Harika Şarkılarına Rağmen Değeri Bilinmeyen, Çok Fazla Kişinin Keşfetmediği Gruplar
Müzikte imkânlar arttıkça dinlenebilecek albümler de artıyor ve belki de bu hengâme yüzünden bazı grup ya da müzisyenler hak ettikleri kadar geniş kitlelere ulaşamıyorlar. Bakalım bu en fazla değeri bilinemeyen, bir diğer deyişle en "underrated" gruplar hangileriymiş.

Camel

bilgisayarın icadından bu yana, müzik dinlerken beni masanın başından kaldırıp yatağıma yatıran, uykuya dalarken kulağıma ninni söyleyen tek grup.

Porcupine Tree

porcupine tree yakın zaman içerisinde keşfettiğim bir gruptur. keşfedişimin özel hikayesinin de etkisiyle benim için çok önemli bir grup oluvermiştir kısa zamanda. tüm albümlerinin birbirinden güzel ve farklı şeyler içerdiğini düşünmekteyim (dinlediğim kadarıyla). progressive rock olup olmaması ya da belli bir kategoriye girip girmemeleri pek de muhim değil. yaptıkları muzik benim için sadece güzel ve iyi.. her dinleyişimde bana sonsuz keyif vermeleri benim için fazlasıyla yeterli...

Helldorado

türkiye'de sadece bir şarkısı biliniyor, o da milli takıma yapılan euro 2008 şarkısının aslı olan a drinking song.

norveçli muazzam bir grup ve spotify'da şarkıları en fazla 10.000 - 15.000 civarları dinleniyor drinking song hariç. bütün albümleri şarkıları va spotify üzerinden dinlenebiliyor. şarkılarında, melodilerden çok sözleri on plana çıkıyor. her şarkısı farklı hikayeler barındırıyor içinde.

The Tea Party

kesinlikle şimdiye kadar dinlediğim en underrated gruptur. çok özgün bir müzik yaparlar neredeyse hiç kötü şarkıları yoktur. aşk acısı çekerken, mutlu olduğum zamanlarda, sinirliyken hep bir the tea party şarkısı vardır listemde, benim için vazgeçilmezdir. bazı gruplar için, bir taraftan herkesin bu güzelliği tatmasını istersiniz fakat bir taraftan da yok ya sadece bana özel olsun dersiniz ya, başkalarının kulaklarını kıskanırsınız hani, işte bu grup onlardandır.

Creedence Clearwater Revival

hard tarzı soft temalarla harmanlama konusunda eşi benzeri olmayan efsanevi müzik grubu. dinlerken hem coşturan hem de dinlendiren who'll stop the rain, have you ever seen the rain, fortunate son, proud mary gibi birbirinden güzel şarkılar yazmış ve icra etmişlerdir. dinleyiniz, dinletiniz efendim. ne varsa eskilerde var.

Young the Giant

ruha dokunan, huzurlu olduğu kadar hüzünlü, insanı istediği tüm duygulara koşturan harika müzikler yapan grup.

öyle ki artık için bunalır kaçmak istersin, tüm bu sıkıntılardan, kandan, vahşetten, gündemden... birdenbire kendini deniz kenarında, gün batımında sahilde yürürken hayal edersin. ordan yağmurlu bir güne koşarsın, sağanak yağışın içine işlemesine izin verir toprak kokusunu çekersin burnuna... gece oluverir, birden yalnızlaşır hüzünlenirsin, ağlayasın gelir... sonra bakmışsın, özgecan aslan'ın ve yok yere ölen bütün kadınların mezarında ağlıyorsun. bu grup tüm bu duygu silsilesini yaşatır insana.

Beach House

öyle böyle değil, çok iyiler. her türlü duygu halin için şarkıları var. mutluluk, salakça mutluluk, üzüntü, büyük üzüntü, arafta kalmışlık, üşengeçlik, aşık olmayı ummak, her hangi bir şeyi ummak, boşlukta olmayı sevmek, düşünmemeyi sevmek, uzaya çıkmayı istemek, güzel bir şey merak etmek, öğrenmeyi merak etmek, bir şey becerebildikten sonraki hissedilen şey ve daha nice duygu...

tek isteğim, 'bir grup keşfettim abi, müthişler' diyerek şu güzel insanları popülerleştirmeyin lütfen. kendinize saklayın bu sefer. bak o zaman daha güzel olacak. vallahi bak. yaklaşık olarak 2 yahut 3 yıldır dinliyorum şu güzel insanları, 2 kişiyle paylaştım sadece. sınırımız bu olmalı. take care of yourself o zaman hepinize.

Savatage

insanların içlerinde gizledikleri, kalplerinin en ücra köşelerinde hapsettikleri, anlatmaya güçlerinin veya cesaretlerinin kafi gelmediği tüm duyguları, düşünceleri, sevinçleri, nefretleri, aşkları, savaşları, haykırışları, güzellik ve çirkinlikleri, en saf haliyle gün ışığına çıkaran, en görkemli şekilde süsleyip en can alıcı şekilde notalara ve kelimelere döken, insana semanın güzelliğini yaşatan fakat, aynı zamanda magmayı da tattıran, aslında sanatına tanıklık etmemiş birisine kendisini anlatmanın, bir şahsa, gidilen bir resim sergisindeki resimlerin güzelliklerini anlatmaktan farksız olduğu emsalsiz heavy metal topluluğu.

