Erdoğan'ın "Dünya Çapında Aktör Yetiştirebilmişler mi" Çıkışına Gelen Haklı Bir Sanat Serzenişi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz gün yeni AKM'yi tanıttığı konuşmasında "Batılılıktan bahsedenler dünya çapında bir aktör, bir gitarist yetiştirebilmişler mi" çıkışıyla bazı tepkiler aldı. O tepkilerden biri de Ekşi Sözlük yazarı "anti ka"ya ait.
Erdoğan'ın "Dünya Çapında Aktör Yetiştirebilmişler mi" Çıkışına Gelen Haklı Bir Sanat Serzenişi


mesela baleden başlayabiliriz. zira bale konusunda doğrudan açıklamaları vardı kendisinin

hatırlıyordum ama yanlış olmasın diye üşenmeden cumhuriyet gazetesi'nden arşiv taraması yaptım. erdoğan, belediye başkanı seçildikten sonra gazeteci cansu akbel ona "kızlarının bale yapmasına nasıl reaksiyon göstereceği"ni soruyor. erdoğan, baleye nasıl baktğını şöyle ortaya koyuyor: 

- “kızlarımın hamdolsun o tür idealleri, düşünceleri söz konusu değil!”.
akbel bu yanıt üzerine sormaya devam ediyor:

- “ben bir balerin olarak buraya gelseydim, benim elimi sıkarken yine bir sıkıntı duyar mıydınız?” 

erdoğan'ın yanıtı çok net:
- “yok, benim size ilk tavsiyem, bence bu mesleği bırakın, demek olurdu. çünkü bir balerinin neler yaptığı, neler ortaya koyduğu ve nereye hitap ettiği ortada. bunu farklı bir yorum olarak değerlendirebilirsiniz. yani bu benim kendi kanaatimdir. dolayısıyla çok açık ve net söylüyorum, bu noktada duyarlılığını belden aşağı indirmeyeceği her şeyde varım."

yani bale, ülkenin cumhurbaşkanı için, kızlarının sakınmış olmasına şükrettiği, sapkın ve "belden aşağı" bir şey. varın siz düşünün.


bu yetmiyorsa, devam edelim. mesela geçelim heykelciliğe

malumunuz, heykelcilik, siyasi islamcıların nefret ettiği bir alandır. gerçi gençler ve yakın tarihi takip etmeyenler bilmez belki. 1970'li yıllarda chp, kazandığı seçim zaferinden sonra tek başına iktidar olamamış ve mecburen erdoğan'ın da üyesi olduğu milli selamet partisi ile koalisyona girişmişti. bu koalisyonun ilk büyük gerilimi, bir heykel yüzünden çıkmıştı. (bkz: güzel istanbul heykeli) siyasi islamcıların bir sanat eserini nasıl tarif ve tedhiş ettiklerini, üşenmeyin izleyin.


bugün de tek milim değişmediler, emin olun. bundan neredeyse yarım asır önce "müstehcen" olduğu gerekçesiyle erbakan'ın milli selamet partisi tarafından yıldız parkı'na sürülen güzel istanbul heykeli, şimdi de aynı siyasi geleneğin sürdürücüleri tarafından fidanlarla sansürlendi.


yani aradan geçen sürede değişen bir şey yok. üstelik aynı gelenekten gelen ankara büyükşehir belediye başkanı, "başkentin heykellerinin içine tükürmüştü". unutmayın bunları!


yetmiyorsa daha yakın tarihe gelelim. biliyorsunuz bundan birkaç yıl önce heykeltraş mehmet aksoy, türkiye ve ermenistan arasındaki dostluğa gönderme yapan bir insanlık anıtı inşa etmekteydi 

erdoğan, televizyon ekranlarında bu esere "ucube" demiş, ardından da bir sanat eseri, taliban türü bir yöntemle tekbir sesleri eşliğinde yıkılmıştı. bunların münferit olaylar olduğunu filan sanmayın ha! daha bir kaç hafta önce kocaeli belediyesi, erdoğan'ın heykelini yapmıştı ve erdoğan "bazı belediyelerimiz şahsımın heykelini yapmışlar. tabii bunu duyunca ben çok üzüldüm. heykel değil hizmete yönelik eserler yapsınlar. bunların bizim değerlerimizle çatışan şeyler olduğunu bilsinler." demişti

yani heykeli, açıkça "ucube" ve "değerlerimizle çatışan şeyler" olarak gören bir cumhurbaşkanından bahsediyoruz. sanatseverlik mi demiştiniz?


