Daha Önce Tecrübe Etmiş Kişilerden Amerika'daki Çalışma Hayatına Dair Enteresan Detaylar
Bizim için uzak diyarları temsil eden ABD, aynı zamanda sosyal alışkanlıkların da farklı olabildiği bir ülke. Dolayısıyla iş hayatını da merak etmek kaçınılmaz oluyor. Sözlük yazarlarının paylaştıkları bu merakı giderecek türden.
Daha Önce Tecrübe Etmiş Kişilerden Amerika'daki Çalışma Hayatına Dair Enteresan Detaylar
iStock.com


yeni işe başlayanlara sorumluluk verilmekten hiç çekinilmeyen bir iş ortamıdır amerika'daki ortam.

staj yaptığım dönemde ilk gün manager a "mr. soyadı" diye hitap etmiştim de, öyle olmuyor bu işler falan demişti. 1 hafta sonra ceo ile falan tanıştım hep ismiyle falan hitap ediliyor tabi, o zamanlar garip gelmişti. 

sorumluluktan bahsediyorduk. miktarı bende kalsın yüksek meblağlı projelere daha stajyerken beni tek sorumlu yaptılar ki, ben kendime o sorumluluğu vermem. yani vermezdim o zaman öyle düşünüyordum.

yaş farkı gerçekten hiç önemli değil. bu da en onemli farklardan biri olsa gerek. 40 yıldır sektörde olanlar var, onlardan daha tecrübesizmişim, gençmişim konuşurken veyahut ortak çalışırken hiç bir ima görmedim. öyle olunca da insanın özgüveni doğal olarak artıyor.
 

şöyle de bir olay yaşamışlığım var

8 ay önce falandı bir hata yapmışım ki dillere destan. suçu atacak kimse bile yok . strese bindim tabi. managerım senin hatan değil, şirketin yeterince düzenli olmamasının hatası falan dedi. valla reyizsin diyecektim de reyiz in ingilizcesi o an aklıma gelmedi.
adamın dibisin dicektim , bottom of a men. o da saçma olacaktı ondan da vazgeçtim.
1hafta sonra bi büyük rakı aldım verirken de dedim ki sen delikanlı adamsın peynir kes, kavun doğra yanında bundan iç lion milk.


kimse ne giydiğinize, saçınıza, ayakkabınıza takılmazlar burada. hacı yeşili gömleğinin üstüne turuncu papyonunu takmış özgüveni yüksek insanlar vardır. yaptığınız iş kılığınız ve kıyafetinizin önündedir.

keza özel hayatınız kimseyi ilgilendirmez. sormazlar bile. anlatmaya başlarsınız "ev buldum, yerleşiyorum vs." sustururlar. none of their business'tır ne de olsa. 

keza önceki gece 4'e kadar mesai yapmış olmanız da kimseyi ilgilendirmez. vah yavrum uyumadın mı demez, empati yapmazlar. ekmek aslanın ağzındadır. yan masanızda oturan çinli 3 gündür uyumamasına rağmen gık bile demiyordur ve rakibinizdir. 

öte yandan haklarınız ve iş tanımlarınız çok nettir. 20 saat mi çalışacaksın, çalıştırırsın saatini başlarken, 20 saat dolunca durdurursun, neden yapmadın da diyemezler 20 saati doldurdum derseniz. ama size verilecek iş mutlaka 20 saatliktir. erken bitiriyorsanız sizin faydanıza, yetiştiremiyorsanız sorgularlar. fazlasını yapmanızı istiyorlarsa, bunun gereken sürede yetişmeyeceğinin farkında olduklarını dile getirip elinizden gelenin en iyisini yapmanızı rica ederler. 

kollarına kıvır kıvır telefon kablosunu bilezik gibi dolamış, o kabloya da anahtarını takmış insanlar göreceksiniz, korkmayın.

yıl sonlarında insanların özgürce birbirlerinin ağzına sıçabileceği değerlendirme periyodları vardır. altınızı üstünüzü herkesi değerlendirirsiniz. tuhaf olan bu sürecin gayet yüzyüze gerçekleşiyor olmasıdır. yani ankete gizli gizli yaz kaç ortamı söz konusu değildir. oturup sevgili patron, beni köle gibi çalıştırdın allah belanı versin sen nasıl adamsın, saçma sapan feedback verdin, zamanımı çaldın be falan diyebilir, bunları da elele değerlendirme formuna yazabilirsiniz, ilişkileriniz bozulmaz, güzeldir. içinizde biriktirmeyin. 


