Dünya Görüşü ve Entelektüel Kalitesiyle Türkiye'de Yayınlanmış Açık Ara En İyi Dergilerden: Roll
1999-2009 yılları arasında yayınlanmış olan, koskoca bir kültürü ve dönemi özetleyebilen, bunu da çizgisinden ödün vermeyerek başaran oldukça kendine has bir müzik dergisiydi Roll. Sahaflarda hala eski sayılarını bulabileceğiniz bu şahane dergiyi hatırlayalım istedik.
Dünya Görüşü ve Entelektüel Kalitesiyle Türkiye'de Yayınlanmış Açık Ara En İyi Dergilerden: Roll


roll, düzenli olarak aldığım ilk 2-3 senesi boyunca, müziğe bakışımda epey radikal değişimlere yol açmış açık sarı bir dergi

adam gibi türkiyeli bir müzik dergisi arayışında olan, çalıntı'yı çok kaşıntı, blue jean'ı çok teenager işi bulan benim gibi bir grup insana ilaç gibi gelmişti çıktığında. hem eğlenceliydi, hem bir perspektifi vardı, hem moderndi (60'ların 70'lerin rock'una takılıp kalmamıştı), hem türkiyeliydi. aynı sayıda serge gainsbourg'u, nusrat fateh ali khan'ı, tricky'yi, sincanlı oğuz'u görmek, şimdilerde şaşırtmıyor tabii beni ve diğer insanları, ama o zaman çok alışılmadık bir durumdu.

kusurları da vardı. pek çok les inrockuptibles (fransız müzik dergisi) çevirisi vardı, ama mesela ben fransızca bilmediğim gibi, öyle bir dergiden de haberdar değildim. dolayısıyla çok da umurumda değildi okuduğum şeylerin çeviri olması. yukarıda, dergiyi anlamsız bir şekilde entelektüel bulan eleştiriyi de anlamış değilim, roll, entelektüel olmaya çalışmadığı için güzeldi. ben şahsen o kadar okudum, belki üç-beş yazı hariç (çoğunda da halil turhanlı imzası vardır sanırım) "kaotik minör riffleri" gibi terimlerle karşılaşmadım. 70 sayı çıkan bir dergide de normal sanırım, 3-5 yazı..

ilk sayıdaki halil turhanlı'nın elektronik müzik üzerine yazısı ve sanırım 5. sayıdaki erdir zat'ın türkçe rock üzerine yazısı epey sarsıntı yaratmıştı bünyemde zamanında.

kadıköy civarlarında isimleri önemli olmayan sigara dumanıyla kaplı loş mekanlarda sohbet konusu olan, sohbeti yapanların evlerinin en önemli köşelerinde, artık sığdırmakta zorlandıkları express dergileriyle beraber tüm sayılarının sararmış hallerinin bulunduğu dergi. ilk çıkmaya başladığında, bu topraklarda gayet mainstream (piyasa) müzik hakim olmasına rağmen, müziğe, edebiyata ve hayata değişik bir açıdan bakmayı sağlamış, önemi anlaşılamamış, taklit edilmiş, fanzin tadında bir neşriyattır roll.

the clash, tom waits, jeff buckley, elvis costello ve bilumum ruh kardeşimizi, her normal türk vatandaşı gibi takıntı yapmışlardır. tabii bunların yanında, rock müziğe gönül düşürmüş insanları heavy metal'i devamlı küçümseyen, yoksayan tavırlarına rağmen yeri geldiğinde tam sayfa heavy metal konseri, festival ilanını yapmaktan gocunmamışlardır.

söyleyecek sözü olmayan bilumum dj ya da hip-hop elemanları ile joe strummer ilişkisi kurmaya çalışmalarına rağmen, örnek olarak, felsefe öğrencisi, fernando pessoa hayranı moonspell üyelerini gözden kaçırabilen bir bakış açıları vardır.

yılın albümleri listesinde franz ferdinand'ı 1 numaraya yerleştirirken, tom waits'i 4. sıraya koyan zihniyete sarı kart göstermek zorundayız.

