanı sıra, bunların sadece bir adım gerisinde duran nashville skyline, new morning, street legal, love and theft, john wesley harding, empire burlesque gibi şahane albümler ve dylan'ın duraklama noktalarından down in the groove, good as i been to you, knocked out loaded gibi görece zayıf yapıtların hepsiyle birden gurur duyuyorum. bunlar benim hayatımı kurtarmıştır, hem de kelimenin tam anlamıyla. benim daha olgun, daha gerçekçi ve her şeyden önemlisi daha iyi bir insan olmamı sağlamıştır dylan.

1966 tarihli Blonde on Blonde albümünün kapağı.

ancak tüm bu albümler arasında bana diğerlerinden biraz daha yakın bir tanesi vardır ki, işbu albüm dylan'ın asıl zirvesidir bence: "blood on the tracks". 1975 yılının 1 ocak günü yayınlanmış olan "blood on the tracks" benim için o kadar önemli bir albümdür ki, dinleyip de etkilenmeyen bir insana karşı bende direkt olarak kendisinden bir soğuma ve akabinde selamı sabahı kesme isteği uyanır.

"blood on the tracks"ın ne "highway 61 revisited"dan, ne "bringing it all back home"dan, ne de "blonde on blonde"dan eksiği yoktur, hiçbir bakımdan. sözler, melodiler ve hisler: dylan en güzel sözlerini ve en vurucu melodilerini bu albüm için saklamıştır sanki. açılıştaki tangled up in blue suzanne vega'dan leonard cohen'e ve bono'ya kadar pek çok müzisyene göre rock 'n' roll tarihinin en güzel şarkısıdır.

bu şarkıda şöyle der dylan:

"i seen a lot of women, but she never escaped my mind / and i just grew tangled up in blue."

Bob Dylan - Tangled Up In Blue


lily, rosemary and the jack of hearts
'da hikaye anlatıcılığı en üst seviyeye ulaşır dylan'ın. if you see her, say hello'da ise müthiş etkileyici sözleri, sanki bunları yazmak kendisi için yemek yemek ya da su içmek kadar kolaymış gibi ardı ardına sıralar:

"she might think that i've forgotten her / don't tell her it isn't so", "she still lives inside of me / we've never been apart".

yaşanmış, mutluluk vermiş, ama buruk bitmiş ilişkilerdir "blood on the tracks"in anlattıkları. eski sevgilileriyle de arkadaş kalmak istemiştir hep dylan, ama bunun pek mümkün olmadığını shelter from the storm'da anlarız:

"now there's a wall between us / something there's been lost".

Fotoğraf: Bob Gruen

hepimiz müzik dinliyoruz. peki kaçımız bob dylan'ı hakkını vererek dinleyebildi? dylan dinlememiş olmasına rağmen, mesela müzisyen olmuş bir kişi, okuma yazmayı öğrenmeden kitap yazmaya çalışan bir yazar müsveddesine benzer. evet, dylan bu kadar önemlidir, bu kadar etkilidir, bu kadar güçlüdür, bu kadar iyidir. dylan eşsizdir.

suzanne vega, dylan hakkında şu sözleri söylerken ne kadar da haklıdır:

"bob dylan dinlemeden geçirdiğim bir hafta bile olamaz. etrafımdaki insanlara bakıyorum, çoğu artık daha alternatif şeyler dinliyorlar. onların dinledikleri arasında gerçekten güzel şeyler var, biliyorum. peki ama hiç bob dylan dinlememiş olmak? ah, bu gerçekten çok kötü. hiç dylan dinlememiş insanlara samimi bir şekilde acıyorum, onlar asla müzik dinlerken benim hissettiklerimi hissedemeyecekler."

Blood On The Tracks albüm kapağı.

"blood on the tracks" son derece sade, sessiz sakin, ama bir o kadar da güçlü bir albümdür. o kadar uç noktada insanı etkilemiştir ki, şu alıntıyı vermezsek olmaz.

buzzcocks'un solisti pete shelley bakın bu albümle ilgili neler söylemiş:

"'blood on the tracks'in müzik tarihinin en iyi albümü olduğunu hala bilmeyen var mı? bu albümdeki on şarkıdan dokuzu benim hayatım boyunca dinlediğim en iyi 10 şarkı arasına girer."

açıkçası hangi şarkıyı ayırdığını merak etmemek mümkün değil!


albümün kapanışındaki buckets of rain'i ise en güzel coldplay solisti chris martin'in sözleri anlatır:

"o zamanlar "blood on the tracks"in yeryüzündeki en güzel albüm olduğundan henüz haberdar değildim. albümü alalı uzun süre olmamıştı ve henüz çok dikkatli bir şekilde dinleyememiştim. bir gün otobüste yolculuk yapıyordum, walkmanimde "blood on the tracks" dönüyordu. bir ara uyuyakalmışım. uyandığımda "buckets of rain" çalıyordu. o an hissettiğim şeyleri ne benim size anlatmam mümkün, ne de sizin bunu anlamanız. ama şunu sizlerle paylaşabileceğimi hissediyorum: o şarkının içime yaydığı duygu seli öylesine kuvvetliydi ki, hayatım boyunca o kadar güçlü bir şeyi o andan beri bugüne dek bir kez daha hissedebilmiş değilim. bu mutluluktu sanırım. yalnız değildim, bob dylan da benim yaşadıklarımı yaşamıştı ve ifade etmeye korktuğum, dile getirmekten çekindiğim şeyleri büyük bir cesaretle ve güçle söyleyebilmişti."

"now that's what i call music!"

Fotoğraf: Barry Feinstein