Günümüzün İnanç ve Din Anlayışını Kökünden Şekillendiren Sümer Geleneği ve Kültür Evrimi
Sümerler, medeniyetin beşiği olarak bilinen bir coğrafi bölge ve medeniyet bildiğiniz üzere. Semavî dinlerle sıklıkla ilişkilendirilen Sümer geleneğini Mezopotamya'nın kültür evrimiyle harmanlayarak anlatıyor Sözlük yazarı "komedist".
Günümüzün İnanç ve Din Anlayışını Kökünden Şekillendiren Sümer Geleneği ve Kültür Evrimi

dinler sümer geleneğinden çıkmıştır demek yanlıştır ancak orta doğu inanç sistemi ve kültürünü analiz edeceksek (bkz: semavi dinler), sümer toplumuna kadar gider. bunu anlamamız için sümer toplum yapısını bilmeliyiz. çünkü insanlık tarihindeki rolleri çok büyüktür. bugünkü bir çok olayla yakından-uzaktan ilişkilidir. iki konu başlığında bu durumu açıklayalım, genel din tarihi ve mezopotamya kültür evrimi.

1) din yapısı

insan'ın dünya üzerine olan etkisi üç büyük döneme ayrılıyor (bkz: alt paleolitik çağ), (bkz: orta paleolitik çağ), (bkz: üst paleolitik çağ). alt paleolitik dönemde insan somut teknoloji geliştirdi. maddesel yani mevcut taş, sopa, ateş gibi ilkel aletleri işledi. mağara gibi doğal sığınma alanlarını kullandılar. doğada bulunanı benimsedi. orta paleolitik dönem insanın mevcut maddesel doğayı kullanımına ek olarak soyut kavramlar geliştirdiği dönemdir. düşünmeye başlayıp doğayı maddesel düşünce dışında irrasyonel terimlerle yorumlamaya başlamışlardır. doğayı hayal kavramlarıyla yorumlamışlardır.

bu dönem önemli çünkü en eski soyut inanç davranışları bu döneme denk geliyor. ölüleri gömmek ve bir merasim düzenlemek 300.000 yıl önce insanların yaptığı en eski kültürel sosyal davranıştı. ayrıca toplum ilk kez bir soyut kavramı paylaşıyordu. ölmeye ve ölülere anlam yükleniyordu.

50.000 ile 10.000 yıl öncesini içeren üst paleolitik çağ ise, soyut olarak sanat, heykel, destan, mitoloji gibi kavramların ortaya çıktığı, insanın içersindeki ifade güdüsünün tamamen ortaya çıktığı ve bu kavramlar ile nesiller arasında ilk ilişki kurulan dönemdir. bu dönemde insanlar mağaralara resimler çizmiş,

heykeller yapmış (bkz: venus of hohlefels), (bkz: aslan adam), (bkz: willendorf venüsü)

el castillo mağarası


chauvet mağarası


bu heykel ve çizimlere bakarsak toplumda seksüelite, cinsel statü belki aşk ve aile kavramları işlenmiş. mağaralardaki resimler ile bir hikaye yaratılmış. sonra gelen nesiller bunları yorumlamış. resimde neyin anlatıldığı, ne olduğu gibi. buna dair toplumda bunların kabul görüldüğü insan-üstü vasıflar yüklenmiştir. bu, (bkz: mitoloji)'nin kaynağıydı.

birisi mağara duvarlarına figürler çizebilirdi. bu figürler kalıcı olarak o toplumda nesillerden, nesillere aktarılacaktı. ancak yüzyıllar sonra gelen kişiler o mağara resminin nasıl oluştuğunu bilmiyordu. bunu açıklamak için bu mistik konuyla ilgilenen toplumsal meslek ortaya çıkmıştı(bkz: şamanizm). şamanlar geçmiş ile geçmişe ait hikayeler ile toplum arasında bağ kuran, soyut kavramları üstlendiği için korkulan ve güvenilen saygı duyulan sosyal sınıftı. yani ilk (bkz: ruhban sınıf). bu mağara figürleri gibi eserlerin yorumu ve anlatımı tüm toplumu bir araya getiren bir bütünleştirici etkiye sebep oluyordu. kültür ve sonrasında, (bkz: din).

