Dostoyevski'nin, Onu Diğer Büyük Romancılardan Ayıran En Büyük Özelliği Nedir?

Bu özelliğin ne olduğu doğal olarak kesin ve net bir cümleyle açıklanamaz ancak Sözlük yazarlarından derlediğimiz üç kapsamlı görüş, yazarın farkını zihinde açıklamaya olanak tanıyor.
Dostoyevski'nin, Onu Diğer Büyük Romancılardan Ayıran En Büyük Özelliği Nedir?


kişisel fikrim, dünyada dört büyük romancı vardır

james joyce.
marcel proust.
lev tolstoy.
dostoyevski.

bu da demek değil ki diğer romancılar bu yazarların gerisindedir ya da en iyileri bunlardır. aksine kişisel zevk girer burda devreye; kafka'yı ya da nabokov'u daha çok sevebilirsin, daha iyi bulabilirsin.

yukardaki yazarların büyüklüğü şurdan gelmektedir; bu yazarlar dünyaya açılan bir kapıyı aralarlar ve hem bilineni hem bilinmezi anlatırlar. bunun yanında dev yapıtlar vermişlerdir. bu yapıtların her birinde zekice bir kurgu derin karakterler ve tüyler ürpertici bir ruhsallık vardır. aşkınsaldırlar.

diğer yazarlar dünyaya açılan kapının gerisinde kalanları anlatırlar özgül zevke hitap ederler

misal dostoyevski hemen hemen herkesin en sevdiği yazarlardan biriyken faulkner veya nabokov öyle değildir. bu şekilde özgül zevke hitap eden yazarlar iki kutup oluştururlar, ya okur tarafından nefret edilirler ya da takıntılı bir şekilde sevilirler. yaşar kemal'i okuyup da sevmeyecek türk yoktur ancak orhan pamuk özgül zevke hitap eder obsesif ama azınlıkta bir okur kitlesi vardır.

her neyse. bu dört büyük yazar da elbette birbirinden çok farklı ama her biri edebiyatın incisi olduğundan elbette bir karşılaştırma yapılabilir.

[tolstoy'un katı ahlak anlayışının ve titizliğinin kitaplarını ve kahramanlarını fazla idealize edilmiş hale getirdiğini düşünüyorum ki bu noktada diğer üç yazarın gerisinde kalıyor benim için.]

tolstoy, joyce ve proust dev eserler vermişlerdir. ancak bu yazarların işi edebiyattır. hayatları boyunca çoğunlukla sadece edebiyatla uğraşmışlardır, gelmiş geçmiş en büyük entelektüellerdir. verdikleri dev eserler zekalarının ve yaratıcılıklarının tabi bir de entelektüel birikimlerinin ürünleridir.

ancak dostoyevski'de durum farklıdır

adam yıllarca sara nöbetleri geçirmiştir, kumarbazdır, hapse atılıp ölüm cezasına çarptırılmıştır, kaçak hayatı yaşamıştır. çoğu zaman da para kazanabilmek için kitaplarını aceleyle yazmıştır. eğer birisi böyle bir hayat geçirip suç ve ceza, budala, ecinniler, karamozov kardeşler, yer altından notlar, ölüler evinden anılar gibi kitaplar yazmışsa bu ne yaratıcılığın ne zekanın ne de entelektüel birikimin ürünü olabilir olsa olsa dehanın ürünüdür.

edebiyatta dört büyük yazar vardır. üçü çok zeki ve yaratıcıdır. birisi dehadır.

bu entryi de sevgili orhan pamuk'un bir cümlesiyle bitirmek isterim.

"dostoyevski okumak ilk kez deniz görmek gibi bir şeydir."


dostoyevski'nin bu denli sevilmesinin esaslarından birinin "karakter" ya da karakter kurulumu olduğu oldukça aşikardır

bir karakter imgesinin yaratılması, bir karakterin kuruluşu yeni bir yazar görüşünü, yeni bir yazar konumunu da gerektirmektedir. dostoyevski'nin yaptığı da, yeni karakterler, kişilikler ve kurulumlar yaratmaktan ziyade, bu kişilere, toplumdaki portrelere yeni ve bütünlüklü bir bakış açısı getirmekti.

biraz daha açmak gerekirse, dostoyevski'nin yaptığı salt yeni baştan karakterler yaratıp bunları sunmak değildi ; onun yaptığı daha ziyade "çoklu" - monolojik olmayan - bir bakış açısı ile karakter içerisindeki ya da kişi içerisindeki kişiyi açığa çıkarmaktı. yani, yeni bir yazar ve yeni bir bakış açısı yaratmaktı. *

yine de bu karakter tahlilleri ile yazarı yanlış değerlendirmemek gerek zira dostoyevski şöyle der:

"tam bir gerçekçilikle insandaki insanı bulmak... psikolog diyorlar bana; bu doğru değil. daha yüksek bir anlamda gerçekçiyim sadece, yani insan ruhunun derinliklerini resmediyorum."

karakteri tihon'un da dediği gibi:

"bakın, casuslarla psikologları - hiç değilse benim ruhuma girmeye çalışanları - sevmem"**

ek olarak belki de bakhtin'in maddelendirmeleri bu hususta açıklayıcı nitelikler sunmaktadır.

