Çok Fazla Kitap Okuyan İnsanla Hiç Okumayan İnsan Arasındaki Farka Dair Gülümseten Bir Örnek
Kitap okumanın bakış açısını ve okuyanı ne kadar derin düşündürmeye ittiği hiç bu kadar güzel anlatılamazdı. Sözlük yazarı "fazlaejderhasiolanvarmi"dan sizi gülümsetecek bir örnek.
Çok Fazla Kitap Okuyan İnsanla Hiç Okumayan İnsan Arasındaki Farka Dair Gülümseten Bir Örnek
iStock.com


camdan odaya sızan güneşin yumuşak dokunuşlarıyla uyandı. gözlerini kapatıp bir süre içindeki karanlıkta kalmak istedi. bu dünyada yalnızca bir madeni para olmanın ne denli güzel olabileceğini düşündü. insanların bakkaldan sakız bile alamayacakları kadar önemsiz bir para. para hiç önemsiz olabilir miydi? ne kadar değersiz olursa olsun bir madeni paranın bile kendisinden önemli olacağının bilincindeydi. hiçliği ruhunun derinliklerinde hissetti. canı acıdı. başka şeyler düşünmeliydi. bir cüzdanda en uzun ne kadar kalabilirdi acaba?

yatakta sırtüstü uzanıyordu. gerindi. ayak parmak uçlarından geriye doğru uzattığı ellerine kadar tepeden tırnağa tüm organlarını tek tek hissetti. sol ayak serçe parmağıyla, apandisitinin varlığını neredeyse unutmuştu. orada olduklarına sevindi.

yavaşça doğruldu. yatağın karşısındaki aynada şişmiş göz altlarına bakarken bir yandan da üşümüş ayaklarını yumuşak terliklerine soktu. odayı birden "come crawling faster, obey your master" sesleri doldurdu. saat metallica dinlemek için çok erkendi. dudaklarının arasından adresi belli sert bir küfür savurdu. küfrünün metallica'dan sert olduğu kesindi.

cama doğru yürüdü. sokak çok kalabalıktı. o burada kendi karanlığındayken yaşamı ölümsüzmüşçesine ciddiye alan insanlar mavi gökyüzünün altında kendi yaşama sebeplerini arıyordu belli ki... gözüne yolun karşısındaki kaldırımda bir daha kavuşamayacakmış gibi öpüşen çift takıldı. fransız mimarisi olduğu belli olan bir evin önündeki üç basamaklı merdivende güneşin tadını çıkaran tek kulağı kesik bir kedinin de dikkatini çekmiş olan genç bir çocukla güzel bir kız...


dudakları ayrıldı. genç, kızın kavradığı ince belini usulca bıraktı. geriye çekilerek uzun uzun baktı kıza. tam gidiyordu ki vazgeçti. kızın yüzüne düşen bir tutam saçı kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra güneşe çıkmış olmaktan memnun olan kulağa eğilip bir şeyler fısıldadı. kızın yüzüne yayılan masum gülümsemeyi ancak genç çocuk arkasını dönüp yürümeye başladıktan sonra görebilmişti. kız, güneşin bir güzellemesi gibi parlayan beyaz teniyle betonlar arasında bitmiş rüzgarda titreyen ince beyaz bir papatyaya benziyordu.

çocuk arkasına bakmadan yürüyordu. neden sonra durdu. yavaşça yürüdüğü yola dönüp hâlâ yerinden kımıldayamamış olan kıza doğru ağır ağır yürümeye başladı. az önce yerde bıraktığı görünmeyen ayak izlerini topluyormuş gibi bir hâli vardı. hem koşarak kıza dönmek hem de oradan bir an önce kaçıp uzaklaşmak istermiş gibi bir hâli... kıza bir adım kalıncaya kadar hızlandı adımları. o kalan bir adımı kız attı. sımsıkı sarıldılar. dudakları tüm hayatları boyunca birbirini aramış gibi kavuştu. sonra ayrıldılar. hayatın şah damarını kesmişler gibi sokağa akıp gitti dünyanın tüm umutları. çocuk sokağın sonuna doğru koşmaya başladı. sonra köşeyi döndü. kız arkasından baktı. kedi arkasından baktı. o arkasından baktı. kızın yüzünden son yağmurdan kalma bir damla yaş süzülüp kaldırıma düştü...

vs.

abi sabah iki sevgili gördüm sokakta. oğlan kuru kara bişeydi de kız erik gibiydi lan. hayvan yumuldu önce kıza tecavüz edecek sandım sonra arkasına bakmadan topukları kıçına vura vura koştu gitti ibne. o değil de bizim komşu sabahın köründe kafa sikmeye başladı yine gel de camını çerçevesini indirelim.

DAHA FAZLA İÇERİK