Funda Esenç Olayının Akıllarda Bıraktığı Sorunsal: Toplumsal Hiyerarşinin Karanlık Yüzü

Olayı biliyorsunuz: Geçtiğimiz günlerde bir havaalanı çalışanı ve Funda Esenç isimli bir vatandaşın yaşadığı tartışma olay oldu, hakkında günlerce konuşuldu. Peki bu tartışma bize neleri düşündürüyor?
Funda Esenç Olayının Akıllarda Bıraktığı Sorunsal: Toplumsal Hiyerarşinin Karanlık Yüzü


funda esenç, bir grubun fotoğrafı

eğer dikkatli bakabilirseniz, her yerde görebileceğimiz, her zaman karşılaşabileceğimiz, tanıdığımız, bize hiç de yabancı olmayan, içimizden, arsız bir suret.

parası var diye her şeyi yapma, her şeyi söyleme hakkı olduğunu düşünen, ve bu düşünce ve alışkanlıkların dar çemberi içinde sıkışıp kalmış, milyonlarca snobdan bir tanesi. bir istisna değil, bir kaide.

"canım sen xxx'sin, benimle böyle konuşamazsın" diye had bildirmekte epey atak, enternasyonel bir güç takıntısının yerli hali, ve tüm temsil ettikleri ile bir dramanın başkahramanı.

funda esenç'ler kapitalizmin kültürel motivasyonlarıyla aldatılmışlardır, gün boyu çalışıp canınız çıkmış olabilir, restaurantta yemek geç pişmiş olabilir, hatlar dolu olabilir, veyahut çalıştığınız şirketin bin türlü aksaklıkları olabilir, bunlar mesele değildir.

mesele funda'ların sizi doya doya azarlama özgürlüğüdür, sahip oldukları ile onlara bu hak verilmiştir, mesela size bir çırpıda "koca götlü" diyebilir, "çingenelerle muhatap olmuyorum" diye çizgisini çekebilirler, bunlar müşterinin her daim haklı sayıldığı, gün sonu işsiz kalacağınız bir evrende gayet mümkündür.

bu gibi durumlarda payınıza düşen onların küçük burjuva hassasiyetleri ile empati yapmanız, özrünüzü dilemeniz, onlar gibi "eşsiz" insanlara bunun reva olmadığını, türlü hakaretleri sineye çekip, üslubuyla izah etmeniz, hiç olmadı çenenizi kapayıp yediğiniz azarlardan ötürü suçluluk duymanız, daha fazlasını yapmadıkları için minnet duymanızdır. eğer sınıfınızı, konumunuzu, statünüzü, haddinizi bilir, ona göre davranırsanız göreceksiniz ki ortada bir mesele falan kalmayacaktır.

çünkü bu düzen onlara bunu yapabileceklerini vaat etmiştir. konut tercihleri, ev döşemesi, yaşam tarzları, giyimleri, yeme-içme alışkanlıkları, boş zaman ve hobileri ile ayrıcalıklı ve üstün olacaklarına inandırılmışlardır.

bu yüzden statü edinmek, varlık sahibi olma peşinde koşarlar, bunları insanın asli gayesi zannederler, ve zannettikleri için de insanlar arasındaki ilişkilerin zeminini de bunlar üzerinden tahkim ederler.

çoğu zaman üst sınıfa mensup olmasalar bile öyleymiş gibi yapmaktan kendilerini alıkoyamazlar. bir yanılgıyı sürdürmenin en iyi yolu, onu biriyle paylaşmaktır. haliyle funda esenç'ler, sırf düzenin imtiyazlı alanlarında saf tutuyorlar diye yeryüzünde yaşayan en asil, en kıymetli insan olduklarına inanmakla kalmaz, bunun herkes tarafından kabul edilmesi gereken bir gerçek olduğunda ısrarcıdırlar.

"sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diye sordukları sorular bir had bildirme değildir sadece, "benim üstün olduğuma iman et, seninle eşit olmadığımı kabul et" arayışıdır.

eğer karşı çıkarsanız, ola ki eşit bir mevziden yaklaşırsanız, hayrete düşerler, sizinle muhatap bile değildirler, bu illüzyonlarını bozarsanız öfkelenirler ve bu sizin için hiç iyi olmaz. hemen ayar çekerler, pozisyonların nasıl kurulduğunu, kimin hakaret edip, kimin susması gerektiğini, kimin neyi yapma hakkı olup olmadığını, eşit olmadığınızı size hatırlatırlar. güçlünün her daim haklı sayıldığı, her şeyi söyleme ve hakkı yapmaya olduğuna inanılan bir düzende her kesimden, her coğrafyadan milyonlarca funda esenç bulabilirsiniz.

öyle sefil bir varoluş çabasıdır ki kendisinin de dahil olduğu alt ve orta sınıfın mensuplarını ve kültürel öğelerini aşağılamaktan geri kalmazlar.

funda'ların, nefret nesnelerine yaklaşımı en temelde aşağılayıcıdır. eşit olmadıklarını düşündüklerine karşı yaklaşımları özünde dalga geçmek şeklinde tezahür eder. bu tepeden bakma, sadece videodaki gibi doğrudan hakaretlerle de kendini göstermez, çoğu zaman alt sınıflarla kurduğu sıradan ilişkileri bile bir iyilik, bir lütuf olarak görürler. funda'larda ilk müşahede edeceğimiz şey onlarla aynı statü, aynı sınıf, aynı eğitim, aynı gelir düzeyine sahip olmayanlara katıksız bir aşağılamadır.