insanlar her ne yapıyorlarsa yapsınlar dünyayı kurtarıyor edasındadırlar. kütüphane memuru aldığınız kitabı size verirken kutsal emanet teslim ediyormuş gibi davranabilir. takip edilmesi gereken prosedürler bellidir ve esnetilemez. 

cuma'ya gittim geleceğim yazmaz kapılarda. saat 13-14:00 arası cuma'da olacağım yazar, 14:00da gelir aradığınız adamı yerinde bulursunuz. zaman kıymetlidir, kimse kimsenin zamanını gasp etmez. bu yüzdendir ki telefon açınca heey judy naber nasılsın çocuklar ne yapıyor falan fıstık muhabbetler gerçekleşmez. açar konuya girer, cevabını alır kaparsın, kabalık değildir.

yemekhane olmaz, ofislerde illa bir mutfak olur ve o mutfak sebebiyle her gün 12-2 arası ağır yemek kokularına maruz kalırsınız.

doğumgünü, veda partileri herkes için olur ama bunlar dünyanın en acınası partileridir. herkes işinden biraz da olsa kaçmak ve pasta yemek için partinin yapıldığı o toplantı odasına dolusur ama kimi zaman parti kimin için yapılır farkında bile olmazsınız. mumlar üflenirken iki el çırpılır, sonra doğumgünü sahibi bir iki şey söyler, pastasını yiyen odadaki patrona işine bağlı imajı vermek için çekip gider, 15 dakikada herşey olup biter.

bey/hanım olayı olmadığı için patronunuza ilk ismiyle hitap etmek ilk başlarda acayip tuhaf gelse de alışırsınız. koskoca şirketlerin ceo'suna 'hello jason' diye başlayan e-mailler atmak sıradan gelir.

elbette istisnalar olsa da herkes işlerine cidden çok bağlı ve disiplinlidir, mesai 9'da başlıyorsa herkes işine 9'da başlar, ay dur kahvaltımı yapayım oh çaycı teyze de geldi olayı yoktur.

gerçekten keyiflidir. yeteri kadar donanımlıysanız ilgi alanınıza, çalışma alanınıza, eğitim seviyenize uygun bir şirket bulmanız ve çalışmanız çok da zor değildir.

şirket kültürü çalışma hayatınızda çok belirleyicidir. gayet rahat isteyenin istediği saatte gelip gittiği, insanların parmak arası terliklerle dolaştığı, köpeğiyle ofise geldiği şirketler olduğu gibi 8-5, takım elbise, business casual şirketler de bulunmaktadır. görüşmeye gittiğinizde insanların giyimi kuşamından, iş ortamındaki rahatlığından şirket kültürünü direk çözebilirsiniz.

mutfaklarda sınırsız abur cubur, içecek, hatta bira bile bulabilirsiniz. maksat çalışanlar kendilerini evinde gibi hissetsinler. hatta eve gitmesinler oturup çalışsınlar.

kapitalizmi ensenizde hissedersiniz. başarılıysanız gayet güzel yükselir ve karşılığını alırsınız. doğru yerde/zamanda bulunursanız hayal edemeyeceğiniz noktalara bile gelebilirsiniz. öldüğünüz yerde sayarsanız kimse gözünüzün yaşına bakmaz kendinizi kapının önünde bulursunuz. her şey sizin şirkete yaptığınız katkı yönünde şekillenir. başarılı olmak için de altın kuralları sayayım: insiyatif alınız, liderlik ediniz, elinizi taşın altına köyünüz.

avrupa'nın kayda değer ülkelerindeki (ingiltere, fransa, iskandinavya) çalışma hayatı kadar sosyal haklara sahip olamazsınız. izin gün sayınız daha azdır. yeni doğum yaparsanız dünyanın çoğu ülkesindeki kadınlardan daha kötü haklara sahip olursunuz. yani şikayet etmeden devamlı çalışmak zorundasınız.

öte yandan yine avrupa'nın kayda değer ülkelerine göre ödeyeceğiniz gelir vergisi ve sosyal kesintiler daha düşük olduğu için benzer bir pozisyonda cebinize daha çok para girer, ve yükseldiğinizde maaşınızı katlayabilirsiniz. o yüzden yükselmek sizi maddi açıdan motive eder. daha çok çalışmaya ve başarılı olmaya çalışırsınız. ve de sistemin çarkları böylece dönmeye devam eder.