Dünyanın En Geçerli Sistemlerinden Roma Hukukunun Tarihçesi ve Temel Özellikleri

Günümüz adalet sistemini derinden etkileyen Roma hukuku hakkında bilmeniz gereken birtakım özellikleri aktarıyoruz.
Dünyanın En Geçerli Sistemlerinden Roma Hukukunun Tarihçesi ve Temel Özellikleri

roma hukuku, batı roma imparatorluğu'nda, m.ö. 753'te kentin kuruluş zamanından 5. yüzyılda yıkılmasına kadar ve bizans imparatorluğu’nda 1453 yılına kadar kullanılmaya devam etmiştir. yasal bir sistem olarak roma hukuku, batı medeniyetlerinin yanı sıra, doğu medeniyetlerindeki hukukun gelişimini de etkilemiştir. kıta avrupası ülkelerinin çoğunun hukuksal sistemlerinin ve yasalarının temelini oluşturur.

bugün roma hukuku terimi çoğu zaman, roma toplumunun yasalarından daha fazlasını ifade eder. romalılar tarafından geliştirilen yasal kurumlar, roma imparatorluğu'nun ortadan kaybolmasından sonra dahi, roma yönetimine tabi olmayan birçok ülkedeki halkların yasalarını direkt veya dolaylı yollardan etkilemiştir. en çarpıcı örneği ise, 1900 yılında tüm imparatorluk için ortak bir yasa kabul edilene kadar, almanya'nın büyük bir bölümünde, roma yasası, “ikincil yasa” olarak yürürlükte kaldı. bu yasa, yerel hükümlere aykırı olmadıkça uygulanırdı. bununla birlikte, roma imparatorluğu'nun yıkılmasından çok sonra, avrupa'nın bazı bölgelerinde yürürlükte olan bu yasa, orijinal haliyle roma hukuku değildi. her ne kadar temeli gerçekten corpus juris civilis kitabı olsa da, (imparator justinianus tarafından hazırlatılan roma hukuku külliyatı) bu yasalar 11. yüzyıldan itibaren hakimler tarafından yorumlanmış, geliştirilmiş ve zamanın şartlarına uyarlanmıştır.

İmparator Justinianus

jus civile ve jus gentium'un gelişimi

roma cumhuriyeti'nin ve imparatorluğu'nun varolduğu uzun zaman zarfında, yasaların gelişiminin birçok aşaması vardı. cumhuriyet döneminde (753-31), jus civile gelişti. jus civile, gelenek, örf, adet veya yasalara dayanarak, yalnızca roma vatandaşlarına uygulanırdı. bununla birlikte mö 3. yüzyılın ortalarında, romalılar tarafından hem kendilerine, hem de yabancılara uygulanacak başka bir kanun türü olan jus gentium geliştirilmişti. jus gentium, mevzuatı geliştirmek yerine, yabancıların dahil olduğu durumlarda adaleti idare etmekten sorumlu olan hakimlerin ve valilerin yetkilerinin gelişmesini sağladı. jus gentium, büyük ölçüde hakimler tarafından yabancılara uygulanan, jus civile'ye esnek bir alternatif olarak büyük hukukun bir parçası haline geldi.

diğer antik sistemler gibi roma hukuku da aslen kişilik ilkesini (principle of personality) benimsemiştir; yani devlet kanunları, sadece vatandaşlarına uygulanmıştır. yabancılar hiçbir hakka sahip değildi ve devletleriyle roma arasındaki bazı antlaşmalarla hakları korunmadıkça, herhangi bir romalı tarafından bir mal-mülk gibi ele geçirilebilirlerdi. ancak ilk zamanlardan beri yabancı devletlerle, karşılıklı korumayı garanti eden anlaşmalar yapılmaktaydı. anlaşmanın olmadığı durumlarda bile roma, artan ticari çıkarları sebebiyle, sınırlarına giren yabancıları bir tür adaletle korumak zorundaydı. bir sulh yargıcı basitçe roma kanununu uygulayamazdı çünkü bu, roma vatandaşlarının ayrıcalığıydı. yabancılara karşı jus civile uygulanacak olsa dahi, yargılanacak olan yabancılar bu ağır duruma karşı çıkacaktı. böylece yabancılar için yeni bir sistem olarak, hakimlerin yetkileri geliştirilmeye başlandı.

