Doğasıyla Kendine Hayran Bırakıp Dinamikleriyle Şaşırtan Bir Ada Ülkesi: Filipinler
Pasifik Okyanusu'nun batısında bulunan bir Güneydoğu Asya devleti olan Filipinler, irili ufaklı 7.645 adet ada ve adacıktan oluşuyor. Müthiş bir doğaya ve farklı bir kültüre sahip Filipinler'e yakından bakıyoruz.
Doğasıyla Kendine Hayran Bırakıp Dinamikleriyle Şaşırtan Bir Ada Ülkesi: Filipinler
iStock

binlerce adadan oluşan, 11 değişik lehcenin konuşulduğu ,bir adadakinin diğer adadakini anlamadığı için ortak dilin ingilizce olduğu, trafiğin berbat olduğu halde kimsenin kavga etmediği, etse de birşeyin değişmediği ,insanların fakir ama birbirine saygılı olduğu, okur yazarlık oranının yüzde 97 civarında ve sokaktaki herkesin neredeyse iyi derece ingilizce bildiği, iş türkiye ile karşılaştırmaya gelince fakir gariban ülke denip hor görülen oysa ekonomi olarak dünya sıralamasında bizden sadece bir sıra aşağıda bulunduğu bir ülkedir filipinler. 

fakir görünmesinin sebebi ise ülkenin senelerce sömürge olarak kullanılmasından dolayı çok büyük bir gelir dağılımı adaletsizliğinin yaşanmasıdır. yaklaşık 110 milyon nüfusa ve türkiyenin 3'te biri kadar toprak büyüklüğüne sahiptir. büyük şehirleri çok kalabalık ve yaşanması güç yerlerdir (bkz: metro manila) (bkz: cebu) ama turistik olan ve nüfusu daha az olan adaları ise doğal güzelliği ile cennete benzemektedir (bkz: boracay).

12 ay yazı yaşayan bu ülke, kurak ve yağışlı 2 dönem yaşamaktadır, yağışlı döneminde genelde büyük tayfunlar yaşanır. bunun haricinde volkanik adalar olmasından dolayı depremde eksik olmaz, ülkedeki aktif olan yanardağ patlamaları da tuzu biberi olmaktadır ve trioyu tamamlamaktadır. 

filipin kadınlarının geneli çalışkan ve güzel, erkekleri ise tembeldir. çoğunu elinde bira şişesi ile ya bilardo oynarken yada parkta sızmış durumda görürsünüz, tembel olmayanlarında zaten geneli denizcidir. 

bir tur rehberliğinde gezilip görülmesi gereken yerlerdendir, bilmediğiniz yerlere giderseniz götünüzü kesebilirler, özellikle güney adalarında ebu-sayaf gibi (bkz: el-kaide)ci terör grupları bulunmakta ve bunların en çok sevdiği iş yabancı turistleri kaçırıp fidye istemek, vermezlerse de çükünden tavana asmaktır.feribot ile bir yere gitmek istediğinizde ilk dikkat etmeniz gereken şey 100 kişilik feribota neden filipinlerin yarısının bindiğini sorgulamak olacaktır.

üstünüzde az kumaş, az plastik ve az likit ve az elektronik taşıyarak hayatta kalabileceğiniz, iç çatışmalarıyla türkiye`ye benzeyen, keyif-arzu-vicdan-şehvet-kişisel gelişim-kitlesel oluşum-din-millet-ekran, tezgahlarından geçilmeyen üçüncü dünya ülkelerinden biri filipinler.

kendi vatandaşları tarafından, amerikan kuklası olduğu söylenen ülkelerden filipinler'de, şikeli seçimler ve sikkedeki yozlaşma, elastik androidlerin devraldığı televizyon şovları ve kahramanların boks maçları genel muhabbet konularından.

