Ekmeğin, Türk Askerinin Moraline Çağlar Boyu Yaptığı Benzersiz Etki
Sadece Türk askeri için değil, komple Türk halkının tamamı için olmazsa olmaz bir besin haline gelmiş ekmek zaman içinde. Sözlük'ün subay yazarı "anglachelm", bu durumu askerlik anılarıyla birlikte anlatıyor.
Ekmeğin, Türk Askerinin Moraline Çağlar Boyu Yaptığı Benzersiz Etki
iStock


ekmeğin birlikte morale olan direkt etkisi, sadece askerde karşılaşılan olaylardan biridir

türk askerinin ekmeğe olan bağı çok değişik bir şeydir. tarih boyunca da hep en önemli besini olmuştur. öyle ki kendi evinde rüyasında dahi göremeyeceği günlük 5000 kalorilik etli sütlü bir diyetle beslenirken günümüz anlayışında sadece bir katık addedilen ekmeğin başına bir iş gelse birliğin morali dibe gitmeye başlar. hemen suratlar asılır. asker niyeyse ekmeksiz doymadığını düşünür.

büyük dedeleri de vaktiyle aynı dertten muzdariptir. kurtuluş savaşındaki askerin bir günlük istihkakı tayın tam bir okka çeker. yani neredeyse bir buçuk kiloluk bir ekmek somununu bütün gün al ye diye askere verirsiniz, yanında katık çorba dahi olmasa torbasında tayını kırbasında suyu varsa afyondan girer izmirden çıkar. gık demez.

dedelerinde de durum pek değişik değildi

kore savaşında da türk tugayına ilk gittiklerinde amerikan k ration denen kuru peksimetli, kahveli kremalı reçelli kumanyalardan vermişlerdi. daha yeni gelmiş ortama aklimatize olan, savaşa ve iklime hazırlanan türkler amerikalıların gayet besleyici, cheddar peynirli falan (ama ekmeksiz) yemeklerine bayağı burun kıvırdılar. amerikalılar ne oluyor algılayamadı. "ne istiyorsunuz?" dediler, askerler hep bir ağızdan "ekmek" diye bağırdı. baktılar ki türk askerinin günlük istihkakı hunharca karbonhidrat tüketimi üzerine kurulu, bunlara ekmek yapalım bari dediler. ama francala yapmasını bilen wosan bölgesinde birini bulamadılar, nihayet brooklyn'li lokantada çalışmış bir italyan askerin kafasına aşçı takkesini bağlayıp her gün bir tugay askere zeytinyağlı focaccia pidesi yaptırdılar. bunu pidenin bir türü olarak yemeye başlayınca türk tugayı anca o zaman savaşa hazır oldu. temel reis gibi rızkını yiyince kendine geldi. ekmek olmasaydı kunu-ri muharebesi falan moral sıkıntılardan dolayı hiç olmayabilirdi.

bugün de kendi anlayışlarında benim gözlemlediğime göre asıl yemek olarak değerlendirdikleri şey ekmektir. diğer bütün o üç öğün yemekler ekmeğin yanına çıkmış eşantiyon şeylerdir. ekmek olmazsa diğerlerini ekmeksiz ziyan ettiklerini düşünürler. kazan devrilir yemek çıkmazsa (ben hiç tabii öyle bir şey görmedim ama olursa) uzun dönem askerler benim tahminim bence kuru ekmekle 3 haftaya varan süreleri de görebilir.

hozat'ta amutka (yenibaş) karakolunda da bir vakit ekmek bazlı bir sıkıntı vardı

fırıncı er bulunamıyordu. o yıllarda tabii hozat merkezden ekmek alıp karakollara karayoluyla dağıtmak tikkoya bir sürü pusu imkanı verdiğinden ve komando tugay komutanlığı kara kuvvetleri falan daha tuncelinin o kısmına gelmediğinden karakollara fırıncı er tahsis edip kendi ekmeklerini kendilerinin yapması sağlanıyordu.

amutka karakolunda ekmeğin nasıl yapılacağına dair talimatname duvarda asılı ve son fırıncı er üç ay önce terhis olup gitmiş. yerine fırıncı seçilen erler daha önce yumurta bile kırmamışlar. bir ekmek yapıyorlar böyle al kafalarına at beyin kanamasından şehadete ererler. top mermisi gibi. bıçak değil testere kesmiyor. lan yaş maya veriyoruz kullansana. yok. biri mayaya tuz döküyor, diğeri hamuru dinlendiremiyor. ekmeğe benzer bir şey çıkartamıyor herifler. karakol komutanı kolları sıvayıp ben yapayım diyor ama 300x mayalı pide tarzı bir şey yapıyor. üstüne çörek otu kekik falan atıyor. askere bunu ekmek diye veriyorsun ama o ekmek değil işte. morali bir türlü düzeltemiyoruz.