öte yandan ocak 2005 sayısıyla bu topraklarda seksenler üzerine yazılmış en dokunaklı güzelleme çalışması ile kalplerimizdeki yerini sağlamlaştırmışlardır. artık gözlerine perde çekildiği izlenimini veren kürt sorunu üzerine sonu gelmez göndermelerin de kimseye bir yararı olmayacağını hissettiren dergidir.

arka sayfalarındaki okuma ve dinleme listesi her daim iç açıcı, nefes aldırıcıdır.

şimdi en azından kendi adıma bir iade-i itibar zamanı roll için, kendilerinin buna hiç ihtiyacı yok, orası kesin, ama benim yapmam şart

sırtını büyük bir sponsora veya medya tröstüne dayamamış bir müzik dergisinin 100 sayısını, arada tökezlese bile bunu hissettirmeden yayınlamış olması nereden baksanız büyük başarı. dahası gerçekten ülkede bir kuşağı etkilemiş olduklarını, internet sayesinde neredeyse her şeyin erişilebilir olduğu dönemde röportajlardaki, ufacık yorumlardaki, ajans sayfalarında üstlerde geçen küçücük alıntılardaki üslubun tadına varmak için onların takip edildiklerini düşününce takdirim artıyor.

evet, dergi elbet eleştirilebilir, les inrocks çevirilerinin kimi zaman fazla abarmasıyla, bazen dünya görüşlerini müzikalitenin önüne koymalarıyla, son dönemde derginin bazı kısımlarının zayıflamasıyla... ama yine de bunlar bile roll'un önce samimi, sonra da ne dersek diyelim, olabildiğince tutarlı çizgisi sayesinde göz ardı edildi. en çok da kendilerine özgü tarzları sayesinde. evet, bugün bir gerçek var yadsınamayacak olan, roll sadece roll'la açıklanabilecek bir tarza sahip. ikinci sayfaya kimin sözlerini koyduklarından, "acaba x'e ne sormuşlar" merakını uyandırmalarına, özellikle 100. sayıdaki ekleriyle de belli ettikleri gibi "bağırmayan ama anlatan" görselliğine kadar uzanan bir kendine özgülük bu. şimdi 100 kapağın yan yana durduğu postere bakıp da iç geçiriyorum, üzerindeki sanatçıyı sevip sevmemek bir yana, kapağını bu kadar güzel, sakin yapabilen kaç dergi var dünya üzerinde? tamam, galiba 100. sayıyı, tüm kapakları görünce anılar da depreşti, hangi kapağı neredeyken almıştım; kimleydim, ne yaptım, ne ettim, ne dinledim o zamanlar diye düşünmek de etkili oldu, duygusal baktım olaya. nazan öncel'i mor ve ötesi'nin üstüne koymalarından tutun, "binaural" zamanı pearl jam'i babalamalarına, roll disko'daki hakan taşıyan'a kadar bir dolu kızgınlık da unutuldu. insanların türlere karşı 9 yıl öncesine göre daha az önyargılı olmalarındaki küçücük fıçıcık da olsa paylarını hesaba katarak tabii...

leonard cohen'i nick cave'i, r.e.m.'i, cure'u, norah jones'u, jane birkin'i, tom waits'i, the beatles'i, pınk floyd'u, nirvana'yi, ben harper'ı, cranberries'i, bob dylan'ı, freddie mercury'yi sting'i, moby'yi, franz ferdinand'ı, santana'yı, ciwan haco'yu, audioslave'yi, ray charles'i sex pistols'u, joe strummer'i courtney love'u, asian dub foundation'u charles aznavour'u, brian eno'yu, white stripes'ı, chemical brothers'ı, lydia lunch'ı, björk'u, noir desir'i...

ve bu platformda ismini sayamayacağım daha nice muhteremi müzik cahili kullara öğreten, tanıştıran oh ne ala dergisi...

deli işi bir dergidir. alışılmadık bir sayfa düzeni cesaretiyle çıkmıştır. görselliğin yaratıcılıkla buluşmasıdır.