sulh hakimlerinin uyguladığı yasa üç unsurdan oluşuyordu:
1- akdeniz tüccarları tarafından kullanılan mevcut ticari yasa,
2- yerel unsurlarından arındırıldıktan sonra evrensel olarak, romalı ya da yabancı fark etmeksizin, herhangi bir davacıya ve davalıya uygulanabilecek olan roma hukukunun kurumları,
3- ve son çare olarak, hakimin, neyin adil olup neyin olmadığına dair kendi algısı.

jus gentium sistemi, roma'nın eyaletler fethetmeye başladığı zamanlarda, eyalet valilerinin, peregriniler (yabancılar, romalı olmayanlar) adına adaleti sağlamaları için kabul edildi. genel olarak, aynı konumda bulunan kişiler arasındaki uyuşmazlıklar, kendi devlet mahkemeleri tarafından, kendi kanunlarına göre çözülürken, peregriniler ile romalılar arasındaki uyuşmazlıklar, jus gentium uygulayan mahkeme tarafından çözülürdü. m.ö. 3. yüzyıldan sonra, vatandaşlık hakkı imparatorluğa yayılmaya başladığı zaman, jus civile ve jus gentium arasındaki pratik farklar ve eşitleme, iyice ortaya çıktı. bundan önce bile, örneğin bir satış sözleşmesi, gentium hakimleri tarafından yapılıyordu ve taraflar romalı olsun ya da olmasın, netice sabit şekilde sağlanıyordu. jus gentium'un pratik anlamı da işte bu oldu; uygulama evrenseldi. bu uygulama, antik yunan felsefesinden alınan bir fikir teorisi ile bağlantılıdır.

yazılı olan ve yazılı olmayan yasalar

romalılar, yasalarını jus scriptum (yazılı yasa) ve jus non scriptum (yazılı olmayan yasa) olarak ayırdılar. yazılı olmayan yasa, gelenek anlamına geliyordu; yazılı yasa ise, yalnızca senatoda türetilmiş yasaları değil, kelimenin tam anlamıyla herhangi bir yazılı kaynağa dayanan yasaları kastediyordu.

yazılı kanunların birçok çeşidi vardı. ilk olarak, roma meclislerinin herhangi birinden çıkan leges (tekil hali lex) vardı. patriciler bu meclislere hakim olsalar da, sonradan plebler, plebiscita adı verilen kararları kabul ettikleri kendi konseylerine sahipti. ancak lex hortensia’nın mö 287’de onaylanmasından sonra, plebiscita tüm vatandaş sınıflarını bağlayıcı hale geldi; bundan sonra, plebiscita genellikle diğer kanunlarla birlikte leges olarak adlandırıldı. bu mevzuat, cumhuriyet sırasında hukuğun kaynağıydı. augustus caesar, m.ö. 31 yılında imparatorluğu kurduğunda, meclisler direkt feshedilmediler, ancak herhangi bir kanun çıkarmaları, yalnızca imparatorun isteklerinin resmi bir onayı haline gelmişti. bilinen son lex, nerva döneminde (m.s. 96-98) kabul edildi.

pleblerin siyasi eşitlik mücadelesi sırasında, m.ö. 451-450 yıllarında yürürlüğe giren the law of twelve tables (12 levha kanunları) en eski ve en önemli legesti. 12 levha, pleblerin, patrici sulh hakimlerine karşı istedikleri zaman sahip olamadıkları yazılı ve kamuya açık bir yönetmeliğe sahip olma çabasını temsil ediyordu. on iki levha'nın gerçek içeriği hakkında çok az şey bilinmektedir; yönetmeliğin orijinali sonraya aktarılamadı ve cicero gibi yazarların eserlerindeki referans ve alıntılardan toplanan sadece birkaç parçası kaldı. parçalardan, aralarında aile hukuku, suç (yasaya aykırı faaliyet) ve yasal işlem gibi birçok sorunun ele alındığı açıktır.


ikinci tip yazılı kanun edicta (düzenlemeler) ise, adli meselelerle ilgili üst düzey bir sulh hakimi (preator) tarafından oluşturulan bildirilerden oluşuyordu. praetor makamı, vatandaşların genişleyen yasal işlerini devralmak için mö 367'de kuruldu; daha sonra, yabancılarla ilgilenmek için ayrı birkaç praetorluk kurumu yaratıldı. göreve başlamasından sonra bir praetor, görevdeki yılının programı için bir ferman yayımlardı. ayrıca, piyasaların bakımı ve denetiminden sorumlu hakimler olan aediles kurulu da edictalar yapmaktaydı. cumhuriyetin sonraki aşamalarında, bu praetorian ve aedile edictaları, yasal reformun bir aracı haline geldi ve leges, büyük bir özel hukuk kaynağı olmaktan çıktı.

