Hayal Gücünü Özgür Bırakmanın Ne Denli Büyüleyici Bir Deneyim Olduğunu Gösteren Oyun: FRP
FRP, malzemesini çoğunlukla hayal gücü oluşturan bir masaüstü (board veya kağıt-kalem) oyununa verilen ad. İngilizce açılımı ise Fantasy Role Playing. Bu içerikte FRP'nin ne olup olmadığından değil, yıllarca bu oyunu oynamış birinin FRP hakkındaki düşüncelerinden bahsedeceğiz.
Hayal Gücünü Özgür Bırakmanın Ne Denli Büyüleyici Bir Deneyim Olduğunu Gösteren Oyun: FRP
Stranger Things - Netflix


eğer ki zihninizi ona adayabilir ve o varken kalan her şeyin etrafına kurşun duvarlar örebilirseniz fantastik rol yapmanın nelere kadir olduğunu anlarsınız. yıllardır gördüğünüz dostlarınızın tanıdık suratlarına baktığınızda her zaman gördüğünüz, öldürücü derecede sıradan ve bilindik bireyin yerine, yayını sessizce geren, maço tavırlarıyla göze batan orman elfini görüyorsanız bu deneyimi unutamazsınız. dört küsur gencin beton duvarlarla kaplı, malzemesinden çalınmış bir yapının, kötü oranlanmış bir odasında buluşması ve dışarıdaki hayatın tüm soğuk realist tacizlerini görmezden gelebilmeleri frp'nin inanılmaz marifetlerinden yalnızca biridir. sivilcelerin, kızların, 50 alınınca göbek atılan matematik sınavlarının giremediği, konaklanan handa yanan şöminenin sıcaklığının, kızarmış hormonsuz tavuğun ve ev yapımı biranın tadının sanki oradaymışçasına alındığı bir evrene hep birlikte geçiliyorsa, orada eşsiz bir deneyimin yaşandığını kabul etmek elzem olur.

ben ve kendim gibi sivilceli dostlarım 11-12 sene önce falan bulaştık bu oyuna. forgotten realms'i bilmez idik, ucundan dragonlance romanları okumuş idik. lakin yüzüklerin efendisi'ni okumuş ve etkilenmiştik, henüz çeviri çılgınlığı başlamamıştı. drizzt kim, elminster kim, strahd kim bilmiyorduk. yalnızca tolkien'i ve 15 yaşındaki bir ergen gibi davranan yarım ekmek arası elf olan tanis'i, laurana'yı, çok sinsi planları olan raistlin'i biliyorduk. mutlu çocuklar sayılırdık, sıradan ve çirkindik. okul pantolonlarımız ya dar ya da çok bol geliyordu. o dönemdeki en büyük şansımız bir bilgisayarımızın olmamasıydı. oyunları ancak eşin dostun evinde oynadığımızdan bir arayış halinde idik. bilgisayar oyunları -hayatımın yüzde 50'sine denk gelen bir fenamınoğn- zihni uyuşturur. oysa imkansızlık ve frp hayal gücünü şahlandırır. bizler de dibine kadar imkansızdık. ancak gözlerimizi kapatmanın ve kendimizi buradan çok uzaklardaki bir dünyada, çevikçe ok atıp kılıç sallayan veyahut büyülü sözcükleri haykırarak sağa sola ateş topları fırlatan biri gibi hissetmenin hazzını keşfetmiştik.

ilk oyunumuza başladığımızda ne ad&d biliyorduk ne de başka bir şey. zaten alayımızın matematiği kötüydü. tavla zarlarıyla ve dm'in insafına kalmış kurallarla oynadık. deli gibi eğlendik, akşam evlerimize döndüğümüzde ülkeler coğrafyası bile daha az tiksinti vericiydi. boş durmadık ve araştırdık, kural kitapları aldık, kıt ingilizcemizle nice romanlar okuduk. "thaco ney la" diyen çömezlerden roman karakterlerinin statlarını bilen oyunculara evrildik. d&d geliyormuş diye haber salındı, 3rd edition'ı övdük durduk. kurallara pek de uymuyorduk aslında. powerplay yapıyor, statları abartıyorduk.

özellikle de 2000 yazını unutamam. akdeniz ikliminin "yazlar sıcak ve kurak..." ifadesiyle tanımlanmasının hakkını verdiği bir yazdı. o yaz güneşe çıkmak check-up gibiydi. eğer kriz geçirip ölmediyseniz kalbinizde sorun yok demekti. dermatologlara zerre itimatı kalmayan bizler o sıcakta 1 saat yürüdük, yokuş çıktık. frp oynamak için, duvarları 5-6 saatliğine yıkmak ve ruhları özgür bırakmak için çile çektik. oyun arasında acıkır ve adana dürüm yemek isterdik. o kadar şaşkın ve toyduk ki telefonla sipariş diye bir şeyin olduğunu bilmiyorduk. aramızdan iki kişi kalkıp kebapçıya gider, siparişleri paketlettirip dönerdi. yorulmak umrumuzda değildi, terli ve sivilceli olmamızı da dert etmiyorduk. çok uzaklardaki bir dünyaya gittiğimizde geriye kalan hiçbir şey mühim değildi. orada sadece şerefsizliği meslek edinmiş halfling, onurlu ranger, sinsi büyücü vardı.

saatlerce oynuyor ve meraklı anneler onuncu kez telefon edince mecburen kalkıyorduk. telefon derken 3210'ların beğeniyle incelendiği zamanlar. bunu da araya sıkıştırmak istedim. saatlerce oynuyor, rol yapıyorduk. kendimizi hiç zorlamadık, hep orada gibi hissettik. dm rüzgar esiyor dediğinde üşüdük, karakterlerimizin hayallerini kurduk. balık alıp sattık, gizli ajanlığa soyunup her şeyi elimize yüzümüze bulaştırdık, muhtarın goblinler tarafından kaçırılan kızını bile şans eseri kurtardık. yeri geldi ve biz başlık parasını toplamak için maceraya atılan iki half-orc'u oynadık. 7 int'le hayatını idame ettiren bir canlının hislerine ortak olduk, düşünceleriyle empati kurmaya çalıştık.hepsi harikaydı. kendi somut anılarım kadar net hatırladığım nice anım var.

takip eden yıllarda grubumuz dağıldı ve bir daha asla toparlanamadı. hayatın somut kıskaçları hepimizin düşlerini kırptı geçti. ne zaman frp oynamak ümidiyle bir masaya otursam son ödeme tarihi geçen faturalar geldi aklıma. hayallerimde kaybolamaz hale geldim, içimdeki çocuğun helvasını sindireli çok seneler geçti. bazen durgunlaşıp maziye dalıyor ve geçmişte beni mutlu eden anları düşünüyorum. böyle zamanlarda aklıma solmuş tshirtümün içinde coşkuyla replikler uydurduğum frp seansları geliyor. zaman diyorum, uyuz diyorum, zaman ve ben oracıkta dursaydık diyorum. durmuyor.