Çocuk Yetiştireceklere Verilebilecek En Anlamlı Tavsiyeler
Çocuk yetiştirmek var bir de iyi çocuk yetiştirmek var. Özgüveni yüksek, kendinden emin, iyi insanlar yetiştirmek için bütün güce sahipsiniz. Sadece onu nasıl kullanacağınızı bilmiyorsanız Sözlük yazarı "delfina"nın tavsiyeleri var.
Çocuk Yetiştireceklere Verilebilecek En Anlamlı Tavsiyeler
iStock.com


1-3 yaş dönemi için,

be cool. 

zor oluyor bazen; ama abartı derecede zor da değil. söylediğimiz her şeyi anlıyorlar. neyi neden yapamayacağını/yapmaması gerektiğini basit ve kısa bi cümleyle açıklamak gerekiyor.
gene yapacak. (sınırlarını deniyor)

kafa dağıt. "aaa uçak mı geçiyo? bu ses ne?" filanlı.

veya ortamı terket. kendiyle baş başa kaldığında cazibesini yitirecek o eylem.

mümkün mertebe "hayır" kelimesi kullanılmamalı. kullanıldıkça anlamını yitiriyor... ancak çok panik hallerde kullanırım ben. mesela kediyi camdan atmak üzereyken enselediysem filan. ahaha oluyo valla böyle şeyler.

eviniz boka dönecek. dönsün, eşyaya bağlanmayın. 2 kedimiz yüzünden koltukların yüzleri paramparça. 


kızımız sayesinde koridor ve salon duvarında kalemle çizilmemiş 1 metrekare alan yok. bu dönem laftan anlamıyor, yapsın anasını satayım. 2 kilo boyaya bakar tamiri...

deli para verdiğimiz büyük ekran led tv nin ekranı kırık. 

"aman izlemiyoruz ki tv zaten"le avunmaya çalışıyorum lan. ahuhaha

tabii bi sınırı var. üniversite diplomanızı yırtmasına da izin vermezsiniz mesela. 

ama o sınır ufak tefek şeylerde toslamayacağı bi yerde durursa, çocuk daha barışık oluyor sınırlarla. bunalmıyor. yarım bardak meyve suyunu koltuğa/halıya döktü diye yarım saat kafasını sikmeyin çocuğun yani. 

aferim de demiyoruz tabii. sakin ve cool bi şekilde "bu doğru değil canım. bi daha yapmazsan sevinirim" filan deyip bakın dalganıza.

böylece çocuk sınırlardan ve kurallardan bunalmayacağı bi alanda gelişebiliyor. ve doğal sınırlara eriştiğinde (kediyi camdan atma teşebbüsü gibi) bununla ilgili reaksiyonu kabullenip, inatlaşmıyor.

inatlaşmak bu dönemin doğal eğilimi. ama bi çocuğun bu şekilde geniş sınırlarda gelişmesine imkan verilirse, gerçekten dişe dokunur bi inatlaşma yaşamadan atlatabiliyorsunuz bu dönemi...


ben de sabır küpü değilim. satırlarımdan snobluk akıyor gibi algılanmasın. bozukluk kutusunu ters çevirip yere döktüğünde ve bozuk paralarla oynamaya başladığında, benim de içimdeki ses "şimdi 5 kuruşlardan birini ağzına götürecek" diye eyvahlanıyo tabii ki. ama bunu peşinen dillendirip çocuğun o anda yaptığı şeyle arasına bi duvar örmüyorum. "bırak bakiyim onları" deyip çocuğun önünden toplamak kolay ve "türk anası" sistemi. akabindeki sahne malum; çocuk kendini yerlere atarak ağlar, anne bağırır vs...

ama bundan kendimizi ayırabiliriz. iç rahatsızlığına katlanarak bozuk paralarla oyununun bitmesini bekliyorum. her an birini ağzına götürebileceği endişesiyle, -ona çaktırmadan- göz hapsinde tutarak.

