Günlük Hayatın Keşmekeşinden Uzaklaşıldığında Sığınılabilecek En İyi Liman: Günlük Tutmak
Dünya edebiyatının dev isimleri bile günlük tutmanın ne denli incelikli bir alışkanlık olduğunu kanıtlayacak ifadelerde bulunduklarına göre bir bildikleri olmalı.
Günlük Hayatın Keşmekeşinden Uzaklaşıldığında Sığınılabilecek En İyi Liman: Günlük Tutmak
iStock


bilmiyorum, yıllardır tutkunu olmamdan mıdır nedir, bir yeni yetme genç kız faaliyeti olarak algılandığında sahiden içerlediğim ve yerine göre tuhaf bir alınganlık bile sergilediğim bir alışkanlıktır bu, günlük tutmak dedikleri.

en çok da babama bozuluyorum herhalde; odamın kapısından kafasını uzatıp “yine mi güncük yazıyorsun julicik?” deyip bana da günlüğe de küçültme eki taktığında. “güncük” de neyin nesi allah aşkına? küçük julyet’in küçük günü mü?

ben, “julicik”, korkarım; utanmadan bir de “güncük” tutmanın büyük faydaları olduğuna inananlardanım. yazarların, hele de sahiden sevdiğim kimi yazarların günlüklerini okumaya ise sapkınlık derecesinde meraklıyım.

franz kafka, bizzat kendi günlüğüne 23 aralık 1911 tarihinde şöyle yazmış

“günlük tutmanın sağladığı bir avantaj, insanı aralıksız yenilgiye uğratan değişimlerin yatıştırıcı bir açıklıkla bilincine varmaktır. genel olarak da inanılır bu değişimlere, sezilir ve varlıkları itiraf edilir, ama böyle bir itirafla umut ve huzura kavuşmak söz konusu oldu mu, bilmeden yadsınırlar hep. günlük, bugün bize katlanılmaz görünen durumlarda bile yaşandığının, çevreye göz gezdirildiğinin ve gözlemlerin kayda geçirildiğinin yani bu sağ elin bir vakit şimdiki gibi kullanıldığının belgelerini taşır kendinde.”

sahiden de günlük çok zaman, o zor günlerde ölmediğimiz gibi bugün de yaşıyor olduğumuzun belgesidir ve o belge bizi hayata karşı güçlü kılar her kendisine göz gezdirişimizde. bir defteri, günlük tutarak bitirdikten ve utanmadan içeriğini satır satır çalıştıktan sonra dönüp ilk sayfasına 21.09.2001 tarihinde, aynen şöyle yazmışım: 

“hayatımın en zor iki yılını içerir defterdir. ve bu kız bu iki yılı alnının akı ile kapamıştır.”

bu yılın sonunda benzer bir tüm defterle hesaplaşma bekliyor beni, alnımın ne derece ak olacağından emin değilim, gri bir alından söz etmek tuhaf kaçsa da son yılların özeti o kadar parlak olacağa benzemiyor, ufukta çok zorlu bir hesaplaşma görünüyor.


pythagoras , akşamları uyumadan önce o gün neler yapıldığının gözden geçirilmesini salık verirmiş. italyan şarkıcı franco battiato ki, şarkıcı olduğu kadar da filozoftur bana kalırsa, “il cammino interminabile” adlı şarkısında “se voi sapere come sarai domani osserva i tuoi pensieri di oggi” diyor. yani: “eğer yarın nasıl olacağını merak ediyorsan bugünkü düşüncelerini gözle.”

schopenhauer ise şöyle diyor

“kusursuz bir ağırbaşlılık içinde yaşamak ve kendi deneyiminden, bu deneyimin içerdiği tüm dersleri çıkarmak için sık sık durup düşünmek ve yaşanılanları, yapılanları ve deneyimlenenleri ve bu arada duyumsananları yeniden gözden geçirmek, eski yargılarını şimdikiyle, tasarı ve çabalarını bunların başarısıyla ve doyurulmasıyla karşılaştırmak gerekir. bu, deneyimin herkese okuduğu metnin yinelenmesidir. insanın kendi deneyimi de bir metin olarak görülebilir; üzerinde düşünmek ve bilgiler de bu metnin yorumudur.”

