Doğru Zamanda Doğru Yerde Olabilmeyi Başarmış Fotoğrafçı: Henri Cartier-Bresson

1908-2004 yılları arasında yaşamış olan Fransız fotoğrafçı Henri Cartier-Bresson'un başarısının en büyük sırrı doğru zamanda doğru yerde olabilmesiydi.
Doğru Zamanda Doğru Yerde Olabilmeyi Başarmış Fotoğrafçı: Henri Cartier-Bresson

tüm zamanların en büyük fotoğrafçıları arasında gösterilen henri cartier-bresson'u henri cartier-bresson yapan şey her şeyden önce doğru zamanda doğru yerde olmasıdır şüphesiz. uzun hayatı boyunca dur durak bilmeden gezmiş; dünyanın şimdiki gibi bir küresel köy olmadığı, insanların şimdiki gibi macera olsun diye seyahate çıkmadığı zamanlarda bile kimsenin aklına gelmeyecek şehirlere, köylere ayak basmıştır. gandi'nin cenazesinde hindistan'da, 68 öğrenci hareketleri sırasında ya da mitterand başa geçtiğinde paris'te, çin halk devrimi sırasında çin'de, hollandalılar'dan kurtulup nihayet bağımsızlığını kazandığında endonezya'da oluşu hem onun foto-muhabirlik kariyeri açısından hem de bizlerin bu önemli tarihi anları onun keskin gözünden görmemiz açısından mühimdir. fotoğrafları dönemin life, du, heute gibi önemli dergi ve gazetelerinde yayımlanmıştır.

cartier-bresson'la ilgili yapılabilecek en net tespitlerden biri onun doğa değil toplum, kültür, modernleşme konularına yoğunlaşmış bir fotoğrafçı oluşudur. bir haber muhabiri nasıl gözlemlerini yazıya döküyorsa o da fotoğraflara dökmüş ve foto-kompozisyonlar (bkz: photo essay) hazırlamıştır. bunlardan en ünlüsü çin halk devrimi'nden sonra oluşturduğu the great leap forward china'dır. kompozisyon çin'de komünistlerin gelmesinden hemen evvel altın kapmak için banka önlerinde birbirini ezen insanların şu meşhur görüntüsüyle başlar:


yine de bu büyük ustanın sanatının büyüklüğünü çok gezmesine atfedip işin içinden çıkmak büyük haksızlık olur. zira o sadece bir foto muhabir değil, aynı zamanda bir sanatçıdır. cartier-bresson, her şeyden önce muazzam bir gözlemcidir. sabırlı bir emekçidir; avı için saatlerce pusuya yatan bir avcı gibi çekeceği fotoğraflar için önce mekanı tespit eder, orayı inceler, her bir ayrıntıyı beynine nakşeder. ve eli deklanşörün üstünde saatlerce bekler. bekler çünkü çekeceği fotoğraflarının çoğunu deklanşöre basmadan çok önce beyninde çekmiştir ve tüm iş ''o lahza''yı yakalamaya kalmıştır. sanırım onun poz verme fikrini sevmediğinin en güzel örneği, modelli bir çekiminde çekime ara verildiğinde çektiği ve adını pause between two poses koyduğu şu fotoğrafıdır.

bu kılı kırk yaran hazırlığını düşününce fotoğraflarını neden kesip biçmediğini anlamak zor değildir. çünkü fotoğraflarında hiçbir gereksiz, çıkarılması gereken ayrıntı yoktur. hatta fotoğraflarının kesilmediğinin bir nişanesi olarak bütün fotoğraflarını negatiflerinin siyah boş kısımlarıyla birlikte tab etmiştir. fotoğraflarında onun titizlikle üzerine düşündüğü onlarca ufak ayrıntı vardır. örneğin behind the gare st. lazare adlı meşhur fotoğrafında zıplayan adamın sudaki gölgesiyle arka posterdeki dansçının zıplayışı simetriktir:


yani fotoğrafın içinde sol üstten sağ alt köşeye devam eden bir devamlılık, bir bütünlük vardır. yine bir başka fotoğrafında bisikletlinin yönü, konumu ve hareketten ileri gelen bulanıklığı kıvrılıp inen merdivenlerle bi devamlılık hissi verir. velhasıl görmesini bilen için onun fotoğraflarında her bir ayrıntı bütüne hizmet eder:


onun fotoğrafları her zaman fiziksel işaretler, göndermeleri değil bazen de ince mizahi, sosyal, siyasal mesajları barındırır. örneğin berlin duvarı'nın önünde çektiği şu karede fotoğrafın sol kısmındaki kopuk bacakla sağ ucundaki askerin omzuna asılmış silah savaşa muhteşem bir karşı duruştur:


fondaki berlin duvarı da mesajın sosu olmuştur. bir başka örnek olan ve 1961 yılında zencilerin sinemaya girmesine izin verilmeyen nashville, tennessee'de çektiği şu fotoğrafta uygulamayı protesto eden siyahi gencin ellerinin cebinde oluşu onun şiddet yanlısı olmadığını vurgular:


cartier-bresson'un türkiye sınırları içinde galata'daki balık pazarında, karaköy'deki kamondo merdivenleri'nde ve bergama'da çektiği fotoğrafları sayabiliriz:


son olarak benim seçtiğim birkaç fotoğrafı da şöyle:

haftasonu pikniğindeki dört fransız'ın dünyadan nasıl soyutlandığını anlattığı fotoğrafı (dikkat edilirse ufuk çizgisi yoktur bu fotoğrafta):


amerika'ya mülteci olarak sığınmış annenin yıllar sonra oğluna kavuştuğu muazzam kare:


mükemmelliği basitliğinde yatan günah çıkaran portekizli kadın portresi: 


karısı martine'yi kitabına dalmışken yakaladığı an: 


holokost filmlerinden fırlamış bir sahneden farksız olan gestapo kadın fotoğrafı: