Eskiden "Sabah Yıldızı", "Işık Getiren" Gibi Anlamlara Gelen Lucifer Nasıl Şeytan İçin Kullanılır Oldu?
Sözlük yazarı "jimi the kewl", ağırlıklı olarak Hristiyan inanışında şeytanı tanımlayan "Lucifer" kavramının tarihsel sürecini ve geçirdiği değişimler sonucu şeytan gibi bir anlama nasıl ulaştığını açıklıyor.
Eskiden "Sabah Yıldızı", "Işık Getiren" Gibi Anlamlara Gelen Lucifer Nasıl Şeytan İçin Kullanılır Oldu?
iStock


ilk başta "sabah yıldızı" "ışık getiren" manalarındaki lucifer'in zaman içinde nasıl "şeytan" anlamına gelip diabolus'la özdeşleştiği üzerinde durmak istiyorum.

evvelce şimdiki papa'nın müslümanları tümüyle "kan üzerine" yıkım getirmekle suçladığı bir almanya konuşmasından hareketle yazmıştım: ilk hıristiyan filizlenmesinin ardından serpilen güçlerin pagan imgelerinin üzerindeki yıkıcılığının en az "ele alınmaması gereken muhammed'in kılıcı" (bu tabiri francis bacon'dan alıyorum) kadar tartışılması gerektiğini düşünmüştüm. (bkz: #10059892) benzer minvalde bir yaklaşımı giorgio vasari'nin söyleminde görünce buradaki "pagan çöküntüsü" üzerinden lucifer'in de nasıl anlam değiştirdiğinin daha iyi anlaşılabileceğini düşündüm. luther link alıntılıyor (şeytan yüzü olmayan maske, çev. e. ergün, sf.31, ayrıntı yay. 2003) "büyük arzu ve gayretle, olası en küçük günah fırsatını bile kovmak ve tamamıyla yok etmek için büyük çaba sarf etti ve bunu yaparken de bütün muhteşem heykelleri.. (ve) eski dünyanın dehasıyla anılan mümtaz insanların onuruna bırakılmış olan sayısız anıt ve yazıtları tahrip etti ya da imha etti. sonradan tamamen karmaşıklaşan sanat uygulamalarına verilen ciddi zararlara (hıristiyanların) büyük çabası neden oldu."


ordo ab chao diye bir tabir vardır yani "kaostan düzen"

burada düzen üstüne düzen kurulamayacağı anlatılmaktadır; örneğimizden hareketle söylersem, hıristiyanlar, tıpkı muhammed peygamber gibi, yerleşik pagan putlarını yıkmadan kendi idolünü egemen kılamazdı. idoller, bacon'ın novum organum'unda insan gelişiminin önündeki engeller olarak görülüyordu (#11239026). bunun gibi 'pagan idolleri de (putları) hıristiyan ya da müslüman gelişiminin önünde set oluşturduğundan yıkılmaları gerekirdi' denilebilir. benzer şekilde, geliştirilen yeni dini söylemlerin de eski dini söylemlerin prangalarından kurtulması gerekmiş olabilir, bunu böyle görebiliriz. bunu isterseniz 'destructio', isterseniz 'metamorphosis' olarak değerlendirebilirsiniz. ne olursa olsun, yaşanan farklılığın lucifer örneğimizde apaçık olduğunu görüyoruz. latin aleminde kelimenin şeytan manası yokken birden hıristiyanlarla birlikte şaytana bulanması güzel bir örnektir.

köküne baktığımız zaman iki kelimeyi görüyoruz: lux ve fero; ilki "ışık", "aydınlık"; ikincisi "taşıyorum", "getiriyorum" manalarındadır.

kökten hareketi bir istikra olarak da görebiliriz. parçaların bir bütün oluşturduğunu düşünürsek, özellikle de lux'un fazladan içerdiği manalar (fero, ferre çok daha genel bir fiil olarak karşımıza çıkıyor) bir fikir vermeli. c. t. lewis'in sözlüğüne (a latin dictionary; founded on andrews'edition of freund's latin dictionary [trustees of tufts university, oxford] ) bakarsak temelde bu isimle anlamamız gereken şey, kastedilen ışığın göksel cisimlere ve güneş'e ait olduğudur (cicero, div. 1, 3, 6; cicero, tusc. 1, 37, 90; cicero, cat. 1, 3; cicero, cael. 9). bu da anlamca "gün ışığı"nı ortaya çıkarır (lucretius, 6, 848). dahası göksel cisimlerden bahsedildiğinde de lux dendiği olurmuş (cicero, arat. 96). veyahut büyük bir adamın, kendisine bakanlara yaydığı ışık (ovidius, metamorphoses 13, 100). daha sonra hıristiyanlar arasında, "lux" soyut manada aydınlanmanın kaynağı olarak görülmüştür: "ego sum lux mundi" / "evrenin ışığıyım" (vulg. john, 8, 12; id. ib. 12, 26).


lux'un pagan roma'sından hıristiyanlığa geçişinde bir problem olmadığı ortada.


peki lux+fero birleşiminden oluşan "ışık / aydınlık getiren" yapısındaki değişikliği nasıl açıklayacağız?

bunun için lucifer'in paganlar için içerdiği başka anlamlar var mıydı, ona bakalım. sıfat olarak düşünürsek (lucifer, fera, ferum) ilk mana hep tekrar ettiğim gibi, "ışık getiren"dir: "itaque ut apud graecos dianam, eamque luciferam, sic apud nostros junonem lucinam in pariendo invocant" (cicero, de natura deorum 2, 27, 68). bu ışık getiriciliğinin merkez noktalarından birini ay olarak düşünüyorlar. yani "geceyi aydınlatan ay" imgesi beliriyor: lucretius, 5, 726; ay'ın atları şeklinde de kullanılıyor: ovidius, heroides 11, 46. şiirde güvenliği / emniyeti sağlayan olarak bile karşımıza çıkıyor: prud. psych. 625.

eril isim (lucifer, feri) olarak düşündüğümüzde yapı, sabah yıldızı / venüs gezegenini anlatmış oluyor. cicero bunu açıkça ortaya koyuyor: stella veneris, quae phosphoros graece, latine dicitur lucifer, cum antegreditur solem, cum subsequitur autem hesperos, cic. n. d. 2, 20, 53. yani yunanların phosphoros'una latinler lucifer demiştir. hal böyle olunca, gün ışığını getiren günü de getirmiş oluyor. "gün" manasında da kullanılmıştır: "memento venturum paucis me tibi luciferis", propertius 2, 15 (3, 12).


o halde buraya kadar anlattıklarımdan anlaşılıyor ki

lux'tan ve fero, ferre fiilinden hareketle ışığın yeryüzünde oturan insanlara gelmesi: gece ay yoluyla, sabaha karşı venüs yoluyla insanların aydınlanması düşünülmüştür.

luther link'in de bildirdiği gibi (a.g.e., sf.33) p. b. shelley'in bir makalesinde (essay on the devil and devils, 1819 dolayları, shelley's prose, ed. d. l .clark, new mexico, 1954, p.274) şöyle denir: "vetus testamentum'daki liber isaiae'da yanlış yorumlanmış bir bölüm dışında, ona neden lucifer dendiğini anlamıyorum." shelley'in kaynak gösterdiği ilgili bölüm şöyle: vetus testamentum, liber isaiae, 14.12: "quomodo cecidisti de caelo, lucifer, fili aurorae?" türkçesiyle "nasıl düştün gökten, auroranın oğlu lucifer?" buradaki çeviri bana ait, başka türkçe çevirilerde doğrudan lucifer ve aurora adlarının kullanılmadığı da olmuş: ey parlak yıldız, seherin oğlu, göklerden nasıl da düştün!" benim buradaki çevirimde lucifer ve aurora isimlerini bilhassa kullanmamın nedeni, pagan mitolojisinde lucifer'in aynı zamanda aurora ve cephalus'un efsanevi oğlu, ceyx'in ise babası olmasıdır. aurora, latincede "şafak", "tan vakti" anlamlarına gelir. o halde "auroranın oğlu lucifer" burada tümüyle "şafağın oğlu sabah yıldızı" olur. yine öz, eski ahit'teki bu kullanımda korunmuş oluyor.

peki, neden cennetten düşen meleğe burada bu şekilde sesleniliyor?

luther link'in yorumuna göre (s.g.e., sf.34) liber isaiae'da bahsedilen lucifer, şeytan değildir. burada muhtemelen kenanlıların eski bir mitinden benzetmeler kullanarak, ölüler diyarına düşen hırslı bir babil kralının yenilgisi betimlenmiştir (ayrıca bkz. otto kaiser, isaiah 13-39: a commentary, london 1974; the interpreter's bible, v., new york 1952). yine luther link'in yorumuna göre (a.g.e, sf.34) lucifer, dört aşamadan geçerek şeytan'ı göstermeye başladı: zalim bir kral, bir metaforla tanımlanır (kral = parlayan bir yıldız); ibranice helel (helel ben shahar = "parlak olan") ya da yunanca phosphoros, latinceye sabah yıldızı (yukarıda anlattığım gibi), lucifer olarak çevrilir; sonra zalim kral şeytan'la özdeşleştirilir; böylece lucifer, şeytan'ın öbür adı olur. 


burada kötülük problemi (itinayla bkz. tanrı varsa niye bu kadar acı var söylemi) devreye giriyor.