2) mezopotamya kültür evrimi

bu kültür evriminde en önemli etken tarım devrimi ve bunun sonucunda yerleşik hayata geçiş. burada; toplu yaşam'a geçişte önemli bir eşik (bkz: göbeklitepe). çünkü burada en eski megalith yani (bkz: tapınak) yer alıyor. monolith ise toplumların anlam yüklediği nesene, taş, ağaç. göbeklitepe'de mitoloji öyle bir tutmuş ki. ölü merasimi düzenleniyor. insanlar lahitlere dik olarak gömülüyor. onlar için ritüeller düzenleniyor. yerleşik hayata geçişte ve kültür kökleşmesinde önemli bir yer tutuyor göbeklitepe.

insan sümerlerden de önce dünyada dolaşıyordu. çok eski zamanlara kadar insanın dünya üzerinde bir etkisi vardı. ancak (bkz: sümerler) tüm dünyanın akışını değiştirecek bir devrim gerçekleştirdi: (bkz: tarım devrimi). mezopotamya da başlayan ilk zamanlarda bugünkü körfez araplarının bulunduğu hazar denizi'nin güney ve batısı. hititler zamanında ise bugünkü akdeniz kıyısı, kudüs kuzeyi ve kuzey ortadoğu akdeniz kıyıları.

sebebini anlamışsınızdır: (bkz: su). su sadece felsefeyi bahşetmiyor daha evvelinde insana yaşam veriyor. su ile ekin geliştirebilen insan göçebe yaşamdan çıkıp belirli bir lokasyonda yeni nesiller yetiştirebiliyor. sümer coğrafyasını özel kılan (bkz: dicle) ve (bkz: fırat) nehirlerine dikkatinizi çekmek isterim. ayrıca akdeniz'e.


peki niye?

insan buğday'yı ehileştiriyor çünkü. bu içilebilir ve kullanılabilir sulama kanalları buğday gelişimine, besin kültürüne sebep oluyor, tarım birden çok önemli hale geliyor. bu coğrafya (bkz: fertile crescent) vaad edilmiş toprak deniliyor. çünkü buğday demek bolluk demek, ticaret demek. semavi dinler özellikle yahudilerin "bahşedilmiş toprak" olarak dicle ile fırat'ı kendisine (bkz: aden) yani cennet olarak görmesinin ana nedeni de bu.

tarım'ın bu kadar önemli olduğu bir toplumdan ne beklersiniz? daha fazla bolluk. mahsül kaybının önlemi. semavi dinlerdeki eski peygamberlerin hepsinin hayvancılık ve tarım üzerine kurulu olmasına bakarak bu etkiyi halen görebilirsiniz. mahsül kaybının korkusu (bkz: kıyamet), (bkz: apocalypse). bu mahsül kaybını dizginlemek (bkz: eyüp peygamber), sabır öğretisi. semavi dinlerde (bkz: bereket) en önemli terimdi. bereket yani tarımsal ya da hayvansal bolluk "tanrı armağanı" olarak görülüyordu. tanrı'nın bu armağanını kazanmak için (bkz: ibadet) ortaya çıkıyordu. böylelikle tanrı'ya duyulacak sevgi ve saygı bereket olarak geri dönecekti.