bu roma usulleri, sulh hakimlerine, yargı yollarının sağlanmasında veya reddedilmesinde ve bu tür yollarla oluşması gereken şeklin belirlenmesinde büyük güçler verdi. bu magisterial sistemin sonucu, medeni kanunun yanı sıra var olan ve genellikle onun yerini alan, yeni bir kurallar bütünü olan ius honorarium'un (preator hukuku) gelişmesiydi. edicta, imparator hadrian'ın edicta'yı düzenlemesi sonucunda ortaya çıkan, imparatorun kendisi haricinde yasaların hiçbir kurum tarafından değiştirilemeyeceğini ilan ettiği m.s. 131 yılına kadar bir hukuk kaynağı olarak kaldı.

üçüncü bir tür yazılı kanun, senatus consulta'dır (senato hükmü). her ne kadar sulh hakimlerine yönelik bu hükümler, cumhuriyet boyunca bir yasama kuvveti olmamasına rağmen, edictalar ile güç kazanabilirdi. imparatorluğun ilk zamanlarında, meclislerin gücü azaldıkça ve imparatorun nüfuzu arttıkça, senatus consulta, imparatorun önerilerini onaylayan kararlar haline geldi. senatonun onayı giderek daha otomatik hale geldiğinde, imparatorun hükümleri gerçek iktidar aracı oldu. sonuç olarak imparatorlar, senato’ya yapılan hükümlere atıfta bulunmayı bıraktılar ve erken emperyal dönemden kısa bir süre sonra, senato’da hüküm uygulamasını sonlandırdılar.


dördüncü tür bir yazılı kanun olan constitutiones principum (yetkili anayasalar) ise, imparatorun yasama gücünün ifadeleri olan anayasa ilkesinden oluşuyordu. 2. yüzyılın ortalarında, esasen yasanın yazıcısı imparatordu. emperyal yasaların baş formları, direktifler veya bildirilerdi. astlara, özellikle eyalet valilerine verilen talimatlarda, yetkililere veya imparatora danışan kişilere yazılı cevaplarda ve imparatorun hakim olarak oturduğu yargılamalarda sıkça kullanılırdı.

beşinci ve son yazılı kanun türü responsa prudentium'du. avukatlar tarafından kendilerine danışanlara verilen hukuki danışmanlıktır. her ne kadar yazılı ve yazılı olmayan kanunun danışmanlığı, pontiff'ler tarafından kendi tekellerine alınmış olsa da, m.ö. 3. yüzyıl başlarında, gelişen hukuk danışmanları (juris consulti ve prudentes) ortaya çıktı. bu hukuk müşavirleri, başlangıçta profesyonel değillerdi. kamu hukuku için insanlara ücretsiz yasal tavsiyeler vererek halk arasında popülerlik ve yükselme arayışı içinde olan rütbeli erkeklerdi. yasaları ve hukuku, özellikle de yazılı olmayan kanunları yorumladılar, denetçilere fermanının içeriği hakkında tavsiyede bulundular ve davadaki taraflara ve hakimlere yardım ettiler. imparator augustus, bazı hukukçulara, imparatorun otoritesine cevap verme yetkisi dahi vermişti ve bu, danışmanların prestijini arttırdı, ancak bu uygulama, m.s. 200 yılına kadar etkin kaldı.

imparatorluğun ilk döneminde, büyük hukukçular tarafından lex, medeni hukuk, edicta ve bir bütün olarak hukuk hakkında çok sayıda yorumlama yapılmıştır. 5. yüzyılda, sadece belirli hukukçuların eserlerinde eskiye atıfta bulunabileceğini öngören bir yasa çıkarıldı ve post-klasik dönemde yasal kaynaklar azalmaya yüz tuttu.


justinianus kanunları

bizans imparatoru i. justinian m.s. 527'de tahta geçtiğinde, genellikle eski ve yeni yasa olarak iki kütleden oluşan roma imparatorluğu’nun yasasını, büyük bir karışıklık halinde buldu.

eski yasa,
1- cumhuriyet dönemi'nden erken imparatorluk dönemine aktarılan tüm statüleri;
2- imparatorluğun ilk iki yüzyılında kullanılan, cumhuriyet senatosundan geçmiş kararnameleri;
3- ve hukukçuların, özellikle daha özel olarak imparatorlara yasaları onaylama yetkisi sunan hukukçuların yazılarından oluşuyordu.

