Edebiyat Dünyasına Yeni Yeni Girenler İçin Temel Noktalarıyla Kitap Seçmenin Manifestosu
Kitabevinde çalışma deneyimi olan Sözlük yazarı "devinimsizlik", edindiği tecrübelerden yola çıkarak edebiyat dünyası ile çok fazla haşır neşir değilseniz dikkat etmeniz gereken birincil kuralları anlatıyor.


1) kitap okumayınız efendim. garip gelecek ama size ilk tavsiyem bu. yani kitap okumak zorunda değilsiniz

José Saramago

saramago; "herkesten kitap okuma arzusunda olmasını isteyemeyiz" der. fazlasıyla haklıdır da. burada kitap okumanın belirli bir zümrenin işi olduğundan bahsetmiyoruz. okur olmanın da yazar olmak kadar emek isteyen bir şey olduğundan veyahut okumanın yazmak gibi çok özel bir iş olduğundan bahsediyoruz. hem neden okuyacaksınız ki? okumak size ne kazandıracak? insanın okuduğu şeylerin toplamı kadar mutsuz, okumadığı şeylerin sonsuzluğu kadar mutlu olduğu bu dünyada neden mutsuz olmak isteyesiniz ki.

2) yok efendim ilk madde beni bağlamaz ben kitap okuyacağım diyorsanız size ikinci tavsiyem, bir kitabın yazarına bakın

Tom Robbins

ulan biz neresine bakıyoruz da okuyoruz diyebilirsiniz. sandığınız kadar haklı değilsiniz, yazarına bakmıyorsunuz. günümüz kitap dünyası, herkesin yazar olabileceği yönündeki demokratik düşünceyi samimiyetle destekler. çünkü günümüz kitap dünyası para kazanmak ister. kimin ne yazdığıyla pek ilgilenmez, kimi ne kadar pazarlayabileceğiyle ilgilenir. maalesef herkesin okur olamadığı gibi herkesin de yazar olması mümkün değildir. mesela, bir yazarın işini gücünü bırakıp aniden futbolcu olmak istediğini düşünelim. yazarımız yeşil sahalarda ne kadar başarılı olabilir? başarılı olamaz çünkü o bir futbolcu değil yazardır. lakin her futbolcu kolaylıkla bir yazara dönüşebilir ve kitap yazabilir. mutlaka futbol hakkında söyleyebileceği şeyleri vardır. fakat söyledikleri onu ne kadar yazar yapar? andy warhol'un ünlü sözüyle birazcık oynayıp, "bir gün herkes 15 dakikalığına yazar olacak" şeklinde değiştirsek sanırım meramımızı tam olarak anlatmış oluruz.

3) yayınevini iyi seçin

Fotoğraf: siyasetotagi.com.tr

"bir virgül için ölünen dünya düşleyen" cioran'a hak veren yayınevlerini tercih edin. aksi taktirde daha ilk sayfadan başlayan noktalama ve dil bilgisi hataları yüzünden kafanızı duvarlara vurabilirsiniz. şimdi çıkıp bir takım yayınevleri iyidir, diğerleri kötüdür demek istemiyorum. bilenler biliyor. seçiminizi ona göre yapın. ha bir de çevirmen meselesi var. zira bu konu çok tartışmalı olup, yıllardır edebiyat dünyasını meşgul etmektedir. aynı kitabın iki farklı çevirisini okuyup, birisinde bir sik anlamazken diğerinde edebiyat orgazmı yaşamanız mümkün. hakkını veren çevirmenleri seçin derim. gecenin sonuna yolculuk'u iki yıl boyunca neredeyse hiç evden çıkmadan, büyük bir özenle çeviren yiğit bener buna güzel bir örnektir mesela.

4) çok satan kitaplardan uzak durun sevgili kardeşlerim

şimdiye kadar bir kitabı seçmeden önce bazı şeylerin farkında olduğunuzu varsayarak hareket ettik. şimdi vereceğim tavsiyeler hiçbir bilgi sahibi olmadan kitaplar hakkında bazı temel bilgilere ulaşmanızı sağlayacak.

