İkili İlişkilerde Kadınları ya da Erkekleri "Anlamaya" Pek de İhtiyaç Olmadığına Dair Bir Yazı
Sevgiliyi veya hoşlanılan/dikkat çeken kişiyi anlamamaktan ya da onun bizi anlamamasından yakınmaya gerek yok. Sözlük yazarı "beautiful judgement"tan geliyor.
İkili İlişkilerde Kadınları ya da Erkekleri "Anlamaya" Pek de İhtiyaç Olmadığına Dair Bir Yazı
Blue Valentine (2010)


anlamak sevgiye ve aşka engeldir. anlamak gerekmez. birini anlamaya çalıştığınızda ilk olarak göreceğiniz şey kusurlarıdır. kusurları görmek ise sevgiyi azaltmakla kalmaz, aşkı da öldürür

bugün bisiklet sürerken gelecek ve şimdi üzerine düşündüm. bisiklet sürmeye erken çıktım; çünkü her günden farklı olarak bugün bir işim daha vardı. bisiklet yolunun bir kısmı bittiğinde ve ben bir köşeyi döndüğümde başka bir yolda olacağım. köşeyi görüyorum ve orası gelecek zaman. belki bir-iki dakika sonra; ama gelecek zaman. gözlerimi köşeye, yani gelecek zamana diktiğimde, bir-iki dakika yok olmuş demekti. benim durumum, şimdiyi atlayıp gelecek zamana düşmekti. arada, bir-iki dakikalık kayıp bir zaman ve o süre zarfında görüp düşüneceğim şeyler vardı. köşeye(geleceğe) odaklandığım için, köşeye odaklanmamış halim kayıp. bunu biliyordum. belki de başka ve daha güzel bir düşünce gelecekti aklıma, mesela parlak bir fikir ya da orijinal bir düşünce; oysa bu durumda düşünce ya da orijinal fikir de 'şimdi' yaşanamadığı için kayıp.


birini anlamak da buna benziyor. anlamaya çalışırken o kişi kayboluyor: karakter olarak, yapısal olarak, fiziken, aklen ve ruhen kayboluyor. şimdi düşünüyorum da anlamak yerine yaşamak gerekmez mi? bir kadın ya da bir erkek(ki kadınlara göre de erkekleri anlamak zordur) birbirini anlamaya çalışmak yerine birbirini yaşamış olsa, aynı zamanda anlamış da olmazlar mıydı? gelecek ve şimdiki zaman ilişkisi gibi. gözünü köşede başlayan geleceğe dikmişsin; o gelecek yakın gibi görünse de köşeye varana kadar mesela: yan tarafa konmuş bir kuşu, kenarda kuşa bakan kediyi, tekerleğin altından geçen yaprağı, bisikleti sarsan küçük bir taşı, o sıra yüzüne esen rüzgârı veya yüzüne değen güneşi kaçırıyorsun. gözün köşede(birini anlamak) ve gözün köşedeyken, köşeye odaklanmışken görüntüden kaçan çok şey(o insanın kendisi ve senin düşüncelerin) var ve sen o an, yaşadığın şimdi'de değil, gözünü dikip odaklandığın gelecekte'sin, hem de şimdiden. bu da her şimdi'yi kaçırdığın için işaretlediğin geleceğe ışınlanmak, birdenbire gelecekte olmak benzeri bir durum.

ışınladığın yere birdenbire gelmişsindir ve geldiğin yerde olanları anlaman zaten beklenemez; daha geldiğin yeri anlayamadan, çözemeden başka bir geleceğe atlayacaksın çünkü. anlamaya çalıştığın kişi, sen geleceğe ışınlanmışken yaşadıysa yaşadıkları ve onun yaşarken gördükleri veya senden bir şeyler öğrendiyse senden öğrendikleri ne olacak? o zaman kaybettiğin zaman var ve görünen o ki anlamaya çalıştığın kişi, geleceğe sağlıklı bir biçimde şimdiyi de yaşayarak gelmişken, sen şimdiyi yaşayamadan ışınlanma gibi geldin demektir. onun gördüklerini göremedin, yaşadıklarını yaşayamadın demektir bu. onunla 'şimdi'yi yaşamak yerine onu anlamaya çalıştığın için. 