Noah Gundersen

şu hissi bilir misiniz?

hani bir şarkı vardır. o şarkı ilk dinlediğiniz anda bir bağla bağlanırsınız ona. sanatçının sesi, müziğin ritmi, melodisi vs. herhangi bir şekilde şarkı içine çekmiştir seni. belli bir süre sonrasında öyle bir his gelir ki şarkıya adeta bağlanmışsınızdır. sanki onunla büyümüş ve hep sizinle imiş hissi verir. hiç bir şey dinlemek istemediğinizde bile gider onu açarsınız. arkadaşlara bir şarkı dinletmek istediğinizde aklınıza o şarkı gelir.

işte bu adamın bütün şarkılarında bunu hissedebilirsiniz!

ne güzel bir ses değil mi ama...

Foals

kendi sınıflandırmamda alternatif rock-elektronik pop arası bir tarzda müzik yapan efsanevi grup. yaptıkları müzik zaman zaman çok sert olabiliyorken, bazen de üçüncü sınıf bir amerikan gençlik dizisindeki partilere fon olabilecek düzeyde takılıyor. örneğin son albümleri olan holy fire'da bu tarzdan iyiden iyiye uzaklaştığını görüyoruz, grup kendini mi buldu, yoksa partilere geri dönecek mi bilmiyorum. benim ilgilendiğim, (her ne kadar iki tip şarkısı var demek yanlış olsa da) bu tarzlarının dışında iyiden iyiye soyut bir taraflarının da oluşu. kulağınıza hafif post rock esintileri geliyor ama değil, bambaşka bir şey. 2 trees ve black gold şarkıları dinlenirse ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. "sizi bulunduğunuz zaman ve mekandan uzaklaştıran, alternatif hayatlarda yolculuğa çıkaran her türlü ses." müziğin tanımını bu şekilde kabul edenler için (ben) grubun bu tarz şarkıları görevini tam anlamıyla yerine getiriyor çünkü.

My Morning Jacket

louisville'li bir grup. lider jim james hem solist hem de şarkıları yazıyor. 1999'da çıkan ilk albümleri tennessee fire'dan the bear isimli şarkı baştacı... 2001 yılında çıkan at dawn'dan da bir şarkı öneriyorum. if it smashes down. plak şirketleri darla. 2002'de "songs: ohia" ile bir küçük ortak albüm yaptılar, hatta will oldham da bazı şarkılarda back vokaldi. bu grubun ismini daha çok duyarız gibime geliyor.

Wild Beasts

muhtemelen 2008'e çakılmış en şık son gol olacak "limbo, panto" adlı albümün yaratıcısı grup. şarkıcıları hayden thorpe'un sesi bencileyin işkilli dinleyicilerde bile eddie vedder, thom yorke türevlerinden sonra sıra küçük antonylerle mi muhatap bırakılmaya geldi diye düşündürtmeyecek derecede güzel (kelimenin tam da bildiğimiz anlamıyla "güzel" ) ve etkileyici. kurcalanmamış bir zerafet ve sterilizasyona tabi tutulmamış bir hamlığın damardan ama dozunda bir pop yaratacak biçimde birleşimi, hissettirdiği herşey bir yana, prodüksiyon dersi verir nitelikte. muhtemelen çin'in gizemine vakıf olmaya soyunmuş hijyenik beverly hills rockçılarına ve onların takipçilerine bir anlam ifade etmeyecek.

Sharon Van Etten

lana del ray'de eksik olan ve bu eksik nedeniyle kendisine bir projeymiş imajı veren o çiğ duruşa sahip kadın.

şu kayıt bu durumu harika özetliyor: eski usül, yarı amatör bir sahne, minimal ekipman -ancak- elle tutulurcasına belirgin bir ruh. harika.

Echo & The Bunnymen

bir şarkıya ya da albüme dinlediğim an vurulduğum an çok nadirdir, ama yakaladığım anları da kaçırmayı istemem. bu yüzden aslında kimseyi ilgilendirmeyen gayet gereksiz bir anekdotu anlatmadan edemeyeceğim tam bu noktada. brüksel'de ikinci el kitap, cd satan pele-mele adlı yerdedir bu cool insanlarla tanışmam. gereksiz cd'lere bakarken birden çalmaya başlayan müziği duyunca birden bir aydınlanma, bir sarsılma ve hatta bir euphoria yaşamış, sonunda çekingenliği öbür tarafıma alıp kasadaki hoş insana yaklaşabilmiş, "bu çalan nedir?" diye sorabilmişimdir ve yanıt olarak kulağa hiç yabancı gelmeyen bu ismi almışımdır. işte yıllardır keşfetmeyi ertelediğim, tam hayalini kurduğum müziği benim yerime yapan bu grupla yollarımız böyle kesişmiştir. peki cd'yi aldım mı? hayır, ne yazık ki sonic youth cdlerine çok fazla para harcamış olduğum için alamamışımdır, kasadaki hoş insana mahçup olmuşumdur, bu eksikliğimi zihni productions'dan gidermişimdir.

Gevende

türkiye'nin en güzel grubu kişiye göre değişebilir belki ama türkiye'de müzik yapan bir avuç insandan bir kaçının büyük şans eseri 4 tanesi bu grupta toplanmış. o yüzden türkiye'nin en şanslı bir kaç grubundan biridir.

bu adamlar kayıtlarını alıp john zorn'a gitseler. john zorn bunlara da bi book of angels yaptırtmazsa ne olayım. aha yazıyorum buraya. secret chiefs 3'ten, koby israelite'ten ne eksiği var bu grubun? sorarım size ne eksiği var?

Sharon Jones and the Dap Kings

sharon jones, orta yaşlarında şöhreti yakalayan amerikalı funk/soul şarkıcısı. sharon jones and the dap kings'in vokali ve beyni. eskiden gardiyanlık yaparmış ny hapishanesinde...bence son dönemin en iyi funk/soul vokallerinden, oldschool... grubuyla beraber yaptığı what have you done for me lately, 100 days 100 nights gibi muhteşem parçaları mevcut...

DAHA FAZLA İÇERİK