çok satanlar abartılmış dedikodulardan başka bir şey değillerdir. bir kitabın çok satanlarda olması kesinlikle o kitabın iyi bir edebiyat ürünü olduğunu göstermez. başka bir deyişle "çok satan kitap yoktur", "çok satması istenilen kitap" vardır. aslında çoğumuz etrafındaki insanlar okuduğu için bu kitapları alıp okuma ihtiyacı duyarız. bu duruma sosyal bilgilerde "bandwagon" ya da "sürünün dışında kalmama" güdüsü diyoruz. konuyu frankfurt okuluna bağlayıp, oradan kitle kültürü veya kitle toplumuyla ilişkilendirmek de mümkün. şimdilik bu kadarıyla yetinelim yoksa çok uzayacak.

5) kişisel gelişim kitapları sizi geliştirmez arkadaşlar

siz, kişisel gelişim kitaplarını satın alarak piyasanın ve sikimsonik yazarların gelişmesine katkıda bulunursunuz o kadar. platin saçlı hanımefendiler benimle aynı fikirde olmayabilir belki ama tezgahları dolduran bu tür kitapların hepsi tek bir fikir üzerine kuruludur aslında. kişisel başarısızlıklarının üstesinden gelip, bir kişi mevcut pozisyonunu nasıl değiştirebilir? körken gözleri açılan, şişmanken zayıflayan, hastayken iyileşen, inançsızken dini keşfeden, fakirken zenginleşen, talihsizken şansı dönen insanları konu alan kitaplardır bunlar. hayatta tek bir molotof hakkım olsa sanırım kişisel gelişim kitaplarına atmak isterdim.

6) piyasada ne kadar çok "nasıl"la başlayan kitap var değil mi? mutlaka fark etmişsinizdir

şu nasıl yapılır bu nasıl edilir: çiçeğe nasıl su verilir, molotof nasıl atılır, çocukların altı nasıl alınır, nasıl sevişilir, kitap nasıl okunur, adam nasıl olunur... efendim günümüzde bir kitabın "başarılı" olabilmesi edebiyat eserinin eğitsel olmasına bağlı. bir sürü kitabın adının "nasıl"la başlaması da işte bu yüzden. "nasıl"la başlayan kitaplardan nasıl uzak dururuz isimli bir kitap yazsam nasıl olurdu acaba?

7) bir kitapçıya girdiniz ve herhangi bir kitabı elinize alıp incelemeye başladınız diyelim. yukarıda bahsettiğim kriterlere hiç bakmadan harflerin büyüklüklerine bakın derim

büyük punto kullanılmış ve harfler gözümüze giriyorsa direk o kitabı atabilirsiniz. oğuzcum ataycım, bizdeki kitapların çoğunun iri harfle basıldığından bahseder. okumayı yeni öğrenen bir millet olduğumuzdan mütevellit harfleri satır aralarında kaybetmekten korktuğumuzu ve az gelişmiş harfleri sevdiğimizi de ekler. şahsen ne zaman büyük puntolu kitaplar görsem kedimi aptal yerine konmuş hissederim. haksız da sayılmam ha?

8) ısrarla uzak durulması gereken kitapların başını son zamanlarda "kokulu" kitaplar çekmektedir

ortalık kokulu kitaptan geçilmiyor amk. gül kokulu kitaplar, kayısı kokulu kitaplar, menekşe kokulu kitaplar, çikolata kokulu kitaplar, at kokulu kitaplar, zart kokulu kitaplar... abi kitabın kendi doğasından gelen ve gayet güzel olan bir kokusu zaten var. sen neden o kokuyu bastırıp yapay kokularla ortalığı karıştırıyorsun ki? kitapları sadece nesne oldukları için bile severken, hiçbir ayrım gözetmeyip tüm kitapları aynı samimiyetle koklarken bu yaptığınız oldu mu?