Erkekler İçin Berber Sadakatinin Ne Denli Önemli Olduğunu Anlatan Bir Hikaye
Erkekler için berber sadakati çok önemlidir. Her ne kadar zaman zaman istenenden kısa da kesse, kendi kafasına göre bir şeyler de yapsa o berberden vazgeçilmez. Lafı fazla uzatmadan bu konudaki naif hikayesi için sözü ''realsanto''ya bırakıyoruz.
Erkekler İçin Berber Sadakatinin Ne Denli Önemli Olduğunu Anlatan Bir Hikaye
iStock.com / Lorado

1950'lerın sonu.

babam köydeki ilkokulu bitirince okumak için ankara'daki dedesinin yanına geliyor. dedemin yenimahalle güzelevler'de bir ciğerci dükkanı var o zamanlar. babam hem okuyor, hem de okuldan çıkınca orada çalışıyor. eti en güzel şekilde işlemeyi, terbiye etmeyi orada öğreniyor. arkadaşı var okuldan bir de, abdullah. ite kaka beraber bitiriyorlar ortaokulu.

ortaokul bitince abdullah bir berberin yanında çırak olarak başlıyor. bu arada büyük dedemin ciğercisinin üst katına babamın yaşıtı bir çocuk ve annesi taşınıyor. haşarı, yaramaz, komik bir çocuk. adı levent. levent ile babam liseye beraber gidiyor, ama pek okumuyorlar. sürekli atıldıkları için okul değiştiriyorlar, hiçbir okul onları almıyor. öğretmeni sepete koyup camdan sallamalar, okul asıp sürekli sinemaya gitmeler.

her fırsatta babam ciğerciden nevale aşırıyor, abdullah berberden kaçıyor, levent'in evinde mangal yapıyorlar. üç kardeş gibi yaşıyorlar. yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor. bir de tutturmuşlar birbirlerine "nuri" diyorlar, nuri aşağı nuri yukarı.

sonra levent istanbul'a taşınıyor. dedem ve babannem de ankara'ya geliyor dedemin tayini ile, şimdiki kaçak sarayın olduğu yerde bulunan orman bakanlığı lojmanlarına yerleşiyorlar. babam hem çalışıp hem okuyarak üniversiteyi bitiriyor. abdullah berberde önce kalfa sonra usta oluyor.

babam, işte o yıllardan başlayarak uzun yıllar abdullah amca'nın ragıp tüzün caddesi'ndeki küçük berber dükkanına gitti. "berber apo"nun içtiği sigaradan duman altı olmuş minik dükkanda muhabbet ederlerken birbirlerine öyle küfürler ederlerdi ki, sanırım bu kadar dost olamayanlar kaldıramazdı. doksanların sonuna doğru krizler üst üste gelince kirasını çıkaramayan berber dükkanı kapandı. o günden sonra; güzel havalarda babam abdullah amca'nın karşıyaka'daki gecekondusuna gider bahçesinde tıraş olur, hava kötüyse abdullah amca takımlarını alır bize gelir babamı evde tıraş ederdi.

2009 yılında önce istanbul'dan levent'ten bir hastalık haberi geldi, ardından babam - belki de ciğerci dükkanının o en güzel etleriyle tetiklenmiş gut'un sonucu olarak- böbrek yetmezliğine yakalandı, aylarca hastanede yattı. berber apo duman altı dükkanın doğal sonucu ile verem oldu, sanatoryuma yattı.

sonra bir gün abdullah amcanın vefat haberi geldi, ben yurt dışında görevdeydim o zaman. hastanedeki babam cenazeye bile gidemedi. ardından babam bypass oldu, levent geldi hastaneye ilk herhalde, "vayt nuri ne oldu lan sana?" dedi. inanılmaz bir moral oldu babama o an. babamın hastalığı ortaya çıkmadan evlilik kararı almıştık. erteleyelim demiştik de babam razı olmamıştı. kız isteme işini "levo" üstlendi duyunca tabi, sonra nikahta da şahidim oldu.

nikahtan bir yıl kadar sonra kalp-böbrek ve akciğer yetmezliği ilerleyen babam günde 30-40 ilaç, haftada üç gün diyaliz ve bir süre sonra da solunum kolaylaştırıcı makineler ile yaşadı evde. berber apo öldükten sonra, pek saçı çıkmadı lan babamın. az çok çıkanı da annemle kız kardeşim keserdi o uyurken.

2013 yılında kaybettik babamı. levent hasta olduğu için gelemedi cenazeye, aradı annemi konuştular. helalleştiler. zaten çok geçmedi levent de ayrıldı aramızdan, onu duydunuz çoğunuz; levent kırca'ydı.