bu hukukçular, yorumlarına, önemli olan her şeyi pratik olarak dahil etmişlerdir. bu çok sayıdaki eski kayıtların ve yazıların birçoğu tamamen kaybedilmişti. halk kütüphanelerinde dahi tam bir koleksiyon olmaması sebebiyle eski yasalar bütününü ortaya çıkarmak çok zahmetli olacaktı. dahası, bu yazılar birçok tutarsızlık içeriyordu.

imparatorluğun ortası ve sonraki aşamalarında çıkarılan, imparatorların düzenlemelerinden oluşan yeni yasa, benzer şekilde örgütsüz bir durumdaydı. bu düzenlemeler veya anayasalar sayısız ve son derece çelişkiliydi. tam bir toplama olmadığından dolayı (önceki yasalar kapsamlı değildi), diğer düzenlemelerin ayrı olarak ele alınması gerekiyordu. bu nedenle bağlayıcı olarak kabul edilen, hem yeni hem de eski olan yasalar kadar makul bir külliyat toplamak, çelişkilerini ve tutarsızlıklarını temizlemek gerekiyordu.

tahta geçişinden hemen sonra justinianus, imparatorluk anayasalarıyla ilgilenmek üzere bir komisyon kurdu. 10 komisyon üyesi, kopyaları bulunan tüm anayasaları inceledi, pratik değeri olanları seçti, tüm gereksiz maddeleri kesip, çelişen pasajlardan birini veya diğerini ihmal ederek çelişkileri ortadan kaldırdı ve tüm hükümleri justinianus'un kendi koşullarına uyarladı. elde edilen codex constitutionum (anayasa), 529'da resmen ilan edildi ve buna dahil olmayan tüm emperyal düzenlemeler yürürlükten kaldırıldı. bu codex kaybolmuştur, ancak corpus juris civilis’in bir parçası olarak revize edilmiş bir baskısı bulunmaktadır.

bu ilk denemenin başarısı, imparator justinianus'u, hukukçuların yazılarını basitleştirmek ve sindirmek için daha zor bir girişimde bulunmaya teşvik etti. bu nedenle 530'da başlayan derleme, açıklama ve basitleştirme görevini 16 seçkin hukukçudan oluşan yeni bir komisyon üstlendi; sonuçlar 533'te digesta veya pandectae olarak bilinen 50 kitapta yayımlandı. digesta'yı bir kanun kitabı olarak kabul ettikten sonra justinian, hukukçuların tezlerinde yer alan diğer tüm yasaları yürürlükten kaldırdı ve bu tezlerin gelecekte hiçbir şekilde örnekleme yoluyla bile anılmaması gerektiğini dikte etti. aynı zamanda eski yasanın bir parçasını oluşturan tüm tüzükleri de iptal etti. ayrıca, justinian enstitüleri olarak adlandırılan roma hukuku unsurlarının ana hatları olan kitap da yayımlandı.

534'ten, öldüğü 565 yılına kadar justinian hukuk konusuyla yakından ilgileniyordu ve bizzat kendisi, birçok noktada yasayı ciddi şekilde değiştiren çok sayıda kararname çıkardı. bu düzenlemelere, yeni anayasalar (coracem post novellae constites) denmektedir.

tüm bu kitaplar -gözden geçirilmiş codex constitutionum (orijinal eser dört buçuk yıl sonra revize edildi), the digesta, enstitüler ve novellaeler - toplu olarak corpus juris civilis olarak bilinir. justinianus'un corpus of juris'i, sonraki imparatorların düzenlemelerinden birkaç ek ile, roma dünyasının devamındaki hukuk kitabı olmaya devam etti. 9. yüzyılda, basilica (i. basileios'dan alır ismini) olarak bilinen yeni bir sistem, imparator bilge leon (vi) tarafından hazırlandı. basilica codex'inin bölümleri, bazı novellae materyalleri ile digesta’in bölümlerinden oluşuyordu ve çoğu zaman yunanca yazılmıştı. imparatorluğun batı bölgelerinde de, justinianus tarafından belirlenen yasa esas alındı.

15 Günlük Şarj Süresiyle Cezbeden HUAWEI WATCH GT 2'nin İncelemesi

Roma Hukukundan Kalma Kaidelerin Kısa Bir Listesi