Dünya Üzerindeki Sol Eğilimli Grupların Filistin'e Olan Hassasiyetlerinin Sebebi Nedir?
Günümüzde daha çok sosyal medya üzerinden yapılan Ortadoğu gönderilerinden anlayabildiğimiz, sevgi olarak da adlandırılabilecek bu hassasiyet durumunun aslında çok daha geriye giden tarihsel bir arkaplanı var.
Dünya Üzerindeki Sol Eğilimli Grupların Filistin'e Olan Hassasiyetlerinin Sebebi Nedir?
Filistin, 2006 / iStock


filistin sevgisinin ardındaki bu güdülenme kendi içinde tutarlı bir arkaplana sahip

birinci dünya işçilerinin, üçüncü dünyanın sömürüsüyle maddi zenginliğe ulaşarak devrime burun kıvırdıkları, bu yüzden üçüncü dünyaya para ve silah göndererek kapitalizmi asıl yüreğinden vurmak gerektiği düşünülüyordu 1960'larda sol kültürde. 1930'larda kaj gejl'ın mussolini'ye satışı onaylanan amerikan gemisini, looney tunes çizgi filmleri gibi dördüncü deneme sonrası petrol bombasıyla infilak ettirmesi eylemini kendilerine rehber kabul eden sol gruplar var.

sözün hülasası, filistin'e destek, aslında birinci dünyada hayal edilen devrimleri mümkün kılmak içindi.

hatta büyük serüvenlerle banka, ordu silah deposu, postane soygunculuğu yaparak hem de yaklaşık yirmi yıl boyunca yakalanmadıkları için halen aşılamamış bir rekora imza atan, bu paraları ve ganimetleri filistin, mozambik, zimbabve, güney amerika, filipinler gibi bölgelere gönderen danimarkalı blekingegade grubu hakkında gabriel kuhn'un bir eseri de var (turning money into rebellion).


bakın artık hapisten çıkmış olan örgüt üyeleri niels jorgensen, torkil lauesen, ve jan weimann, eserdeki kendi kaleme aldıkları kısa bölümde bizzat filistin hikayesini nasıl anlatıyorlar, ayaküstü çevirirsem

"bizden en büyük desteği alan örgüt filistin kurtuluş örgütü'ydü. filistin halkının içerisinde bulunduğu koşullar oldukça zorluydu. biz aynı zamanda fkö üyelerini de yakinen tanıma fırsatı bulduk. her zaman vicdanımızı temel alarak eylemde bulunduk, ancak filistinlerin içerisinde bulundukları koşullar kendi sınırlarımızı da zorlamamıza yol açıyordu. pratik eylemlerimiz bakımından ortadoğu'daki birtakım olaylar bilhassa önem taşıyordı: kral hüseyin'in 1970'te filistin mülteci kamplarına saldırısı; lübnan iç savaşı; altı bin filistinlinin öldüğü tel al za'atar filistin mülteci kampındaki katliam; israil'in intifadaya karşı ağır baskısı; ve 1982'deki israil'in lübnan işgali bunlar arasındaydı (...) özellikle de sabra ve şatilla'daki mülteci kamplarında yaşanan katliamlar, hem kendimiz, hem de suçlarımızın kurbanları adına mk-a üyeleri olarak daha fazla risk almanın önemine inanmaya itti. filistin kurtuluş örgütü'nün alabileceği tüm desteğe ihtiyacı olduğu anlayışı hakimdi. ilk başta würth şirketi'nin sahiplerinden bir alman milyonerin kaçırılması planlandı, bu fikir filistin kurtuluş örgütü'nden gelmişti. planı iptal ettik, çünkü kurban iyi seçilmemişti. yeterince büyük bir fidye alıp alamayacağımız ve hatta herhangi bir fidye alıp alamayacağımız konusunda bile emin değildik. bu planı hiçbir zaman yürürlüğe koymadığımız için de duygusal ve ahlaki sınırlarımız test edilmemişti." (kuhn, gabriel, 2014, turning money into rebellion, pm press, oakland, s.68)

Niels Jorgensen

tabii alman zengini kaçırma planı iptal edilir. ama bu kez de tetra pak şirketi'nden isveçli zengin jörn rausing'i kaçırmaya karar verirler

küçük adımları bile izleyen sapık enişte gibi jörn rausing her gün gözlemlenir, her dakika ne yaptığı kaydedilir, yediği yemeklerden kulak karıştırma çubuklarına her detay gözlenir, gündelik hareketliliği içerisindeki kör noktalar tespit edilir. ancak kaçırma günü geldiğinde bütün o civanmertliğe, çekilen zahmete rağmen eylemi iptal ederler. hem risk çok fazladır, hem de grubun kendi ifadesiyle "aylardır gözlediğimiz bu insan hiç de kötü biri gibi gelmemeye başlamıştı, ahlaki motivasyonumuz düşüktü." bu büyük eylemden ziyade misal soygunla elde ettikleri tonlarca kıyafeti mozambik, umman, angola ve filistin'e gönderirler, kervancıbaşını soymaktan ziyade gardroplara dadanan robin hood olmak daha ehven gelir zira.