bu aşağılamanın zeminini tahkim etme arayışı, daha çok isterikleşmelerine sebebiyet verir. evet muazzam bir burjuva hissiyatı ile, savunma psikolojisi içerisindedir funda'lar. en ufak yanıtı bile hadsizlik, kendilerine saldırı sayarlar, o "eşsiz kişiliklerinin", o "dokunulmaz " kristal varlıklarını bir kere olsun bile reddederseniz, üstün olmadıklarına dair bir imâda bulunursanız, size haddinizi bildirmek için seferber olurlar.

tutumlarının tamamında aslî belirleyici unsur güç'tür, gücü de belirleyen düzendeki pozisyonunuz olduğuna göre ilk bunu tartarlar: "o koca götünü büyütene kadar..." lafı gelişigüzel herkese söylenmez, karşısındaki insanın geçim derdi ile boğuşan birisi olduğunu, kendisine aynı mevziden yanıt vermeye kalkarsa işsiz kalacağını, türlü oryantasyonlarda "müşteriye 'sen' derseniz priminiz kesilir" anlayışındaki bir kölecilik uygulamasının hizmet sektörü prensipleri diye yutturulduğunu, tüm çalışanların muazzam bir köle ahlakına boyun eğmeye tabii tutulduğunu, aksi durumda herkesi öğütmeye hazır bir biçer döver kapitalizmin baskısı olduğunu gayet iyi bilir. güç gösterisini de bu zemin üzerine inşa eder, tüm cesaretini ve özgüvenini de buradan alır. eğer bunu bir saniye bile olsun aklınızdan çıkarırsanız, eşit yurttaşlar gibi davranırsanız, emin olun bunu size hatırlatacaklardır.

güç tarafından sakatlanan, çareyi de bu sakatlığın türlü boktan pratiklerini ulu orta dökmekte bulan funda'lar, insanların hatalarını bulma ve göstermekte hep bir acelecilik ve bir üstünlük eğilimi taşırlar. "çek bak çek" demeleri de bundadır. böyle yaptığı sürece de aslında aşağılık olanın kendisi olduğunun farkına bir türlü varamaz.

o "sizi takmıyorum küçük insanlar" pozlarının altında, o küçük insanların kendileri için methiyeler düzmeleri, kendilerine hayran olmaları, onların arzu nesnesi olmak için can atarlar. insanlara acıyarak onları nesneleştirmekten mürekkep bir kibri, samimiyetsiz bir alçaklığı kolektiflik olarak satarlar. tüm o sosyal duyarlılıkları, tahakküme karşı çıkmak için değil, kendi tahakküm arayışları için yeterli dayanağı bulmak, o beğenmedikleri insancıkların gözünde bir arzu nesnesi olduğunu görüp, mutlu olabilmek içindir.

kendilerini üretim araçları sahipliği ve mülkiyet ilişkileri, istihdam biçimi, gelirleri, statüleri, varlıkları ile tanımlarlar. böyle olduğu için insana dair bir ufku da yoktur, vizyonu da yoktur, bomboş, ukala, şımarık, kibrli bir ucubeden farksızdır. tüm çabaları, tüm söylemleri, tüm kalabalık içindeki şovları maddi ilişkiler ağı ve tahakküm ilişkilerinin sakatladığı bir mevziyi kalkış noktası edinip, doya doya tahakkümün keyfini çıkarmak içindir.

insanı, her şeyden önce para, statü sahibi olması gereken bir nesne olarak tasavvur ederek insanlar arası ilişkileri de bu çıkarcı ve hiyerarşi eksenli zemin üzerine oturtan bir ekonomi-politik teorisinin, güç ile tahakküme tapınması ve varoluşunun anlamını snoblukta bulması, "senin gibi çingenelerle muhatap olmuyorum" demesi kaçınılmaz.

evet, kapitalizm bu uydurma insan müsveddeleri ile ileri bir toplum aşaması yarattığı sanıyor. üreten, kültürlü, özgür, seçebilen nesiller yaratacaklardı güya... yarata yarata parası var diye her şeyi yapma hakkını kendinde gören, yarı kibirli, yarı şımarık, kent kabadayısı pozlarında, feodaliteden daha rezil, daha korkunç, daha ahmak bir güruh yarattılar. kapitalizmin elinden de bu gelebilirdi sadece. bir sipariş verdi diye kendisine tapınılmasını bekleyen, özel ilgi bekleyen manyaklar yaratabilir ancak, yalnızca da bu kadarına muktedir olabilir.

eğer kapitalizm tüm kültürel formasyonları ile insana dair bir arayış vaat ediyorsa, bu vaadini gerçekleştirmekten epey yoksun. her şeyden önce yeni bir insan tasavvuruna ihtiyaç var, ve bu tasavvur her geçen gün kendini daha çok dayatıyor.

dayatıyor çünkü funda esenç'ler, o iğrenç şımarıklığı, ukalalığı, yoz haline mündemiç tepede bakan tavırları ve kibirli halleriyle bize insanın daha ne kadar alçalabileceğini göstermeye uğraşıyor.

nihayetinde, üretim araçlarının ve maddi ilişkiler ağının, insan üzerinde yarattığı her türlü tahakküm ve bütün iktidar ilişkileri ortadan kaldırılmadığı sürece funda'lar ile tuğçe'lerin karşılaşmaları bitmeyecektir. her karşılaşmayı güç eksenli değil, insanca düzenleyecek bir ekonomi-politik ve kültürel formasyonu inşa etmek, birbirimizle olan ilişkimizi de böyle bir arayış üzerinden inşa etmeye çalışmaktan başka yapacak pek bir şey yok. çare drogba.

Polise Çığlık Atan Öğretim Üyesi Dr. Özlem Atan Tarlacı Suçsuz mu?

İki Kişinin Öldüğü Kaza Sonrasında Emrah Serbes'in Davranışlarında Saklı Olan Toplumsal Sapkınlık