Dünya Gittikçe Daha Muhafazakar Bir Yer Hâline mi Geliyor?
Siyasi eylemler, sağ partilerin Avrupa'da yükselişe geçmesi, Donald Trump'ın yarattığı etki... Dünyanın gün geçtikçe daha muhafazakar bir çizgiye kaydığını düşünmeniz için yeterli sebepler mevcut. Bakalım Sözlük yazarları ne demiş bu durum hakkında.
Dünya Gittikçe Daha Muhafazakar Bir Yer Hâline mi Geliyor?


dünyanın muhafazakarlaşması tahminimce bilinçli yapılan bir girişim.

önemli olan benim tahminim değil elbette. ama bazen dünya siyasetinde yaşanan gelişmeleri gördükçe, böyle zannetmekten kendimi alıkoyamıyorum. o yüzden ben her ne kadar basit bir insan olsam da, kapalı kapılar arkasında yaşanan sayısız olaydan bihaber olsam da, bu durumun tartışılabilir olduğunu zannediyorum.

dünya savaşlarından sonra, değişim fikri, çok önemliymiş sanki. bireyselden ziyade, modern ve toplumsal bir değişim desteklense de, sonuçta, fikir özgürlüğü, yaşama özgürlüğü, sistem eleştirileri, hemen her kesimden bu dönemlerde destek bulmuş, tartışılması desteklenmiş.

şimdi ise bakıyorsun, yüksek koltuklarındaki, statü sahibi insanlar bile muhafazakar. bence tüketim toplumunun olmazsa olmazı, sadece bugününü yaşayan, yalnızca ait olduğu toplumun değerleriyle düşünebilen, kesinlikle kendisini gerçekleştirememiş bu bağımlı muhafazakar insanlardır. bizler bir takım yüksek (!) değerlerle, ona sahip çıkmak propagandalarıyla oyalanıyoruz gibi geliyor bana. halbuki insanlar bu zincirlerden kurtulsa ne kadar rahat eder. ama insan, düşünmeye başlarsa bu sistemin mahvına yol açacaktır. bu yüzden de sürekli taraftarlık, sempatizanlık pompalanıyor. yakın dünya tarihinde düşünce ve fikir özgürlüğü çok önemliymiş gibi bir hareket varken, artık "sen bizden değilsin, öyleyse yok edilmelisin" kafası var. bilemiyorum altan.

77 kişinin yaşamını yitirdiği, 242 kişinin ise yaralandığı terör eylemlerinin faili Anders Behring Breivik.

postmodernizmin 3. evresinin tabii sonucudur.

şimdi öncelikle postmodernizm nedir? postmodernizm her ne kadar isminden modernizm s plus gibi görünse de aslında modernizmi reddeden, yıkan bir yaşam felsefesidir.

peki modernizm nedir? çok çok kısa bir tabir ile bilim teknik ve endüstrinin gelişip hayata yön vermesi ile vuku bulan bilimin söylediği doğrudur gerisi yalandır, son teknolojin varsa modernsin yoksa ilkelsin tribidir.

modernizmin tabularını yıkmaya gelen postmodernizmin ilk evresinde şunlar yaşandı (ve hala yaşanıyor, bu evreler sıralı değil daha çok iç içe gelişiyor); modernizmin dayatmaları ve kuralları sorgulanmaya başlandı, doğruluğu tartışılarak kurallar teker teker yıkılmaya başlandı.

2.evre: kuralsız bir yaşam felsefesinin doğuşu; (bkz: anything goes), en yakın türkçesi her şey olur (cem dinlenmiş'e saygılarımızla). isminden de anlaşılacağı üzere doğru ve yanlışın kalmadığı bir toplumda herkesin kendi kurallarına göre yaşamaya başlaması. bir nevi "sizden öğrenecek değiliz"cilik diyebiliriz bu evreye. neden mi? alın size örnekler; insanlar kahve yapmayı sizden öğrenecek değiliz dedi ve 3. nesil kahveciler doğdu, mekan işletmeyi sizden öğrenecek değiliz dediler ve nusret gibi işletmeler doğdu, giyinmeyi sizden öğrenecek değiliz dediler ve erkek için skinny pantolon babet çorap kombini doğdu, sevişmeyi sizden öğrenecek değiliz dediler lgbt gibi oluşumlar doğdu yetmedi cinsiyeti bilimden mi öğreneceğiz dediler 72 farklı cinsiyet olabileceğini iddia eden apachi helikopterler doğdu, dünyayı sizden öğrenecek değiliz diyen flat earth society (düz dünya kulübü) doğdu, dini sizden öğrenecek değiliz diyen pastafaryanlar doğdu, festival yapmayı sizden öğrenecek değiliz dedi insanlar ve artık 10 kişi çay içmeye gitse festival der olduk.


evet 2. evre aslında oldukça gülmeceli eğlenmeceli girişimci özgürlükçü ve demokrat bir evre. aynı çağa denk gelen küreselleşmenin de etkileriyle hızla yayıldı ve belki de insanların şimdiye kadar ki bastırılmış duygularını ortaya çıkarmasına yaradı. bakıldığı zaman milyonlarca farklı tonun rastgele bir araya gelip oluşturduğu rengarenk bir tablo gibi gözükmeye başladı dünya.

peki 3. evre: "milyonlarca farklı tonun rastgele bir araya gelip oluşturduğu rengarenk bir tablo". bu cümleyi tek kelime ile özetlemek istesek aklımıza gelen ilk 5 kelimeden biri illa ki kaos olacaktır. evet illa ki hiçbir kuralın olmadığı yerde kaos kaçınılmaz sondur. her şey güzel bir harmoni ile başlayıp huzur veren bir melodi şeklinde devam etse de bir süre sonra her insan o parçanın yükselip keskinleştiği o muhteşem soloyu duymak ister.