Jörn Rausing

yirmi yıla yakın süre boyunca hiç yakalanmadan ve hatta hali hazırda bir örgüt olduğu izlenimi dahi vermeden banka soygunu, silah deposu yağması gibi eylemlere girişebilmelerini profesyonelliğe bağlıyor örgüt üyeleri

yani sol salt kendi zaviyesinden teorik tartışma yapan nanemolla bir ekol değil, mesaisini illegal faaliyete aktardığında uzman suçlulardan çok daha büyük başarıya ulaşan planlar kurabilen bir yapı. tüm taraflardan can kaybını mümkün olduğunca sıfıra indirmek için tüm eylemlerin maksimum 1-2 dakika içerisinde sona ermesi planlanıyor örneğin, kaçış yoluna kadar her şey önceden hazırlanıyor. ecel teri dökülünce kurbanların rasyonel davranmalarının mümkün olmadığı hesap edildiği için parayı vermelerini istemeye değil, doğrudan parayı en kısa zamanda alarak kaçmaya odaklandıklarını söylüyorlar. bu yüzden korku ve şok etkisine dayalı bir eylem tarzı seçiliyor; silahlar hiçbir zaman insanlara sıkılmazken, korkutma amaçlı olarak çevreye sıkılıyor örneğin (danimarkalının solculuğunda bile masada soğan kırar gibi takır takır insan boğazlama gevşekliği pek yok.) burada örgüt, eylemlerimizin psikolojik travmaya yol açabileceğini ise hiç düşünmezdik diyor, o zamanlarda sol kültürde psikolojik travmanın üzerinde durulan, bilinen bir mevzu olmadığını da ekliyorlar.

düşünün ki hepi topu on kadar kişi, zeytinburnu noteri gibi normal gündelik işine gidip geldikten sonra örgüt evinde plan yaparak misal 1972'de danimarka ordu silah deposu'nu soyuyor (ancak 1989'da örgüt evine baskın yapıldığında soygunun failleri açığa kavuşuyor.) tamamı bir dakika içinde başlayıp biten bir banka kamyonu baskınıyla 1975'te 500.000 danimarka kronu ele geçiriyorlar, ertesi yıl posta ofisini soyarak 1.5 milyon kron ele geçiriyorlar ki henüz ülkede bu eylemlerin kimse tarafından aşılamamış olduğu söylenir. olağanüstü profesyonel eylemler, yüksek oranda ganimet ve arkada hiçbir iz bırakmama blekingegade'ın sanatsal izi oluyor bu yıllarda. kimse de birbirinden bağımsız görünen bu soygunların arkasında bir düzine solcunun kurduğu şebeke olduğunu hesap edemiyor.


elbette hem kriminal faaliyete girip, hem de sokakta proleteryaya sınıf bilincini anlatarak başarılı olamazlardı, bu yüzden hiçbir zaman teorik işe girişmediler, kendilerini kamusal hayatta görünür kılmadılar. şehir gerillası da değildiler. hiçbir zaman devlete saldırmadılar doğrudan. hatta varolduklarına dair bahis bile açmadılar. tüm eylemlerinin bir suç şebekesi hareketi olarak görülmesi çabası, başarının sebeplerinden biri. örgüt üyeleri, "örgütün baştaki profesyonelliğinden taviz vermeye başladığı için" açığa çıkarıldıklarını söylüyorlar bu yüzden. sadece son eylemlerinde, polis arabasına geri çekilmesi için ateş açtıkları an polisin arabadan dışarı çıkması sonucu yirmilerinde bir polisin ölümüne yol açıyorlar. her ne kadar davada da öldürme saikiyle ateş etmedikleri delilerce ispatlanmış olsa da bu sonucun manevi yükünü üzerilerinde taşıdıklarını söylüyorlar. kamyon alarmının önce posta ofisine, daha sonra oradan polise ulaşacağını düşündükleri için iki dakikadan kısa zamanda polisin soygun yerine hollywood prodüksiyonu gibi ışınlanabileceğini hesap edememişler.

peki banka soygunu, silah deposu ganimetleri vs filistin'e gidebildi mi?

hem evet hem hayır. paraların bir kısmı filistin kurtuluş örgütü'ne giderken, bir kısmı da güvenlik güçlerince ele geçirildi; paris'te 80'li yıllarda çantasında yüzbinlerce danimarka kronu ile yakalanan filistinliler gazete manşetlerine yansıyordu örneğin. silahların mukadderatı ise bundan daha çetin. 1989'da örgüt evine baskında şaşırtıcı miktarda kalaşnikov, maske, polis üniformalarının aslından ayırt edilemeyen el yapımı taklitleri, dakikası dakikasına her detayı işlenen her eylem için ciltler dolusu notlar, hatta anti-tank füzeleri, mayınlar ve sörf tahtaları keşfediliyor. sörf tahtalarının içine anti-tank füzeleri yerleştirerek filistin'e sokmayı denemişler, ama başarılı olamamışlar. örgüt için silahı ordudan çalmak kolay, ancak zor olan bunu israil'in gözüne sokmadan filistin'e götürmek.

Bu içeriği de beğenebilirsiniz