20 yıl öncesinin hey dergisine birikim dergisinin entellektüel tütsüsünü karıştırın alın size roll dergisi.

çogu kez bir müzik dergisi olduğunu unuturak okuyabilirsiniz. sosyolojisyse sosyoloji, felsefeyse felsefe, arabesk ise arabesk, jazz ise jazz, hayat ise hayat.

dergi hakkında bir de eleştiri

memleket kalburüstü müzik düşkünleri için hala büyük bir eksikliği doldurduğuna inandığım ve benim de çıkmaya başladığından beri sık sık yararlandığım, katkıda bulunanlardan bir kısmını tanıdığım ve çok sevdiğim bu dergi hakkında bir buçuk yıl kadar önce şöyle bazı notlar almıştım. güncellenmiş bir halinin burada da bulunmasında fayda olduğunu düşünüyorum:

temcit pilavı gibi her üç beş ayda bir ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürülen yaşını başını almış, dertli, yalnız, karizmatik şehir müzisyenlerini derginin her kapağında görmekten artık sıkıldım. nick cave, tom waits, leonard cohen, bob dylan, morrissey... 90'ların ortasından beri kaybedenler kulübü, karga bar, trip, bir ölçüde de radyo eksen bu çoğunu benim de sevdiğim adamları babasının oğluymuş gibi öyle bi gazladı ki heriflerden komisyon alıyorlar diye şüphelenir oldum. bu adamların ortak özellikleri de hepsinin kendilerini çok güzel ifade edebilmeleri, şarkı sözlerinin şiirsel değerinin olması vs. aslında özünde beyaz, şehirli, heteroseksüel adamın sorunlarını süper anlatıyor olmaları. şimdi beyazlığım belki tartışılır da bu gruba dahil bir adam olarak inanın ben de dünyanın en mutlu insanı değilim, her gece memleketin, dünyanın ve kendimin bi sürü sorununu düşünmekten uykularım kaçıyo vs. ama rock müzik sadece bunlardan zamanında bahsetmiş melankolik abiler kulübü mü? bi frank black'in, bi bryan ferry'nin, bi jonathan richman'ın, bi david byrne'ün bütün suçu yaşama sevinçlerini dile getirebilmiş olmaları mı? bu adamların roll kapağında yerleri yok mu? ben roll'un kapağında neden misal bir james brown ya da gil-scott heron görmüyorum? ali g'nin sorduğu gibi is it becuz' i iz black? roll politik olma iddiasında bir dergiyse bu adamların müziği morrissey'înkinden daha mı az politik? gil scott heron revolution will not be televised'dan ibaret değil abiler, onu arka kapağa layık görmüştünüz bir kez. ya da say it loud i'm black and i'm proudun ardındaki sosyal koşulları deşmek çok mu uncool olur? tiraj biraz düşer orası kesin.

ayrıca şöyle de bir mesele var. ben doksanlarda melody maker ve nme okurken dikkatimi çeken bir şey vardı. ne kadar iyi olursa olsun bu dergiler gruplarını dağıtıp ticari amaçlarla solo giden kimseye prim vermezlerdi. ama demo aşamasında bir sürü gruba onca sayfa ayırırlardı. yeni gruplara verilecek destekte en büyük pay hala müzik dergilerine ve genel olarak basına düşüyor. roll dergisi ise dandadadan'la röportaj yapmak için albümün çıkmasını bekliyor. bu hareket satış kaygısı gütmüyor da ne güdüyor? politik olmak yalnızca muhalif ya da her nevi entelektüel söz yazabilen müzisyeni bağrına basmak değildir kanımca. müzik mainstream'e karşı sound oluşturabildiği noktada muhaliftir, sözü olsa da olmasa da, sözleri kötü de olsa.. basına da onları tanıtmak düşer, tarihteki kendi favorilerinden bir kulüp oluşturmak değil. sakareller'i, ankaralı grupları, kırık çizgi'yi, rumblefish'i, the raws'u, ddr'yi roll ne zaman yazacak merak ediyorum. evet doğru, bu ülkede yeni müzikleri kökeninden bihaber dinleyen koskoca bir kitle var ama tarih içinden kişileri seçerek değil, süreç üzerinden anlatılmalı. yoksa o tarih pembe boyalı evde dünyaya gelen rockstarların tarihi olacak ki bunu da resmi söylemle barışık olmadığını iddia eden bir dergi olarak en son roll ister herhalde.

müzisyenlerle yapılmış olan röportajlardan tek okunabilir olan bu dergininkilerdi.