zaten genellikle 2-3 dakika içinde sıkılıp bırakıyor. nadiren bu durumda ağzına bi bozukluk atmaya kalkarsa sakince yanına gidip "onu yapmak yok. çıkar bakalım" diyorsun. çocuk "doğal" bi sınıra eriştiğini farkedip inatlaşmıyor zaten, çıkarıyor hemen. sonra da açıklıyorsun işte "bunu ağzına almamalısın. hem pis, hem de yutmaman gereken bişey. sana zarar verebilir" filan gibi...

ebeveynlik hakkında "cool olma sanatı" demiştim. hala aynı fikirdeyim.


çocukla iletişim halindeyken kesinlikle sakin ve müsterih olmak gerekiyor. abartılı-dramatik-sert tepkiler filan gerçekten gözle görülür şekilde zarar veriyor gelişimine... kendini kaybetmiş şekilde, ağzından tükrükler saçarak bağıran bir ebeveyn kadar kötü şey yok bi çocuk için.

bu model hem kötü bir "model" çocuk için hem de çocuğun "güven" duygusunun dibine kor.

"güven" çok önemli. benim çocuk yetiştirmekten anladığım budur..

çocuğun ennnn önemli ihtiyacı güven. ve bu güveni en sağlam sarsacak şey, dengesiz-ayarsız ebeveyn tepkileri... 

çocuk yanlış bişey yapabilir (kediyi camdan atmaya kalkmak veya reçel kavanozunu salonun ortasına boşaltmak gibi) 

ama ebeveyn olarak bu noktada kendimizi kaybetme lüksüne sahip değiliz. 

işin aslı; her aşamada sakin kalmak.

bunu kolaylaştırmak için şu ön kabulü kendime yerleştirdim; çocuk reçel kavanozunu salonun ortasına boşalttıysa, kıçıma it yapışmış gibi bağırsam da bu sahneyi geriye sarmak mümkün mü? değil.

ayrıca bu yöntem (annelerimizin yöntemi) korkunç derece sağlıksız. ona, ilişkinize ve hatta size zarar veren; sakat bi tepki...

değiştirme-geri sarma şansımız yoksa, en azından sakin bi tepki vererek olayı karşılayalım ki; hem çocuğun gelişimini, hem de ilişkimizi örselemeyelim.


çocuk "yanlış bişey" yaptığını sakin tepkilerinizde de anlar. anlıyorlar.

hatta şöyle diim; "sadece" böyle anlıyorlar... 

zaten amaç da çocuğa yanlış bişey yaptığını anlatmak. 

avaz avaz bağıran bir ebeveyn çocuğa yanlış yaptığını anlatmış olmaz; çocuğa değersiz olduğuna, sevilmediğine dair bi mesaj verir. güven duygusunu örseler.... ve amacımız bu değil.

ayrıca söyliim; bağırmak da rahatlatmaz. hani "egosal sebeplerle, rahatlama ihtiyacı" filan diyecek olan olursa diye diyorum... 

bağırmak ve şiddet yalnızca çocukla aranızdaki köprüleri atar. 

ve bu sadece onu değil, sizi de örseler...

ebeveynliğinizle kavgalı hale gelirsiniz. kendinizde, kendi ebeveynininizin size yaptığı yanlışları yakaladıkça boka dönersiniz... çocuğunuza acırsınız (kendi çocukluğunuza acıdığınız gibi) ve böyle yapış yapış bi melankoliye dolanırsınız gereksiz bi şekilde...