yetmedi mi? devam edelim. sinema-tiyatro gibi görsel sanat alanlarında da durum farklı değil

cumhurbaşkanının oyunculuk konusuna nasıl yaklaştığını bence en iyi özetleyen kesit, bir çiftçiyle olan spontane diyaloğudur. hatırlayacak olursak kendisi, mersin'de akp'nin tarım politikalarından yakınan bir çiftçiyle ağız dalaşına girmiş ve yurttaşımıza hakaret etmişti. bu bağlamda da "sanatçılık" ve "artistlik" sözcüklerini kolaylıkla pejoratif olarak kullanmıştı. bence o spontane diyalog, cumhurbaşkanının sanata nasıl baktığını ve bilinçaltını özetliyor. yeni nesil hatırlamıyor olabilir. o diyalogu hatırlatalım bu yüzden:

rte: böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma.
kemal öncel: terbiyesizlik yapmıyorum. lütfen bana hakaret etmeyin.
rte: artistlik yapma
kemal öncel: artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.
rte: iyi bir sanatçısın
kemal öncel: tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?
başbakan: lan terbiyesizlik yapma
kemal öncel: lan mı?
başbakan: evet
kemal öncel: lan mı? canın sağ olsun.
başbakan: şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?
kemal öncel: ne zaman?
başbakan : şimdi.
kemal öncel: benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.
başbakan : hadi ananı al git buradan.

hatta izlemek isteyenler için görüntülerini buraya bırakalım.


aslında erdoğan, sinema konusundaki tavrını emek sineması yıkılırken de göstermişti

bu mekânı sanat düşmanlarına bırakmak istemeyenler yıkıma karşı çıkmak istemiştik ve polis, ağır şekilde saldırmış ve ardından da sinema binası 20 mayıs 2013 tarihinde (gezi parkı eylemlerini bence tetikleyen olaylardan biridir bu, unuttu çoğu kişi tabii) yıkılmıştı. o sırada da "emek sinemasını yıkmıyoruz, taşıyoruz" diyorlardı. (şimdi de yenilemişler gibi gösteriyorlar) gerçekte yaptıkları şey piyasalaştırma.


ne de olsa kültür ve turizm konularını aynı bakanlık altında toplayan bir yönetim bu. şaşırıyor muyuz? hayır! benzeri yaklaşım atatürk kültür merkezi için de geçerliydi. yıllarca istanbul'da ve ankara'da akm'ler kapalı tutuldu. bunun bir amacı vardı. sanat ve sanatçı düşmanlığı. o mantık ki cihangir'i, istiklal'i filan leş yerlere dönüştürdü. sanatçılar mecburen kadıköy'e vs. kaydı. mekânlar dönüştürüldü yani.

bunlar sizi tatmin etmiyorsa chp’nin “kültür ve sanata uygulanan baskı ve sansür/2014 raporu”ndan bazı başlıklara göz atabilirsiniz. durumu açıkça ortaya koyuyor zira

* akp hükümeti tarafından 32 kez belgesel, sinema ve tiyatro oyununa sansür ve yasak uygulandı.

* 22 kez sanat kurumlarında usulsüz görevden alma, atama ve zorla istifa olayı meydana geldi. 2007 yılında devlet opera ve balesi genel müdürlüğü’ne getirilen ve tüsak yasa tasarısına karşı çıkışıyla bilinen orkestra şefi prof. dr. rengim gökmen görevden alındı. mustafa kurt’un “sansür var” diyerek istifa ettiği devlet tiyatroları genel müdürlüğü görevine devlet tiyatroları (dt) ve devlet opera ve balesi (dob) sanatçılarının karşı çıktığı türkiye sanat kurulu (tüsak) yasasını destekleyenler arasında yer alan nejat birecik atandı.

* 18 kez radyo, tv, gazete sansürü ve yasağı konuldu. örneğin, “piyano” gibi sayısız uluslararası ödüller almış, 3 oscarlı bir filmi gösteren gün tv şiddet gerekçesiyle cezalandırıldı. tbmm başkanı cemil çiçek’in başvurusuyla, 4 eski bakanın rüşvet aldığı iddiasıyla kurulan tbmm soruşturma komisyonu’yla ilgili haberlere komisyonun süresinin bittiği 27 aralık tarihine kadar “yayın yasağı” getirdi.

* 16 kez diğer sanat dalları ve edebiyat alanında sansür ve yasaklama olayı yaşandı. 