13 yıldır her sayısını aldığım, hayatımdaki sevdiğim şeylerden biriydi.

neleri öğrenmedim ki bu hazineden. smiths'i, aynur doğan'ı, nazan öncel'i, aşık veysel'i, tribalistas'ı, dengbej'leri, erkan oğur'u, bursa'daki bir rapçiyi, bob dylan'ı, dadaoğlu'nu.. her elimi attığımda ayrı harika bir grup keşfederdim. artık son sayılara doğru işaretleyerek, altını çizerek okumaya başlamıştım dergiyi.

yıllar önce deli dergisinin son sayısının kapağını gördüğümde de üzülmüştüm. kapakta kocaman annea bittiiiiiii yazıyordu.
ama bu ondan da büyük bir üzüntü.


türkiye'de basılmış en alternatif dergidir. dibine kadar müzikten bahsetmesine rağmen elinizden bıraktığınızda sanki siyasi bir dergi okumuşsunuz hissi verirdi. genellikle ana grup röportajları yurtdışında çıkan dergilerden çevrilmiş olurdu ama derginin ruhuna o kadar uygun çevirirlerdi ki sonunda alıntı yazmasa bütün roll ekibi kalkmış amerikalara gitmiş sanırdınız.

yokluğuna çok üzüldüğüm dergi

ne kadar ay geçti bir de o güzelim sayfalara bakmadan. ne albümler çıktı oysa.

oturmuş müzik dinlerken birden aklıma 26 ekim 2006'daki metric konseri geldi. hayır gittiğimden değil ama o zamanlar adana'da lise okuyan bünyeme, grupla yaptıkları röportaj şeker şerbet gibi gelmişti. her ay kısa dalga bölümünde kimleri tanıtacaklar diye meraklar edip, yeni ses soluklar için sabırsızlanıyordum. temalı listelerinden az mı playlist hazırladım, ajanda kısmının üzerindeki kitap alıntılarını az mı karıştırdım. liste kısmında her ay beyoğlu ve kadıköy plakçı ve barlarında rağbet gören albümlerine göz gezdirip, istanbullu gençlerin belki de bıktığı, lakin benim henüz adım bile atmadığım mekanlarını öğrenmeye çalışırdım. lale plak o zamanlar sadece bir isim, karga'nınsa kasveti üzerime sinmemiş..

şimdiyse roll yok. bir+bir var, iyi güzel hoş ama roll başkaydı. roll, 2000'lerin başlangıcı da var demekti. bir nevi hafıza gibi. dönüp elimdeki eski sayılara bakıyorum da şu an müzikte iyi yerlere gelmiş, severek dinlediğimiz insanların aslında seneler önce de istanbul'a bir uğrayıp konser verdiklerini anımsıyorum yeniden. ne vakit okuyacak kitap bulamasam, bir öneriye ihtiyacım olsa, açıyorum alıntılar kısmını, kitapların isimlerini not düşüyorum. elimdeki sayılar çekmecelere sığmıyor, kitaplıklardan fırlıyor. roll'u dergi olarak göremiyorum. hala okuyup da bitiremediğim bir kitap gibi o. hala dinlediğim bir albüm...

siyasi rengini belli etmesiyle -dahası siyasi bir düşünceye sahip olmasıyla- sadece muhalif olma adına değil, gerçekten yıllar yılı genç dimağımızı bütün o saçmalıklar bütünü içinde yerli yerine oturtacak eşsiz kaynaklardan biri olan dergi (idi). şaka gibi ama tam tamına 146 sayı çıkmıştır.

türkiye'de bir daha bir müzik dergisi 13 yıl boyunca bu kadar sayı çıkartabilir mi bilemiyorum.