Constantin Brancusi'nin "The Kiss" Heykelinin Aşk Üzerinden Müthiş Bir Yorumu
Heykeltraş Constantin Brancusi'nin bir diğer heykeltraş Auguste Rodin'in The Kiss isimli eserinden esinlenerek yaptığı bu çalışması oldukça etkileyici bir aşk çıkarımına da aracı oluyor.


constantin brancusi'nin rodin'nin aynı adlı muhteşem eserinden esinlenerek yapmış bu heykeli

Rodin'in "The Kiss" isimli eseri


rodin'in muhteşem the kiss heykelini görmüş bir bünye, brancusi'nin eserini gördüğünde haliyle biraz afallar

romontizm, erotizm, estetizm, sublime duygular gitmiştir. kadın bedeninin feminenliği veya erkek bedenin maskülenliği de kalmamıştır. anın bir kırılganlığı veya elektiriği de yoktur, her şey oldukça rigiddir. köşe hatları yuvarlatılmış dikdörtgen prizma formunda birleşmiş iki insanımsi şey vardır bu heykelde. kolları birbirlerine dolanmış ve birleşik, vücutları bir çizgi ayırmakta. gözcükler simetrik, saçlar oldukça benzer, dudakcıklar kenetlenmiş, kollardan birinin altındaki hafif bir tümsek kadını erkekten ayırmakta.

Brancusi'nin "The Kiss" isimli eseri

brancusi'nin platonist kökleri biraz eşelendiğinde heykel anlam kazanmaya başlar. plato'nun symposium adlı eserinde atina'nın ileri gelenlerinden bir grup erkan kafa çekmekte ve aşk üzerine konuşmalar yapmaktadır. kimler yoktur ki bu erkanda: phaedrus, pausanias, eryximachus, aristophanes, agathon, socrates,alcibiades

yapılan konuşmalardan en ilginç olanlarından biri aristophanes'in aşkın tarihini anlattığı konuşmadır

insanlar eskiden dört kollu, dört bacaklı, hermafrodit ve çok güçlü yaratıklarmış. kendi kendine yetebildikleri ve çok güçlü oldukları için her türlü taşkınlığı yapar, tanrıları onurlandırmayı ihmal ederlermiş. bir gün tanrılar buna çok sinirlenmiş ve insanları ortadan ikiye bölmüş: bir taraf erkek, bir taraf kadın olmuş. ikiye bölünen parçalar birbirlerine sarılıp kalmasınlar mı! parçalarda hiç tık yok, öyle birbirlerine sarılmış vaziyette aman birbirimizi kaybetmeyelim tadında melün melün duruyorlar. tanrılar bakmış bu iş böyle olmayacak, bunları dünyanın farklı yerlerine dağıtmışlar ki biraz aksiyon olsun, millet aranıp dursun. işte o gün bugündür yarım olan parçalar, tamamlanmak için diğer yarılarını arıyormuş. diğer yarını bulup bir bütüne ulaşmaya da aşk deniyormuş.

brancusi'nin heykeli de işte bu tamamlanmışlık durumunu anlatıyor, birer yarımın birleşip bir bütün olmasını. bir bütüne ulaşıldığında diğer bütün ayırt edici ögeler siliniyor ve yarımlardan oluşan ama yarımların toplamından başka bir şey olan bir form doğuyor. bunun üzerine biraz da brancusi'nin soyutlama yoluyla bir şeyin formuna, özüne ulaşma çabasını da eklediğimizde işte bu ilginç heykeli elde ediyoruz.

Bu içerik de ilginizi çekebilir

DAHA FAZLA İÇERİK