lucifer'in şeytan'la özdeşleştirilmesi bir problemi çözmüş oluyor: şeytan'ı tanrı yarattıysa ve şeytan doğuştan kötüyse, o zaman kötülüğü de tanrı yarattı. bunun sonuçları karışık olabilir. şeytan kötü olarak doğduysa, günah işlediği söylenebilir mi? bu durumda kötülük yapmak zorunda kalmış olur. buna karşılık şeytan'ı tanrı yaratmadıysa, o halde tanrı omnipotens değildir ve biz bir anda manicilik dünyasına yani iyiyle kötü arasında, sonucu doğal olarak belirsiz olan bir çatışma içine gireriz. v. yy.'ın kilise babaları bu problemi şöyle çözdü: tanrı şeytan'ı yarattı; fakat şeytan yaratıldığında doğuştan kötü değildi; tam tersine kötü olmayı kendisi seçti. bu durumda tanrı omnipotens'liğini korur ama kötülüğün sorumlusu değildir (l. link, a.g.e., sf.34-35). örneğin augustinus'un de civitate dei xi.15'teki ifadelerine bakalım: "maniciler şunu anlamıyor: şeytan doğası gereği kötüyse, günah diye bir şey olamaz. maniciler, peygamberlerin tanıklığına, örneğin babil prensi kılığında simgesel olarak şeytan'ı temsil eden isaiae'ın 'sabahları gökyüzünde yükselen lucifer, cennet'ten nasıl düştün?' sorusuna verecek bir cevapları yok. bu da gösterir ki, şeytan bir süreliğine de olsa günahsızdı." (l. link, a.g.e., sf.36)

burada şeytanın istencinin onu kirlettiğini ve başından itibaren kötülük içinde yüzmediğini gösterir. aynı temayı kuran'da da okuruz. örneğin ibrahim suresi 22'de şeytan şöyle der: "allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. hepsi bu. şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür." isra suresi 27'de ise şeytanın nankörlüğü açıkça zikredilir: "çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olurlar. ve şeytan, kendi rabbine nankörlük etmiştir." meryem suresi 44'te isyanı dile getirilir: "'babacığım, şeytana kulluk etme! çünkü şeytan rahman'a isyan etmişti.'"

ibrahim'in dininin üç farklı yorumunda üç aşağı beş yukarı ortak bir hikaye görüyoruz.

yahudilerin ve daha sonra hıristiyanların kabul ettiği vetus testamentum yani eski ahit'in isaiae kitabındaki "lucifer" kullanımının bir benzetmeye dayandığı ve şeytanın başından itibaren günahkâr olmadığı, augustinus'un dediği gibi, hiç değilse bir noktada mutlaka günahsız olduğu açıktır. kuran'daki "nankör", "asi" şeytan figürü de bunu destekler. evvelce yine burada marlowe'un dr faustus'uyla ilgili de kaçınılmaz olarak eserdeki lucifer kullanımından bahsetmişim. marlowe'un çizdiği lucifer portresinin de burada anlattıklarımızla uyumlu olduğu ortada. sadece şunu görmemiz gerekiyor, marlowe lucifer'i olabildiğince şeytan'ın karşılığı olarak kullanıyorsa da, temelde "lucifer", şeytanın adı gibidir:

"marlowe'un mephistophilis'i ise faustus'la daha ilk karşılaşmasında ona lucifer'in emrinde olduğunu söyler ve onun izninden asla çıkamayacağını. ona göre lucifer bütün cinlerin amiri, başıdır. mephistophilis'in anlattığına göre; lucifer, bir zamanlar tanrının en sevdiği melek iken, gittikçe artan kibri, küstahlığı yüzünden, tanrı tarafından göklerden kovulmuştur. şimdi kötülüğün başıdır. john d.cox 'a göre; mephistophilis'in burada altını çizdiği husus, libido dominandi'nin hıristiyanlık düşüncesinin ilk ve en temel noktalarından olan patristik dönem yorumuyla alakalıdır. zira augustinus, de civitate dei xi-xii 'de lucifer'in yani baş şeytanın tanrının gözünden düşüşünü anlatmaktadır... faustus'un sorusu üzerine; mephistophilis, kendisini ve diğer cinleri şöyle tanımlar: “lucifer'le beraber düşen, lucifer'le birlikte tanrımıza ayak direyen, lucifer'le beraber sonsuz lanete gömülen bahtsız ruhlarız.”"
(#10833696)

en nihayetinde lucifer'in pagan dünyasında, kendini beğenen, kibirli tanrıça venüs'ün adını alan gezegenin adı olduğu da unutulmamalı.

galiba lucifer'le ilgili en nadide yorumlardan birini, hem pagan hem de hıristiyan âlemin ruhunu okşarcasına şair john milton yapmış. lucifer'e "darkness visible" yani "görülebilir olan karanlık" demiş (rachel pollack, the forest of souls: a walk through the tarot, p.169, llewellyn worldwide, 2002). hem aydınlık hem de karanlık; buradan merdiven entirime bağlanıyor konu. (bkz: #16081656) yukarıdan aşağıya doğru düşmenin tasarımını düşününüz. aurora'nın oğlu bile kötü bir kralın sırtından şeytanın adı haline gelebiliyor; ne kadar güvensizce!