sümerler'in ilk yazıyı geliştirmesi sabit bir alanda yaşamlarını sürdürmeleridir

çünkü yazı nesiller arasında ki en büyük iletişim kaynağıdır. sadece o günün insanlarıyla değil, gelecek nesillerle konuşmanızı da sağlar (bkz: yazı'nın icadı). nesiller arasındaki bu iletişim, yukardaki mitoloji ve inanç sisteminin kökleşmesine neden oldu. kökten inanç radikalleşti ve her nesil arasında çok önemli bir yer tuttu. o günlerde yaşadığınızı düşünün sadece bu pattern altında yaşıyorsunuz. ve siz bu mitolojiye çok daha sadık kalıyorsunuz. insanların sümer zamanında mitoloji'ye çok daha önem vermesi bereket kavramından ziyade coğrafi konum ile de açıklanabilir.

su yani deniz gibi önemli bir yerdesiniz. ilkel zamanlarda engin denizlere baktığınızda kendinize deniz'in ötesinde ne olduğunu sorarsınız. orasının çok daha bereketli olup olmadığını düşünürsünüz. (bkz: cennet) tasviri neden yoğun ağaçlar ve akar sular olarak tasvir ediliyor? çünkü ortadoğu'da su ve tarım çok önemliydi ve en mükemmel ütopya en bereketli olan yer olmalıydı. aynı etkiyi çok yoğun ağaçlık ve şelale bölgelerinde insanların "ağaç" figürüne ve doğaya tapıp doğaüstü görmesiyle de (kızılderili mitolojisi) açıklayabiliriz.

orta asya türk devletlerinin göçebe olması, bozkırda yaşaması yüzünden oba ve çadır yerleşkesinin gelişmesi, oba çadır'ın kadın figürüne önem vermesi, geçim kaynağının savaş ile kazanılmasından ötürü "yiğit savaşçı" figürünün türk geleneğinde önemli yeri olması. ilkel savaş teçhizatları ve oba etkisiyle at-avrat-silah üçlüsünün önemli bir yer tutması bu mitolojik etkilere örnek verilebilir.

sümer mitolojisinde yaradılış kaynağı "deniz" olarak görülür. suyun önemini hatırlayın. ardından "hava" elementi çünkü tufan gibi, kasırga gibi ya da yoğun yağmur gibi etkenlerde mahsül zarar görecekti. mahsül'ün devamı için sağlıklı hava koşulları gerekliydi. bu yüzden su ve hava dengesi sümer mitolojisine doğrudan etki etmiştir (bkz: büyük tufan). destan bu yüzden önemliydi böyle bir felaket tüm şehri yok edebilirdi. mezopotamya topluluklarının liman ve gemicilik olarak durumunu bilmiyorum ancak deniz'i kutsallaştıran, hava mitine önem veren bir toplumun gözünde kıyamet faktörünün "su ve hava'nın şeytani etkisi" olarak yorumlanması olası. bu kıyametten kaçışında denizleri aşan bir kahramanla gerçekleşeceğini düşünmek sanırım abes olmaz. nuh peygamber'in destanı bu şekilde yazılmış olabilir. nuh peygamber en kadim peygamberlerden biri çünkü.

Sümer'lerin hüküm sürdüğü coğrafya.

semavi dinlerde mısır'ın büyük önemi var

çünkü mısır da bir tarım toplumu, mezopotamya ile her zaman iç içe olmalı bir ilişki geliştirmiştir kesin. nihayetinde sümer'in; devamında, hitit, akad ve babiller'in mısır ile etkileşimleri ile semavi dinler'in mısır destanlarını kullanmaları olası. çünkü peygamberler'in bir çoğu mısır ile ilişkili. bu politik belki ekonomik ilişki sonunda semavi kültürünü etkilemiştir: (bkz: yusuf peygamber), (bkz: ibrahim peygamber), (bkz: yakup peygamber), ibrahim peygamber'in karun firavunuyla girdiği çetin mücadele.