amerikan güreşi, horoz dövüşü, okul-sokak çetesi, yerel siyasi cinayetleriyle, barışçıldan çok yardımsever denilebilir insanların bol bol şakalaştığı, gülmeyene anormalite bindirdiği ülkenin ilk sunulan yemeği bir tür buzlu tatlı. halo halo adındaki tatlı, dondurucu şeker tadıyla, karmaşık bir resmi geçidin ürünü. krem karamel, hindistan cevizi şekerlemesi, çığ süt kreması, mango ve muz parçaları ve yeşil bir tür jölenin, kırık buz parçalarının üstüne yerleştirilmesi ve tercihen dondurma toplarıyla kombine edilmesi ile hazırlanıyor.

sokaklarda yürüyenlerin değer birimi ten rengi. meme üçü beyazlatan krem sabun düşünüldüğünde bile herşeyin beyazı makbul görülürken, çok güzel ve tropik esmerlere sahip olduklarının farkındalar. beyaz süt pahalı. peynirleri türkiye'den gelen için kondanse mayonez. kalsiyum yetmezliğinden dış dökülmesi çok yaygın. ancak, dişi olanın dişleri bembeyaz. insanların gelir seviyeleri-yozlaşmadaki seviyesizlikleri dişlerinden de anlaşılabiliyor.

beyazlar ve kısmi beyaza çalan tenli mahluklar, satıcıların / dilencilerin / orospuların / para babalarının görüş alanında parıl parıl parlıyor. ve parayla kamaşan kasasız filipinlilerce, etleri dahil her yerinden faydalanma arzusu uyandırıyor. bira şişesiyle "ver paranı, yoksa şişeyi şenle kırarım" tehditlerine aldırmamak gerekli. ülkede kasatura zaten yok.

filipinler`de dış mahsul olduğunuzu anladıkları andan itibaren genel bir adınız var: o da "joe". amerikan, japon ve ispanyol sömürgeciliğinden dile kalan ispanyolca kelimeler, cüzdan söz konusu olduğunda amerikan hakimiyetinin baskınlığını sokaklara seriyor. "brad pitt, bu ise benim dublörüm olarak başladı", "tek rakibim nikol kidman" içsesiyle dolaşıyorken, "hey joe, ne var ne yok!" diye bağıran halkın arasından yürürken, çamurlu sokağın siyahi, kırmızı halıya dönüşebilir. fakat, halisunatif halida bıraktığınız ayakizlerinde dolar işaretleri görünmediği taktirde, değersizleşip "ahmet, mehmet, ayşe, fatma" oluverebilirsiniz.

türkiye için futbol ne demekse, filipinler için basketbol o demek.

filipinleler'e fakir demek adolf hitler'e hayvan demek ya da hamburgere köfte demek ya da türkiye'ye asya ya da avrupa demek kadar yersiz. alışveriş merkezlerinin havalandırma sistemleri türkiye'nin silahlanmaya harcadığı paranın yüzde biri bile olabilecek kadar çok. şoförü ve 2 hizmetçisi olan aileler kendilerini orta sınıf saymaktalar. bir de sayıklamaya bile mecali olmayan, sokakta ölü gibi yatarak dilenirken elindeki plastik para bardağını bırakmayan çocuklar var. "masaj yapayım mı, ben fuhuş yapmam. amerika'ya gideceğim çünkü babam amerikan denizcisiydi. zaten hastalıktan korkarım. çocuğum var anneyim. bişey oldu hastayım. yabacılarla konuşmayı severim." diye dolaşan kadınlara - dilediğiniz an toz olma konusunda kendinize güveniniz tamsa - çok primli starbucks'ta 2 buçuk milyona kahve ısmarlayabilirsiniz. ama hastalık ilacı almayın, kürtaj şurubu çıkıyor.

müzik iki turlu; bir genç rock grubu furyası, bir bossa nova pop. sözler liseli sevgililer, yemek listesi, toplu taşıma araçları hakkında.