çocuk o.. dünyayı tanımaya çalışıyor. tek yaptığı keşfetmeye ve öğrenmeye çalışmak... bu yolda tabii ki reçel kavanozunu salonun ortasına boşaltmak da var. 

ama sakin ve kontrollü olmayı; çevresine daracık sınırlar çizmemeyi mümkün olduğunca başarabilirsek; onun için iyi bir "rehber" ve "model" olabiliriz.

zaten "çocuk eğitimi" gibi bişeye çok inandığımı söyleyemem. siz ne eğitimi vermeye çalışırsanız çalışın; çocuk çok büyük oranda öğretilenlerle değil, "model" alarak şekilleniyor.


bırakın keşfetsin... bırakın kendi yolunu çizsin. her "ne" ise, o yolda kendi doğallığıyla şekillensin...

merak etmekten, denemekten, koşmaktan, ilerlemekten vazgeçmesin. maceracı ruhunu, girişkenliğini örselemeyin.

park seanslarımızda ilk 6 ay dudaklarımı kemirdim. 

kenarda durup sarsak hareketlerle ve dengesizce merdiven tırmannaya çalışmasını izlemek çok zor. 

"ya düşerse?" 

düşerse düşecek. öyle büyüyecek... kendinin yapmasına, kontrollü yüksekliklerden düşme riskine göz yummazsan, çocuk o merdiveni tırmanmayı; cesur olmayı, denge duygusunu hiç öğrenemez... 

bu onu hayata eksik başlatmak, çok ihtiyaç duracağı bi enstürmandan mahrum bırakmak demek...

zor olan şey parkta her an çocuğun 50 cm gerisinde dolanıp her tökezlediğinde tutmak değil. zor olan, egonla ve kalbinle savaşarak; dudaklarını yiyerek kenarda bekleyip kendinin yapmasına izin vermek...


zor yolu seçmek lazım. çocuğun özgüvenini daha ilk yıllarında kastre etmemek lazım...

13 aylıktı yürüdüğünde. 18 aylık olduğunda büyük boy dönen kaydırağa tersten tırmanabiliyordu...

2,5 yaşında şu an. geçenlerde bi sebepten üniversitede gelişim testi yaptırdık. kaba ve ince motor becerileri 3,5 yaş seviyesinde çıktı.

1,5 yaşını biraz geçmişti, yemeğini tamamen kendi kendine yemeye başladı.

2 ay önce bez bağlamayı bıraktık, şu an çişi geldiğinde kendi kendine lazımlığına gidip donunu indirip yapıyor, işi bitince donunu eşofmanını toplayı lazımlığın çişli haznesini bize getiriyor döküp temizleyelim diye.

bırakın gelişsin. kendi işini yapsın. kendi yolundan yürüsün. kendi dengesini keşfetsin...
ona yapabileceğiniz en büyük iyilik bu... alan açıp özgür bırakmak.

...

gücünüzü ve ebeveynlikten gelen doğal üstünlüğünüzü, çocuk üzerinde bi tahakküm enstrumanı gibi kullanmayın.

"patron benim taam mı?!?"

bu sakat bi zihniyet. biz patron değiliz, ebeveyniz. koyduğumuz kurallar, kendi egomuza, evimizin katolog gibi görünmesine, başkalarının "ay ne uslu çocuk yetiştirmişsin" filan demesine hizmet etmemeli.


kurallarımız, onun kendine ve diğer canlılara zarar vermeden, saygı kavramını bilerek ve tüm fiziksel/sosyal çevresine saygı duyarak yetişen bir "birey" olmasına hizmet etmeli...

...

şu anda karşımda babasının cüzdanını karıştırıyo velet. 20 bin limitli kredi kartlarını filan çıkarıyo... içimdeki türk anası (kendi annem) içerden "kızım bırak onu" deyip elinden alıyor cüzdanı, paralel bi başka evrende.

bense her zaman yaptığım gibi; o sese kulaklarımı tıkayıp, o paralel evrene kafamı çevirip, kartları gülerek bana sallayan kızıma sakince "evet babanın kartları onlar. işin bitince yerine koyar mısın lütfen" diyorum gülümseyerek.

"eveeeettt" dedi şu an o da gülerek. kartları yerine koyup cüzdanı kapattı ve aldığı yere bıraktı...

işte bu kadar kolay aslında...

sakin. sadece.

be cool. ve gerisi geliyor...

DAHA FAZLA İÇERİK