not: bu kısımda semavi dinler'in tarihini de anlatmıştım ancak yazıyı akıl almaz uzattı.sümer mitolojisinin ve insanın dine tarihi yaklaşımını silmiyor, semavi dinler kısmını siliyorum ancak semavi dinler kısmıyla şöyle bir özet bırakayım.sami dillerin geçmişi fenikeler'e dayanıyor. mısır'in (bkz: judaism) yani yahudilikte çok büyük önemi var. gelen peygamberler'in bir çoğu mısır kültürü üzerine kurulu. semavi din'in başlangıç etkisini mısır'dan göç eden musa kabilesi ile ilişkilendirdik. antik bir çağda arabistan ile mısır'ı kızıl nehir ortadan ikiye ayırdığı için: bu nehrin aşılmış olması bir destan yaratmış olabilir dedik. göç sebeplerine mısır'ın politik yapısı olduğunu, kendisini tanrı azleden bir firavunun halkını baskılaması ile, otorite karşıtı bir hareket ile çok-tanrılı mısır'ı musa ve kabilesi "tek tanrıcılık" geliştirerek protest etmiş olabilir dedik. çünkü yarı-tanrı bir insan figürünün tanrı algısını insanların reddedip tanrıyı "görülmeyen her şeye hükmeden bir güç" olarak değerlendirdiğini, bunun temelinin "firavun" statüsünden etkilenmelerinden geldiğini söyledik. sonuç olarak bu politik başarıyı elde eden yahudi kavmi. mezopotamya, özellikle kudüs'e gelerek bir kültür yaratmış, bu kültür sümer mitolojisi ile harmanlanarak bir mitoloji ortaya çıkmıştır.

yahudilik sonrasında bu görüşün, roma işgaline karşı hristiyanlığın, arabistan'daki çok-tanrıcılığın tekrar oraya çıkmasıyla, gelenekselci bir protest açısıyla yine islam olarak tekrar revize edildiğini söyledik. roma hegamonyasını hristiyanlık çatlatmış hatta roma bunu benimsemiş ve kendi latince diliyle hristiyanlığın resmi yapısını ele geçirip dünyaya aşılamış. islam osmanlı kültürünü etkileyip arapça dili deformasyona uğrasa da semavi dinler aynı geleneği devam ettirmiş dedik.

buna en güzel örnek dil'in toplumları birbirine bağlayan en büyük güç olduğunu gösterdik ve binlerce sene geçse bile bu kültür'ün dilde yaşadığını. latince'nin aramice'yi baskılasa da aramice'nin süryanice'olarak devam ettiğini yazdık. arapça, ibranice, süryanice zaten aynı dil ailesine mensup olduğu için kültür ve inanç tamamen örtüşüyordu. buna sami dilini analiz ederek bakabiliriz.

(bkz: ibranice): alef, bet, gimel, dalet, hev, vav, zayın, het, tet, yud, kaf, mem, nun, tsadik, sameh, ayin, reş, şin, tav, lamed

(bkz: süryanice): alaf, bet, gamal, dalat, he, vav, zain, het, tet, yod, kaf, mim, nun, tsadek, semkhad, res, sin, tav, lamad

(bkz: arapça): elif ,be, cim, dal-zel, hav, vav, he, dat, ayn-gayn, kaf-kef, mim-nu-t-zı, sin-şin, vav, lam

bazı ufak farklılıklar var. birisinde olan diğerinde olmuyor. özellikle arapça telaffuzda ibranice ve süryanice alfabeyi ikiye bölmüş. temel aynı. nasıl ki aramice, latince deformasyonuna uğradıysa roma imparatorluğu yüzünden, arapça da osmanlı döneminde sami karakterini bir nebze yitirmiş olabilir.

sonuç olarak

mısır'dan çıkan alt-etnik olan israiloğulları'nın mezopotamya ile tanışarak sümer mitolojisi ardıllarının, mısır ardılı bu kültürün harmanlanmasıyla bugünkü "hakim din" sınıfının ortaya çıktığını söyledik. bunda roma ve osmanlı imparatorluğunun etkileri de büyük tabi.