Dayak Yeme Konusunda Nirvanaya Ulaşan Bir Çocuğun Kahkahalarla Okuyacağınız Hikayesi

Sözlük yazarı ''erebosss'' gerçekten enteresan bir çocukluk geçirmiş.
Dayak Yeme Konusunda Nirvanaya Ulaşan Bir Çocuğun Kahkahalarla Okuyacağınız Hikayesi
iStock.com

hikayemizin adı: çocukluğum ve son dayak. 

şiddetini bol koydum, seversiniz umarım.küçüklüğümde bende kendini dışa vurum problemi varmış. ben bi türlü anlatmak istediğini anlatamazmışım. bu bende tutukluk yapmış zamanla. baktım ki isyanımı, sıkıntımı konuşarak ifade edemiyorum.. bambaşka bir yol seçip babamın gardolabına sıçmayı tercih etmişim. dışa vurumsa dışa vurumun allahı benim yaptığım aslında fakat toplumu bilmem de babam buna hiç hazır değilmiş o yıllarda. evde process şu şekilde: ben bi şeye üzülünce falan babamın takım elbiselerini koyduğu dolaba sıçıyorum babam da benim ağzıma sıçıyor. inanılmaz sağlıklı ve temiz bir döngü. fakat beklenmedik bir yan etki oluyor ve ben genç yaşımda dayak bağımlısı oluyorum. şaka değil bu. artık sırf ibnelik olsun diye de gidip günün müsait saatlerinde babamın dolabına sıçmaya başlıyorum. canım bildiğin dayak istiyor. bi süre sonra dayak babamın da hoşuna gitmeye başlıyor. sıçsam da sıçmasam da akşam sporu olarak düzenli dayak yemeye başlıyorum. mutluyuz.

process evrim geçiriyor. babam eve geliyor. ben "hoşgeldin" diyorum. "hoşbulduk" diyor. üstünü değiştirip beni dövüyor. ben iyi geceler dileyerek gidip uyuyorum. ağlamak gülmek falan yok. hislerimizden arınmışız. dayak var ve bu bizim tek gerçeğimiz. yaklaşık üç yıl böyle geçiyor. biz olayı çeşitlendirip evde her gece iki su bardağı kırmaya da başlıyoruz. sadece iki. rutinimiz böyle. bu durum genç annemin psikolojisini bembeyaz yapıyor içten içe. doğurduğun çocuk "beni dövün lütfen yalvarırım beni dövün" dese? değil mi? kadın belli bir müddet dayanıp bu renkli dünyamıza küçücük bir adım atıyor. ayağına sıçayım anne. önce tokat, şaplak falan derken....annem bir müddet sonra eşşeğin amıyla suyu buluşturuyor. merdaneler, oklavalar, tavalar, maşrapalar falan derken ev cehenneme dönüyor.

ödevlerimi yapmıyorum, şahane bir dayak yiyorum. arkasından ödevimi yapıyorum bu sefer de "baştan neden yapmadın?" dayağı geliyor. ben mi dayak yeme konusunda uzmanlaşıyorum yoksa annem mi dövmeye dövmelere doyamıyor onu kestiremedik.fakat 1993 sularında annemin triger kayışı sizlere ömür. kendisi %100 kontrolden çıktı. fakat ben de kontrolden çıkmıştım. duramıyorduk. beni tam randımanla dövmediği için anneannem ve annemi aynı potada dövüşüm bu yıla rastlar.

gel zaman git zaman biz bir misafirliğe gidiyoruz. artık ben junkie dedikleri kıvamdayım. tanıdık tanımadık kim varsa dayağını yiyorum. mahallede kocasıyla kavga eden kadınlar, sevgilisinden ayrılan gençler falan eve tur düzenleyip bana dalıyorlar. ücretsiz hem. işte bu misafirlikte ne yaparsam maksimum dayağı minimum zamanda yerim de böreğe keke falan zaman kalır diye düşünmeye başlıyorum. küçük bir kız çocuğunu gözüme kestiriyorum. önce bakır bir otobüsü kafasına geçirip akabinde yanağını ısırarak komboyu tamamlıyorum. kız arkadaşı müsait bir odada perte ayırıyorlar ve sıra bana geliyor. hemen görüşme odasına gidiyorum tıpış tıpış. tanıdık senaryo. annem geliyor gayet sinirli. güzel. yanında kızın annesi de var. oooo muhteşem bir dayak kokusu tüm odayı kaplıyor.

abi beni bir dövdüler, orasını anlatmamın mümkünatı yok. saniyesi boş geçmedi dayağın. %100 verim aldık, hala takdir ederim. klasiktir. fakat dayak bittiğinde annem bu çalışmayı süslemek istiyor. beni yerden kaldırıp tuttuğu gibi olanca gücüyle koltuğa fırlatıyor. o dayağın üstüne ben yerçekimden arınınca sanırım tamamen bu etten kemikten bedenden arındığımı falan zannediyorum. mükemmel bir iniş gerçekleştirdiğim koltuktan aynı salisede geri fırlayıp anneme koşturuyorum. "anneeee çok süper oldu hadi bi daha" diyorum. ölüp gitsem, yanımızdaki kadının o afallayışı ve annemin göz damarının çaresizlikten titreyişini asla unutamam.

annemde bu olayı takiben sinir hastalığı baş gösteriyor. iki yıl kadar %40 üşütük geziyor. fakat bir daha asla tek fiske yemiyorum. balkondan kusuyorum, dört beş tepsi domates salçasının üstünde gezinip yuvarlanıyorum.. yok.. dokunmuyorlar. babamın çoktandır sıçmadığım takım elbiselerine yeniden "merhaba" diyorum. yok. habire nasihat.artık dayak yiyebilmek için kendi limitlerimi zorlamaya başlıyorum. evin muhtelif köşelerinde titreme nöbetleri geliyor. o dayaği yemeliyim! final akşamı babam eve geliyor. ben karşısına dikilip "baba allah aşkına yalvarırım iki tokat at" diyorum. babam gülüyor. koduğumun ters psikolojisi benim ağzıma sıçıyor. bitiriyor beni. çareyi anneannemde arıyorum. anneannem ve o muhteşem oklavaları dostum... mmmm işte bunu seviyorum! fakat anneannem de elini sürmeyince ben artık kontrolü tamamen kaybediyorum. anneanneme yarım kilo kadar ceviz fırlatıyorum.

babam akşam eve geliyor. durumu öğreniyor. gayet sakin hala. inanılır gibi değil arkadaş. karşısına alıyor beni. konuşuyor.

"evladım zehir ettin bize dünyayı ne istiyorsun? ne sıkıntın derdin var senin oğlum nolur söyle bize" diyor. "baba beni nolur bi kerecik dövün" diyorum. "bi kere döversem uslanacak mısın?" diye soruyor. karşılıklı sözler veriliyor.

abi onca yıl artık nasıl bir birikmişlik varsa babam tüm gücünü uzak doğu sporları ve esnaflığı sentezleyip öyle bir topluyor ki sağ elinde.

tek tokatta hem babam hem ben nirvanaya ulaşıyoruz. o kadar canım acıyor ki yiğitliğin falan ağzına sıçarım köpek gibi ağlıyorum. babam da tutamıyor kendini o da başlıyor ağlamaya. bir daha bana asla elini sürmüyor. ben de tek bir sefer bile dayak istemiyorum.

ailemiz bu son dayak ayiniyle normale dönüyor. tek tokatta bütün dertlerimizden arınıyoruz. hikayenin ana fikri, annenizi babanızı çok üzmeyin. özellikle babanız askerliği komando olarak yapmışsa sakın bak. aman diyorum.