bence birini anlamanın en iyi yolu o kişiyi yaşamaktır

birini anlamak, o insanın köşelerine, girintilerine ve çıkıntılarına(cinsel anlamdaki girintiler ve çıkıntılardan söz etmiyorum; meme-kalça demiyorum yani), sivriliklerine, keskinliklerine gözünü dikmek değil de düpedüz bütün o şeylere bakmadan, o kişiyi ve o kişiyle olan kendini yaşamaktır; çünkü tıpkı geleceğe odaklanmak gibi, bir insanı anlamak adına onun köşelerine odaklandığımızda, o sırada, biz görmeden geçip giden şeyleri de kaçırırdık. o kişiyi anlayacağımız ve kim bilir daha da seveceğimiz verileri de kaçırırdık. bizim kaçırdığımız verileri o da kaçırmış olurdu; çünkü biz şimdi'de onun yanında ve onunla yaşıyor değildik.

birini anlamaya çalışmak değil, yaşamak gerekir. bir anın içinde, an'ların, saatlerin, günlerin içinde. sonra bir de bakmışsın ki o kişiyi kendinden bile iyi anlayıp tanımışsın.

önemli olan sevmek ve seven insan hiçbir an'ı kaçırmak istemez. "bu nasıl biri?", "bu yaptığı ne anlama geliyor?" diye sormaz; çünkü o kişiyi anladığını, yaşadıkça da anlayacağını bilir.

bir de güvenmek ve konuşmak. birini anlamaya çalışırken konuşmak, sormak. konuşmak ve sormak ayıp değil. başını ellerinin arasına alıp hiçbir zaman gerçekten bulamayacağın cevapların peşine düşmektense sorarsın, konuşursun ve anlarsın. yalanlar? hayatta yalan var, evet; ama hâlâ dürüst insanlar var. kaldı ki harika sandığın insanların da kostümleri olabilir. ya anlamaya çalıştığın insan da seni anlayabilmek için hiç olmadığı birinin, hem de kötü bir kostümünü ustalıkla giyerse? kostümü nasıl ayırt edeceksin bir tenden? oysa bir insanı yaşayarak anladığında kostümünü de bilirsin, tenini de, yalanını da gerçeğini de. bunu bilecek kadar onu yaşamışsan eğer. 


kısaca kadın ya da erkek olsun, anlamaya çalışmak subjektif değerlendirmeler içinde kalır

olumsuzluklar-kusurlar ilk görünenler olur ve anlamaya odaklanıldığında o an, bir kez yaşansa anlamayı zaten sağlayacak asıl gerçekler ve yaşanması gerekenler gözden kaçar. doğrusu 'o an' diye de bir şey yoktur. kısaca birinin birini anlamaya çalışması bir kahinin ya da müneccimin, daha doğrusu geleceği bilmek için kendini zorlayan sahte falcıların tavrına benzer. anlamak konu olduğunda aşktan ya da sevgiden söz edilemez; çünkü anlamaya çalışırken, tıpkı gelecek için şimdiki zamanı kaçırmak gibi, aşk, sevgi, o insan da yaşanamaz.

tabi bu yazı da sevdiğimiz birini zaten anladığımız küçük detaylar, günlük sorunlar üzerine yazılmadı.

insanın şimdisi ve geleceği olduğu gibi geçmişi de vardır. birini anlamak isteyen insanın o kişiyi anlaması, sırf bizim olmadığımız geçmişini düşündüğümüzde, olanaksızdır; ama o kişiyi yaşarken geçmişi bilmek dahi olanaklıdır. sizinle olan şimdi'sine nasıl geldiğini de bilebilmek. geldiği yolu, kendin yürümüşsün gibi çizebilmek.

kısaca birini anlamanın bilinen tek yolu art niyetsiz olarak o insanı yaşamaktır. yaşarken de anlamak istediğimiz kişinin bize verdiklerine razı olmak, bu konuda ona güvenmektir. gerisi puzzle yapmak ya da keşfetmek. keşfetmek ise aşktır. yaşamadıkça okunan hiçbir kitap, gidilen hiçbir okul, bilinen hiçbir öğreti ya da tavsiye birini anlamaya yetmeyecektir.

anlamaya çalışma, yanında ol.