ben ne kadar yaşamıma geçiriyorum bunu bilmiyorum ama; günlük tutmanın herhalde en büyük faydası insana bu çeşit bir ağırbaşlılık kazandırması.zira günlükler, deneyimin gözünü çıkardığımız ve ne zaman bir deneyimden yeniden yararlanmak istesek dönüp tekrar okuyabildiğimiz kendi yaşam kitaplarımız aslında. kendi yaşamlarımızın eleştirisi bir anlamda. yaşamdan damıttıklarımızın, bizzat deneyimleyerek öğrendiğimiz çok kıymetli a posteriori bilgilerimizin yazılı mekanı.


günlükler, çok zaman insanın kendi yaşamını düzene sokmak ve karakterini güçlendirmek için kurallar belirlediği, o kuralların uygulanmasını ve meyvelerini denetleyebildiği defterler aynı zamanda. tolstoy'un günlüklerinde yaşamının her alanı ile ilgili kurallar belirlemeye ve günlük aracılığı ile iradesini güçlendirmeye çok samimi bir biçimde uğraştığını görüyoruz. 1847 yılından başlayarak tuttuğu bu defterler, hayatını düzene sokmak isteyen okur için de bulunmaz bir nimet, eşsiz bir rehber niteliğinde.

günlüğün aynı zamanda bir sığınak rolü oynadığı da bilinir tutkunları tarafından. yani en zor ve yalnız günlerde o hep oradadır. akşam elinizin üzerinde gezindiği, gece koynunuzda uyuttuğunuz bir garip dosttur işte.


andre gide 1918 yılı 10 temmuz’unda şöyle yazmış günlüğüne

“yeniden bir sağlık tedbiri olarak her gün, kendimi, buraya birkaç satır yazmaya zorlamalıyım.”

ve yine franz kafka, 16 aralık 1910 tarihinde

“günlüğü artık bırakmayacağım. sımsıkı tutunmam gerekiyor ona çünkü günlükten başka tutunacak bir şey yok” diyor günlüğünde.

tematik günlük yazmanın da mümkün olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde. alexandre kojeve ’nin “hegel felsefesine giriş” adlı kitabının önsözünde aynen şöyle yazılı: 

“rus asıllı fransız filozof alexadre kojeve (alexandr viladimiroviç kovejnikov) 1902’de moskova’da doğdu. 1968’de brüksel’de öldü. on dört yaşında bir felsefe günlüğü tutmaya başladı. bu günlük, tarihin trajik sonuna ilişkin bir görüşü dile getiren düşüncelerle doludur.”

şimdi elden gelir mi kojeve’nin o gencecik yaşında tuttuğu günlükleri merak etmemek ve o yaşta kendi tuttuğumuz günlüklerden utanmamak? benim on dört yaş “güncük”lerim de oldukça tematik görünüyor. tema: karşı sınıftaki yakışıklı!!!!!!! o yüzden bu defterler sahiden günlükten çok “güncük” niteliği taşıyor. belki de salt bu yüzden babama günlüklerime “güncük” diyor diye içerlemekten vazgeçmeliyim.


bir başka tematik sayılabilecek günlük de puşkin'in; gizli günce adı ile yayımlanan ve şairin birlikte olduğu kadınlarla ilgili deneyimlerini detaylı bir biçimde aktardığı günlüğü... buna da erotik günlük dersek yanlış olmaz sanırım.

tutana sağladığı faydaları bir yana; günlük tutmak sahiden de bazı insanların iyi ki de yapmış olduğudur. kafka’nın günlüğünün başımın ucundan ayrı olduğunu düşünemiyorum.o günlüklerden; en az kendi günlüklerimden aldığım kadar güç, kendi günlüklerimden asla almadığım kadar da büyük bir zevk alıyorum. hatta kısmetse koyup kafka’nın günlüklerini sırt çantama, alıp “güncük”ümü de yanıma prag’a gideyim diyorum, kafka’nın evini görmeye, ne hissettiğimi kendime yıllar sonra da hatırlanır kılmak için “güncük”üme geçmeye.

andre gide, kendi günlüğünde “ azar azar bir sağlık tedbiri gibi stendhal’ın günlüğünü okumaya devam ediyorum.” diyor.

okuyucu olarak, bir yazarın günlüğünü okuduğundan ve bunu bir sağlık tedbiri olarak algıladığından bahseden bir başka yazarın günlüğünü okumaktan ayrıca ve bambaşka hoşlanıyorum. kendimi rüyasında insan olduğunu gören kelebek gibi hissediyorum.