"her şey olur"dan sıkılan insanlar 3. evrede "artık bazı şeyler de olmasın canım" demeye başlar. ve kuralların olmadığı bir düzende ben kendime kural koyacağım diyen kişilere engel olacak herhangi bir kural da yoktur. yine küreselleşmenin de büyük katkılarıyla bu evrede insanlar şunu yapanlar, bunu sevenler şeklinde gruplanmayıp; ondan nefret edenler, bunlar ölsün isteyenler şeklinde gruplanmaya başladı. son dönemlerde ufaktan ufaktan sezdiğimiz 19. yüzyıl milliyetçiliğinin hortlaması, insanların son 15-20 yıl içinde neredeyse unuttukları geleneksel değerlerine daha bir sarılması, örf adetleri canlandırma çabaları, dini değerlerin yükselişi, neonazi ideolojilerin yükselişi, gruplar arası faşizanlığa varan saldırılar bu 3. evrenin en güzel örnekleridir.

peki bundan sonra ne mi olur?

3. evreye baktığınız zaman 19 yy. sonları avrupanın durumundan çok da farklı değil. yani eğer her şey gerçekten kusursuz bir devinim ise 50 yıl içinde birbirimizi yok edip sonra kurallar olması gerektiği kanısına varıp tekrar modernizme geri dönebiliriz (he bu sefer kurallar bilime dayanmayacak olabilir). ve nihayetinde kurallardan sıkılıp döngüyü sonsuza dek tekrarlamamız çok olası.

not: postmodernizmin 3 evresi mabadımın ürünü akademik değeri olmayan bir teoridir.


Duruma katılmayan Sözlük yazarlarının görüşleri şöyle

uzaktan yakından alakası olmayan durum. dünya giderek muhafazakarlıktan uzaklaşıyor ama muhafazakar kesim panik havası yaşadığı için daha çok radikalleşiyor. örneğin gelişmiş ülkeler içinde en dindar olan abd'yi düşün. bundan 30 yıl önce abd'nin %90'ı kendisini dindar olarak tanımlarken şimdi bu istatistik %65-70'lerde dolaşıyor. yeni nesilde bu rakam %50'ye kadar gerilemiş durumda. bunu gören muhafazakarlar kendilerini tehdit altında gördükleri için daha da radikalleşiyorlar, sesleri daha çok çıkıyor ve bunu dışarıdan izleyenler dünyanın daha muhafazakarlaştığını düşünüyorlar.

ha bir de şu var, ortalamada muhafazakarlar daha çok çocuk yapıyor ve daha hızlı ürüyor ama çocuklar büyüdükçe ve eğitim aldıkça ailelerinin ideolojisinden uzaklaşıyorlar. 1996'da abd'de halkın %27'si gay evliliğine destek verirken bugün %53'ü destek veriyormuş. 1995'de amerikalılar'ın %75'i idam cezasını desteklerken bugün %56'sı destekliyormuş. 1970'de amerikalılar'ın %70'ı "evlilik dışı cinsel ilişkiye" ayıp olarak bakarken 2012 itibariyle bu oran %35'e düşmüş. gelişmiş ülkeler içinde en dindarı abd olduğu için onları örnek verdim ama avrupa'da ve asya'da da benzer trendler var. dindar ve muhafazakar kesimin sayısı giderek azalıyor ama sesleri daha çok çıkıyor. bu da kendilerini tehdit altında gördükleri için gerçekleşiyor.

http://content.gallup.com/…llcz_gruour8uv9vusww.gif

http://news.nationalgeographic.com/…ising-religion/

https://www.theatlantic.com/…is-moving-left/419112/

https://www.wired.com/…ol-americas-getting-liberal/


ben buna pek katılmıyorum, çünkü aynı zamanda liberalleşiyor da.

yani aslında aradaki aradaki uçurum büyüyor. belki bunu duymak pek çok insanın hoşuna gitmeyecek ama genelde daha liberal kesim biraz daha eğitimli olduğu için ve genelde de her toplumda eğitimli insan sayısı oranla daha düşük olduğu için, dünya giderek muhafazakarlaşıyormuş gibi görünüyor olabilir.

bir de tabii ki türkiye giderek çok çok muhafazakar bir hale geliyor, o da bizim genel dünya algımızı etkiliyor. etrafımızda, en yakınımızda gördüğümüz şeyi, "demek ki en çok böyle" diye algılıyoruz.

halbuki aslında mesela dünya çapında giderek daha çok kadın erkek eşitliğine doğru yürüyen politikalar destek görüyor. aynı şey ırkçılık, sınıf ayrımcılığı, sekülerizm gibi şeyler için de geçerli. eşcinsel evliliklerini giderek daha çok ülke yasallaştırıyor.

özellikle de istatistikler gösteriyor ki, muhafazakar yönelimden liberale geçiş yapan insan sayısı, liberalden muhafazakara geçiş yapandan ezici ölçüde fazla. yani neredeyse kimse soldan sağa geçmiyor. geçiş olduğunda bu genelde sağdan sola oluyor.

tabi bu durumda solun solu iyice sola gidiyor, sağın sağı iyice sağa gidiyor. internet ve iletişim çağı da insanları taraf olmaya zorluyor, çünkü hiç birşeyden haberin olmadan tarlanda oturduğun çağlar geçmiş vaziyette artık, haberin olunca da bertaraf olmamak için taraf oluyorsun. dolayısıyla da orta karar diye bir şey kalmıyor pek.

DAHA FAZLA İÇERİK