hozat ilçe j komutanı bakıyor ki ilçede bir tane bile ekmek yapabilen asker yok, atlayıp tunceliye gidiyor. il jandarmaya bağlı merkez karakollardan birinde bir eri buluyor. babası fırıncıymış, istanbul suadiyede unlu mamülleri mi ne varmış. gel diyor fırıncıya ihtiyaç var yoksa isyan çıkacak, sen babana sorar yaparsın. asker boynunu büküp emredersiniz diyor. bu askeri fırıncı diye önce hozata oradan amutka karakoluna götürüyorlar. kafasına takkesini önüne önlüğünü bağlayıp mutfağa itekliyorlar. ama kendisi de pek bilmiyor. sonra o akşam babasını askeri hattan üç santral aktarmayla arıyor ve durumu anlatıyor. adam diyor ki sizin unlarınız yüksek randımanlıdır düz ekmek öyle kolay yapılmaz. bak diyor tarif bu, oranlar bu, şöyle şöyle yapacaksın. aile sırrı bir tür tarif veriyor.

amutka karakolunda bir gün önce ekmek yapılamazken bir gün sonra pastadan hallice bir ekmek yapılmaya başlanıyor. amma ne ekmek, yok böyle bir şey. tadını unutamıyorum. herif böyle koyu sarı altın rengine çalan elde yağ izi bırakan çok yumuşak kabuklu tepesi hafif kızarmış somunlar yapıyor. zannedersem vita teneke yağ bolluğu yüzünden çok yağlı bir tür brioche yapıyor çocuk ama öyle leziz bir şey oluyor ki her yemek bir ziyafete dönüşüyor. canan karatay falan gelse kendini inkâr edip döner karbonhidrat dinine iman eder. inanılmaz bir lezzet. durum böyle olunca birlikte moral tabii hemen zıplayarak tavan yapıyor. dolayısıyla fırıncı er de bir anda tanrı muamelesi görmeye başlıyor. elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyorlar. dışarda başına bir iş gelir nezle olur ekmeğimiz elden gider diye nöbet möbet de tutturmuyorlar. gece ekmeği kardıktan sonra öğlene kadar uyuyor çocuk falan. üniformasına yeşil siyah y harfi iğneliyorlar. yangında ilk kurtarılacak demirbaş eşya gibi maskot oluyor.

komutan iki ay sonra lan bu amutkadan bir ses seda çıkmadı diye çat diye ziyarete gidiyor ve denetlemenin ilk durağı geleneksel olarak mutfak olduğu için hemen mutfağa iniyor. bir giriyor ki öğle yemeği öncesi tepsi tepsi ekmek çıkmış. kokusu inanılmaz. ver diyor bakalım nasıl ekmek yapıyormuşsun biz de bir bakalım. konserve tas kebabının yanında ekmeği yedikçe gözleri büyüyor. lembas yiyen gimli gibi kendini tutamıyor binbaşım. hayatında yediği en güzel ekmek. bugün de sorsan daha güzel yemek yememiştir.

o andan sonra geçimli köyü tarafına pusu atmış jandarma timleri de dönüş yolunu uzatıp pertek yolundan hozata devam edecekleri yerde amutkaya gidip molalıyorlar. tüm dertleri ekmek yemek. herkes ırz düşmanı gibi amutkanın ekmeğine göz dikiyor. karakoldakiler sağolsun kırmayıp onlara da yapıyorlar.

çocuk terhis olup gittiğinde ise artık kimse bu işi onun gibi yapamıyor. tarif marif var almışlar ama yine yapamıyorlar. o dönem artık yalnız hatıralarda tüm nefasetiyle yaşıyor.

biz amerikan ordusu olaydık askerin moralini böyle tek tip bir yiyecekle yukarı çekebilir miydik? imkanı yok. oysa bak mehmetçiğe ekmeğini veriyorsun tam moralle savaşıyor. en kral ekmeği veriyorsun ölümün pençesinde aslında cennette yaşıyor.

Diğerlerine Kıyasla Türklerin İngilizce Konusundaki Endişesi Yersiz mi?