Geleceğin Kabusu: Robotlar Karşısında İnsanlık Ne Kadar Süre Daha Ayakta Kalabilir?
Kaydedilen teknolojik gelişmeler günümüzde bir robota vatandaşlık hakkı sağlayacak boyuta vardı. Peki insanların yapamadığı birçok şeyi, daha pratik şekilde çözüme kavuşturan robotlar karşısında insanlık daha ne kadar direnebilir?
Geleceğin Kabusu: Robotlar Karşısında İnsanlık Ne Kadar Süre Daha Ayakta Kalabilir?
iStock


the terminator, blade runner, ı, robot, westworld, metropolis, matrix, (bence) the dark city, hatta wall-e ve daha niceleri... robotların dünyanın hakimiyetini ele geçirdiği, insanları ya köleleştirildiği ya kıyıma uğratıldığı ve kalan son direnişi de yıkmak istediği distopik bir gelecek... pek çok kurguda bunu gördük, anlatıldı, robotlardan korktuk.

hatta boston dynamics’in yaptığı şu robotları görünce “lan acaba gerçek mi oluyor?” diye inceden inceye korkuyla karışık bir haz duyarak endişe ettik: 


ama genel kanı, insanların böylesi bir kıyamet senaryosunun gerçekleşmesine izin vermeyecek kadar akıllı olduğu ve yok olmaya giderse yine kendini yok edeceği yönünde bir rahatlama sağlıyor.

peki bu ne kadar doğru?

distopik gelecek kurgularının aslında bir histen ibaret olduğunu düşünüyorum. yaşanılan zaman dilimi içinde bir şeylerin ters gittiğini hisseden hayalperestlerin, daha ne kadar ters gidebilir sorusuna aradıkları bir yanıt olduğuna inanıyorum. bu yüzden her distopya aslında büyük ölçüde de içinde var olduğumuz durumun bir tasviri olabilir.

son birkaç yıldır, gelecekte yok olacak mesleklerle ilgili mütemadiyen haberler çıkıyor. buna mukabil geleceğin meslekleri de ele alınıyor fakat yok olan meslek sahiplerinin, oluşacak gelecek meslek erbablarından daha fazla olacağı, haber içeriklerine bile bakınca bir gerçeklik olarak önümüzde duruyor.

gelecekte yok olacak ve halihazırda zaten yok olmuş olan meslekler, yani mesleklerimizi elimizden çalanlarsa robotlar, yazılımlar.


mesela teknik muhabirlik. atıyorum oscar gecesinde yaşananlar. aynı gün açıklanan bir takım ekonomik veriler ve birkaç politikacının açıklamaları. bunların hepsi birkaç muhabir yerine bir yazılımla tek bir üslupla, yazım yanlışı olmadan, herhangi atlanmış bir veri olmadan üretilebilir hale gelecek. geldi kısmen.

ya da çevirmenlik. google translate’in inanılmaz çevirisini daha yeni konuşmadık mı? ted ed’in youtube kanalında inanılmaz işler var. bazıları ağır geliyor. açıyorum otomatik altyazıyı, öyle bir otomatik türkçe çeviri yapıyor ki, benim diyen çevirmen o altyazıyı çevirip, video’ya yerleştirmek için bir güne yakın zaman harcar. yazılım ise anında yapıyor.

ya da internet bankacılığı. bankadaki elemana ihtiyacımız her geçen gün azalıyor mesela.

ya da internetten alışveriş. 


ya da geriye gidelim. mesela uçaklar önceden, pilot, yardımcı pilot ve uçuş mühendisi tarafından uçurulurken, gelişen bilgisayar sistemleriyle uçuş mühendisliği diye bir meslek tarih oldu. yapacak iş bulmuşlardır ama bazı insanlar işsiz kalmıştır bu daralmayla.

bakın saydıklarım henüz sadece, üretilmiş ürünlerin ara elemanları. bir de işin üretim boyutu var.

işin üretim boyutuna gelince metropolis’in önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. henüz 1927’de, süregelen endüstrileşme ve makineleşmenin dünyayı sürükleyeceği yeri görüp, yaklaşık bir asır önce bunu kurgulaştırmak inanılmaz bir dehadır. bu kadar nokta atışı gözlem yapabilen ve hayal kurabilen birkaç insan var sanırım son asırda. biri de george orwell.

yani aslında halihazırda robotlar dünyamızı ele geçirmeye başlamış. bizim yaptığımız birçok işi onlar yapıyor. biz işsiz kalıyoruz. aç kalıyoruz ve kontrolsüzce ürüyoruz. nasıl tüketeceğimizi bilmediğimiz şekilde fazla ve gereksiz üretiyoruz. bu üretimleri tüketmek ve kendimizi meşgul etmek için son bir asırda iki kez dünya çapında savaştık, kendimize ve ürettiklerimize kıydık ama yetmedi. çünkü üremeye ve üretmeye devam ettik. şu anda dünyanın kaynakları, insan popülasyonunu doyurmaya yetmiyor. insan bir virüs gibi yayılmaya devam ediyor. çok fazla sayıda işsiz var ve sayıları her geçen gün artacak çünkü dünyayı robotlar ve aslında onlara sahip olan zümre yönetecek. işsizlerin ve dolayısıyla açların sayısı arttıkça artacak. bu duruma son vermenin yolu ya aç insanların birbirini öldürmesinden, ya savaşlarla toplu insan kıyımından (sadece suriye’de son birkaç senede 500 binden fazla insanın öldüğünü hatırlatırım), ya da bir salgınla, hastalıkla toplu insan itlafından geçecektir ve dahi geçiyordur.


şunu anlayalım: terminatör’deki gibi robotlar çıkıp bize saldırmayabilir, hatta bence saldırmayacaktır. fakat terminatör evrenindeki dünyayı biz yaklaşık yirmi senedir yaşıyoruz. 

robotlar, onların sahibi insanlar tarafından dünyayı ele geçirdi ve yavaş yavaş ilerliyor. öyle topluca bir savaş da yaşamayabiliriz çünkü o savaş zaten yaklaşık on senedir devam ediyor ve milyarlarca insan ölene kadar devam edecek ama hiroşima’daki gibi bir kalemde yüz binlerce insan ölmeyeceği ve bir gün elli, bir gün yüz, bir gün yetmiş beş insan öleceği için farkına bile varamayacağız.

o yüzden bir gün bir robot sizi öldürmek için saldırırsa ona nasıl karşılık vereceğinizi hayal etmeyin. şu anda robot size saldırıyor, işinizi alıyor, halihazırdaki mesleklerin yüzde 90’ından fazlası bir anlam ifade etmeyecek. en iyi savunma öncelikli ihtiyaçları giderebilmek adına öğrenilenlerdir. bunlar nedir? tarım. nasıl doyabileceğini bilmen gerek. barınma. en azından basit bir bir kulübe yapabilmelisin. çünkü robotlar saldırmasa da biz, birbirimize gireceğiz. başka yolu yok. böyle güzel güzel mesajlar vermek isterdim, insan insan olsun gerisi yalan, hep beraber barış içinde yaşayabiliriz, demek isterdim. ama bu kadar insan barış içinde yaşayamaz. nüfus çok fazla, kıyım yaşanacak. mesela bir salgını muhakkak göreceğiz. ebola gibi değil, daha basit, önemsiz gibi, peyderpey öldüren, mesela kanser gibi. artık kanıksadığımız bir hastalık.

ABD'de, Siber Zorbalık İçin İlk Eyalet Yasasının Oluşturulmasına Sebep Veren Ölüm: Megan Meier