din çeşitli. katolikler kuzeye hakim, müslümanlar güneye, ama kimse kendine hakim görünmemekte. camilerin medreseleri var. zemin iklim nedeniyle halisiz. yerde uyuyarak bekleyenler var. kapı girişlerinde bekleyen takkeli beyler, müslümana benzetemediklerini de içeri alıyorlar ama tedirginliğin yumuşatılmış agresyona dönüştüğü "bir sorun mu var? gelişinin nedenini bildir." gösterisinden geçmek gerekiyor. "sana mı geldim, ibadet edilen yere geldim ya da amacım sadece kendimi gözlemden ibaret" lafları aptalca olur. türkiye'den geldim, demeniz yeterli. camideki pipili çocuklar genel ve pratik olarak cami avlusuna işeyebiliyor. ergenlik çağına girmiş olanlardan zarfla yardım toplamak da adetten.

kiliseler ise para toplama işlemini kelebek fileleriyle gerçekleştiriyor. ve kilise en az televizyon kadar güçlü. insanlara iyi hissettiriyor. filipinler'e bir araya gelebilecekleri bir çatı ve sosyal aktiviteler sunuyor. ölçülü dans partileri, mazbut yemek törenleri, tanrı adına işlenen konularda gezinen fetvali stand-uplar.

ülkenin yerli ve ilkel olarak görülen yaratık grubunun adı bir tür aşağılama sıfatı. "dumagat". dumagat gibi kara olduğunu söyleyerek biriyle şakalaşabilirsiniz. komik olduğu için değil, kültürel aidiyet merakınız varsa giderebilmeniz için. dumagatlar dişleri kırmızı olsun diye ağaç koku çiğniyorlar. tişört ve iç çamaşırsız da olsa şort, ve amerikan kepiyle dolaşıyorlar. saçları kıvırcıkmış, emin değilim bana dalgalı geldi. ama, gözleri ötekilerden daha anlamlı, çünkü açlar.

ülkede birden çok dil var... ilakano, tagalog...

bunlara lehçe deniliyor ve birbirlerini anlayamıyorlar.

ama bu bir sorun olmuyormuş. çünkü, okulun dili ingilizce.

çinliler her yıl para için kaçırılıyorlar. bu ülke için ciddi bir sorun.

hükümeti eleştiren gazeteciler öldürülüyor ya da uyarılarak hayatta bırakılıyor. bu daha az gündemli bir problem. çünkü, eleştirel gazetecilerin ülke gündemini meşgul edecek kadar maddi yetkinliği zaten yok. bu yıl içinde 859 kişi komünist oldukları gerekçesiyle yargılanmadan infaz edilmiş. bahçesi bile prestijli üniversitelerin birinde uluslararası ilişkiler okuyan bir arkadaş, bütün iyi niyeti ve olumkalım istatistikleriyle ilgilenmekten sıkılışıyla, "insan hakları meselesi yok ki artık," dedi.

filipinler'in iddialarından biri, varolan ülkeler arasındaki en demokratik ülkelerden biri oldukları. iddianın dayandırıldığı çita ise "herkes dilediğini yapmakta hür." ben, bir anarşizm çarpıcılığı göremedim, içerde tedirgin bir komünist parti var. hürlükle kastedilen seksi serbestlik.

bir senatörün tek kampanya için 150 milyon filipin pesosu harcadığını ilan ettiği gece, ucuz ve kaliteli bir fuhuş otelinde tek kişi kalmak 1250 peso. yani, hareketli bir siyasi kampanya ve 1001 gecelik duraksız mastürbasyon aynı paraya çıkar. ya da, filipinler'de, ayda 1000'le iki çocuk okutabilir, beş aileyi pirinçle besleyebilirsiniz.

filipinler'e türkiye'den geldiyseniz, size ilk söylenilen kelime "yılmasz bektasz" olacak, şaşırmayın, onu türkiye'nin prensi ya da genç kralı sanıyorlar. çünkü filipinler'in, dünya güzellik yarışmasına imzasını atmış güzeli ve sinema oyuncusu rufa perez, türkiye'ye, bektaş ailesine fit bir gelinlikle gelin gitmiş.

ABD'de, Siber Zorbalık İçin İlk Eyalet Yasasının Oluşturulmasına Sebep Veren Ölüm: Megan Meier