"öncelikle, dostoyevski kendisini kendi bilincinin dünyasında sıkışıp kalmış öznel bir romantik değil, gerçekçi addeder. yeni görevini - "insan ruhunun tüm derinliklerinin resmedilmesi" - "tam gerçekçilik"le yerine getirir, yani derinlikleri kendisinin dışında, başkalarının ruhunda kavrar [...] dostoyevski psikolog olduğunu kesinlikle redddeder."

her ne kadar dostoyevski karakter yaratma ve yansıtma hususunda üstüne mertebe bir başarı gösteriyorsa da, belki de kendisini bir romantiklik şeması içerisinde değerlendirmekten ziyade bir dostoyevski gerçekçiliğini anlamak gerek.

________

* dostoyevski ve öncesi dönemleri ele aldığımızda fark edilecektir ki karakterler hakim yazarın tonu altındalardır. bu ne demektir? karakter, yazarın sesini, görüşünü, fikrini, zikrini yansıtır durumdadır. kendi içlerinde bütünlüklü bir özgürlüğe sahip olmadan adeta yazarın biçimlendirdiği, yazarın sesinin her daim duyulduğu, yazarın her daim hissedildiği kurgulardır. işte bu nedenden ötürü monolojiklerdir. işte dostoyevksi'nin yaptığı da bu monolojik sesi yıkıp, "yazar" makamını daha geri plana çekip, karakteri kendi içerisinde özgür, kendi sesine sahip, hatta yazarla çatışan/çarpışan bir kurulumla okuyucuya sunmaktı.

** cinler/ ecinniler romanının yayınlanmayan bölümünden.

Mart 1874


başka insanlar edebi gücünü tartabilecek bir yetkinliğe sahiptir elbet, ben asla hiçbir romanı okurken bunu bilinçli bir eylem olarak yapamadım. daha çok, paylaşılmış ve ortak bir delilik ya da ortak bir bilinçaltının resminin çizilmesi olarak gördüm, bir yazarın romanlarını okuma eylemini.

kendisi, ortalama insanın dış kabuğunun altındaki deliliği resmeden ya da bu deliliğin açığa çıkmasını mümkün kılan kurgular yaratmıştır

dostoyevskiyi en büyük yapan, en klasik yapan budur, yoksa en güzel cümleyi yazmak, en süslü kelimeleri kullanmak belki kelimelerle uğraşan insanlar için daha değerli olabilir. "dostoyevski şişirme bir edebiyatçıdır" demişti biri, bunu daha sonra bir başkasından da duydum. bu mankafalar için mesajın anlatım biçimi, mesajın içeriğinden daha önemli olduğu için böyle insanları gördükçe edebiyat, bilim, sanat, insanın bıraktığı ize dair her teknik, insanı insandan ayıran ve kalplerin arasına duvarlar ören bir babil bulamacıdır. bizim gibi insanlar içinse, mesele, bir delinin anlattığından farklı değildir, gerçekten de çıkın bir gün bakırköy ya da erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastahanesini ziyaret edin. ağır şizofreni hastalarının anlatımları, hayata uyum sağlayamamış birinin kafasındaki bilinçaltı resmini anlatma çabasını anlamaya çalışın.

onun gördüğü görüntü ile sizin gördükleriniz farklı değildir, aynı hakikati görürsünüz sadece 'hasta' olan kişiyi 'normal' olan kişiden ayıran şey, normal insanın hastadan daha iyi bir şekilde hayatın saf görüntüsünün travmalarıyla başa çıkmasıdır, bu ise bir bastırmadır, bir yok saymadır. cehennemin dibinde yaşarken sadece cehennemi yok sayanlar akıllarını belli bir normallik bandında tutabilir.


işte bu adam, yani suç ve ceza'nın bir çok farklı kısmında deliliğin bandına giren mevzu bahis yazar, ortalama bir insanın, çarkların arasında sıkışıp parçalanan birinin kafasında olup bitenlere vakıf biridir. yoksa en süslü cümleyi yazdı diye iyi bir edebiyatçı değildir, belki ondan daha muhteşem betimlemeler kullanan yazarlar vardır ama bu da okuyucunun pek umurunda olmaz. burası hayat, ve herkes hakikatle ilgileniyor, en azından ruh sahibi olan insanlar. o da hakikati, gerçekten ayırabilip yazan, ara ara içine girdiği bunalım denizinden incilerle çıkan ermiş bir adam. deliye baktığında onun iç dünyasındaki zenginliği görebilen, ve de en önemlisi bu zenginliğin hangi travmalar sonucunda ortaya çıkabileceğini çözmüş biridir dostoyevski.