Deli Yürek'in Zamanında Nasıl Yanlış Anlaşıldığının Kanıtı: Yusuf Miroğlu'nun Gerçek Misyonu
90'ların sonu, 2000'lerin başında yayınlanan; yapımcılığını Osman Sınav'ın yaptığı ve başrolünü de Kenan İmirzalıoğlu'nun oynadığı Deli Yürek dizisi nedense mafya ile fena halde özdeşleşen bir diziydi. İşin aslı pek de öyle değilmiş.
Deli Yürek'in Zamanında Nasıl Yanlış Anlaşıldığının Kanıtı: Yusuf Miroğlu'nun Gerçek Misyonu

insanların izlediğini, okuduğunu ve anlatılanlarını anlamadığına örnek bir diziydi deli yürek.

şöyle ki, yusuf miroğlu karakteri mafya değildi

bunu ısrarla dizide on kere söyleyip, mafya dünyasına da karşı duruş sergileyen, kendisine yardım için gelenlere hukuk yoluna birden fazla kez başvurmasını söyleyen yusuf miroğlu vardı.

yusuf miroğlu sürekli etik değerleri ve dürüst bir yaşamı göze sokardı ama onu izleyip anlamayanların kafasında iki sembol vardı: "palto" ve "silah".


yusuf miroğlu derin devlet de değildi. tam tersi derin devlete alınmaya çalışılmış ama bunu kabul etmemesi neticesinde bir sürü bedel ödemiştir.

yusuf miroğlu, mevcut adaleti yetersiz görüp adaletsizliğe isyan etmiştir

bunu şahsi menfaatine kullanıp zengin olmamış, mafyacılık yapmamıştır. hak arama biçimi olarak bence de yanlış yoldadır, yani mevcut adaleti beğenmeyip "kendi adaletini" sağlamak ve bunun için gerektiği takdirde, devlet tekelinde olması gereken cebir kullanma yetkisini kullanmak benim karşı olduğum bir şey. ancak bunda şöyle bir fark var, adaletsizliği bahane edip "adalet sağlayacağım" gerekçesiyle kendine menfaat elde etmek gibi hem iğrenç hem de doğru olmayan bir yol yerine, kendini düşünmeyip gerçekten inandığı adalet için mücadele etmiştir. bu sonuncusu bence doğru değil ama ilki gibi iğrenç de değil.


mesela, dizide vatansever bir milletvekilinin devlet lehine açıklayacağı belgeler yüzünden öldürülme sürecinde bu kişiyi korumak için miroğlu olağanüstü bir çaba göstermiştir. burada miroğlu'nun milletvekilini korumak için silahlı bir çatışmaya girme gibi bir görevi yok. bu yetki ve görev sadece devletindir. miroğlu'nun yaptığı doğru değil ama ahlaken kötü bir eylem mi tartışılır.

veya başka bir örnek verelim

devalüasyon neticesinde bir gecede zengin olan bir iki simsarın zenginleşmesini sağlayan bu miktar bir şekilde miroğlu'nun eline geçer (hatırladığım kadarıyla doğrudan bunun için mücadele etmeyip başka bir çekişme nedeniyle bu paralar eline geçmişti) bu paraları dizinin derin devletindeki ağabey devlete ait olduğu için miroğlu'ndan ister. miroğlu paranın gerçek sahibinin devlet değil halk olduğunu söyleyerek bu parayı yardıma muhtaçlara dağıtır.

kendi şirketi de o sırada mali açıdan sıkıntıdadır. miroğlu'nun adamı sabri, sıkıntıyı atlatmak için bu paradan kullanmayı teklif eder, miroğlu sabriyi sert bir dille azarlar "bunu nasıl teklif edersin" diye. burada esasında o para kamunun ve kamu adına hareket edecek mercii devlettir. yani o paranın devlete iade edilmesi gerekirdi. doğru olan buydu. ancak miroğlu o zaman devletin adaletine güvenmeyerek kendi adalet anlayışı içinde parayı dağıtmıştır. işte burada da yaptığı şey doğru değil, ama ahlaki açıdan tartışmaya açıktır.


özetle miroğlu, mafya değil

belki bir robin hood belki bir dadaloğlu gibi nitelendirilebilir. ancak insanlar izlediğini anlamadığı için ona mafyaymış gibi özendiler. ahlaki yönden verdiği mesajları değil, paltoyu, silahı ve karizmayı görmek istediler sadece. 

ayrıca dizi olarak güzeldi.

DAHA FAZLA İÇERİK