* 16 kez kültür varlıklarına ve sanat alanlarına saldırı gerçekleşti. devlet tiyatroları genel müdürlüğü’nün 60 yıldır kullandığı ve tiyatronun içinde atölyelerin de bulunduğu “irfan şahinbaş atölye sahnesi”ne 3. kez baskın yapıldı.

* toplam 135 olayda hükümet tarafından doğrudan kültür ve sanata yönelik yasaklama, baskı ve sansür uygulandı.


sansürler bir yana, sinema alanında algıdaki sapkınlıklar da cabası

örneğin bu akp yönetimi ki, amelie filmini bile porno olarak görmüş, bu film hakkında şikâyetlerde filan bulunmuşlardı. iyi tanıyın bu zihniyeti diye yazıyorum bunları.

sorun, sinemayla sınırlı değil

tiyatro ve opera vb. konusunda da nasıl bir yaklaşım içinde olduklarını tiyatroda sümeyye erdoğan krizi bağlamında biliyoruz

hadi o afaki ve kişisel bir mesele olsun. eskişehir’de, belediye başkanı yılmaz büyükerşen’le fotoğraf çektirdikleri için devlet opera ve balesi sanatçılarının uyarılması veya devlet opera ve balesi genel müdürü, cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası şefi, değerli sanatçı rengim gökmen'in görevlerinden alınmasını nereye koyacağız?

devlet tiyatrolarında sahnelenen eserlere iktidarca yapılan müdahalelerin sansüre dönüşüp dönüşmediğini herhangi bir tiyatrocuya sorabilirsiniz. bir dokunur bin ah işitirsiniz. diyelim ki duymak istemiyorsunuz. o zaman şu soruya yanıt vermelisiniz: genel müdür mustafa kurt ve istanbul müdürü şakir gürzumar acaba niye istifa ettiler? normal şartlarda bunlara yanıt vermeden -eğer basında akp ve cumhurbaşkanı dokunulmazlığından yararlanmıyorsanız- sanat üzerine ahkam kesemezsiniz.

müzik alanında da durum farksız

bu zihniyetin müzik konusundaki yaklaşımını ve sanatçıya yönelik hoşgörü düzeyini anlamak için fazıl say olayına bakmak yeterli. bu ülkede, dünyaca ünlü bir besteci ve virtüözün besteleri, cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası’nın repertuvarından çıkarıldı yahu. 2000 yılından bu yana düzenlenen “antalya piyano festivali”nin 15'incisinde, festivalin önceki yıllardaki sanat yönetmeni aniden -iktidar kıl kaptığı için- saf dışı edildi. dahası, başımızın tacı yapsak yine de yetmeyecek bir sanatçı, mahkeme kapılarında süründürüldü, akp kadroları tarafından sosyal anlamda lince tabi tutuldu. ne sanatseverliğinden bahsediyorsunuz siz hâlâ?


üstelik bu yargısal hassasiyet tam bir çifte standartla çalışıyor

örneğin tophane denen faşist yuvasında, sanat galerilerine saldırılar etkili şekilde soruşturulmuyor. saldırganlar ceza almıyor. böyle olunca da şu şu, şu gibi saldırılar vaka-i adiye haline geliyor. kimi sorumlu tutacağız bunlardan? batıcılık akımlarını mı yine?

anlatılacak çok şey var daha çok. karikatüristlerimize açılan davalara vs. gelmedik bile daha

hepsinin ötesinde sanatın köküne kibrit suyu döken tüsak yasa tasarısı var ki başlı başına bir yazı konusu bu. ben susyayım, üstün akmen anlatsın.

hadi diyelim ki bunların hepsi batı sanatıyla ilgili. peki 15 yıldır iktidarda olan bu parti ve liderin açıkça desteğiyle bile olsun, islam'ı anlatacak tek bir eser üretildi mi acaba?

siyasal islamı anlatan ve/veya ödenen bedelleri, mağduriyetleri filan ortaya koyan doğru dürüst tek bir kült film çekildi mi örneğin? politikayı bir tarafa bırakalım. yüzlerce gazeteleri onlarca yandaş kanalları var malum. bu kanallar yoluyla bile olsun islam sanat eserlerini aktaracak estetik bir üretim, hadi diğer sanat alanlarını da geçelim, bir belgesel dahi üretebildi mi? ecdat diye övündükleri osmanlı padişahlarının onda biri oranında bile sanatsal üretim sağlayamadılar be. neyin tatavası hâlâ bu?

DAHA FAZLA İÇERİK