İlber Ortaylı'nın Türk İnsanının Evliliğe Dair Genel Bakış Açısını Anlattığı Anlar
CNN Türk'e konuk olan İlber Ortaylı'nın evlilik hakkındaki yorumları dikkate değer.

Sözlük yazarlarının yorumları da şöyle

izleyemeyenler için en önemli bulduğum sözleri buraya yazıyorum. ilber hocam büyüksün.

"bizim toplumumuzda insanlar birbirleriyle neyi paylaşacaklarını, birbirlerinden neyi ayıracaklarını bilmezler."

"bizim kadınlar ve erkekler mekanı paylaşmayı, hayatı paylaşmayı bilmiyorlar."

"kendi zamanıdır, insanın en kıymetli şeyi zamandır. para değildir, en kıymetli şeyi zamandır. çünkü hiçbir şekilde telafi edilemez, hiçbir şekilde yerine konamaz."

"türkler yalnız kalmayı bilmeyen ve öğrenememiş bir millettir. birbirlerinin devamlı tepesinde oturan, gargar eden bir milletin hiçbir şekilde yalnız kalıp tefekkürünü geliştirmesi (düşünme, düşünce dünyasında kalma), meditasyon dediğimiz şeyi yapması mümkün değildir. bunlar saçmalar sadece. bu tekniği öğrenmezsen böyle saçmasapan devamlı bir araya gelirsin, konuşursun kadın - erkek, aptal aptal dedikodular yaparsın."

adam diyor ki bizim toplumumuzda erkekler "özel hayat" kavramını suistimal ederler, karılarını evde bırakır giderler, aldatırlar. evde bırakılan, kendini oyalayacak işi gücü, aklını meşgul edecek bir fikri, meşgalesi olmayan kadınlar da dırdır ederler, adamı bezdirirler. ve hem kadınlara hem erkeklere genel bir eleştiri getiriyor ve diyor ki "türkler yalnız kalmayı, meditasyon yapmayı, tefekkürünü geliştirmeyi bilmez, dedikodu yapar, boş boş işlerle uğraşır." yani adam özetle diyor ki bu ülkenin insanları mıçmıç ilişkiler ve evlilikler yaşar, kendi iç dünyaları sığ olduğu için birbirinin tepesine biner, dedikodu eder, kadını da erkeği de yalnız kalmayı, kendini geliştirmeyi, birey olmayı bilmez, birbirine saygı duymaz, dolayısıyla bunların yapacağı evlilikten de bir halt olmaz, sadece zaman kaybıdır.

ben burada ne kadın düşmanlığı, ne evlilik karşıtlığı görebildim. eleştirinin gittiği yer belli, ve o eleştirilenler de muhtemelen bu videoyu izleyip, ana mesajı anlamayıp "ilber hoca da evlilik boş iş diyo yea" şeklinde konuşacaklar orda burda.

ilginç olmayan yorumdur.

kendini tanıyan, özel alana her daim ihtiyaç duyan insanlar için evlilik ciddi anlamda yaşam kalitesini düşüren bir oluşum. türk milleti olarak yaşadığımız ilişkileri sürekli yakınlık ve vıcık vıcık olmazsa yaşayamıyoruz. sevgililer sürekli birlikte gezmek zorunda, evliler sürekli aynı odada oturmak zorunda gibi bir yaşam biçimine sahibiz.

ama bireylerin gün içinde kendine harcaması gereken zamanı olmalı. insanların ilişkilerini sağlıklı yürütebilmek için muhtaç olduğu bir yalnızlık gereksinimi var. inanın sevgiliniz günde 1-2 saati kendine harcıyor diye sizi daha az sevmiyor. eşiniz odada 1 saat kitap okudu diye sizden soğumuş değil.

evlilik veya ilişki sürekli bir yapışıklık bağı değildir. hayatı birlikte kaliteli yaşamaktır. hocanın bahsettiği de bu kaliteli yaşam anlayışının toplum tarafından hala algılanamamış olması. ilginç bir durum yok ortada. gerçek bu.

türklerin yalnız kalamaması hakkında söyledikler çok doğru. ekşi sözlük'te bile yalnızlık kötü bir şeymiş gibi lanse ediliyor.

adam ilber ortaylı amk! ilber ortaylı lan!

nefes aldığımız gün kadar çalışması olan bir adam. haliyle hocanın zaman kullanımının bizimki gibi olmaması da gayet doğal. o adamla kendi hayatımızı bir tutmasak mı acaba?

aramızda 50'ye yakın kitabı ve uluslararası arenada akademik başarıları olanları tenzih ediyorum. 

çok doğru bir tespit. bizim toplumumuzda evlilik, hayatın her alanında birlikte olmak, her şeyi beraber yapmak olarak algılanıyor. insanlar birbirine mesafe ve alan bırakmıyor. dolayısıyla bir süre sonra paylaşılabilecek herhangi bir şey kalmıyor.

halil cibran'ın bununla ilgili sevdiğim çok güzel bir şiiri var, evlilik üstüne

siz birliktelik için doğmuşsunuz. ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız.

allah'ın sessiz tanıklığında bile beraber olacaksınız.

ama birlikteliğinizde mesafeler bırakın;

bırakın ki, cennetin rüzgarları aranızda dans edebilsin...

birbirinizi sevin ama, aşk tutsaklığı istemeyin..

bırakın aşk, ruhunuzun kıyılarına vuran dalgalar gibi olsun...

birbirinizin bardağını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin;

ekmeğinizden verin birbirinize ama aynı somundan ısırmayın...

birlikte şarkı söyleyin; lakin birbirinizi yalnız bırakmayı da bilin.

sazın telleri de yalnızdır ve armoni içinde ayni melodiyi seslendirir...

birbirinize kalbinizi verin ama karşılıklı kilitleyip saklamak için değil!

sadece hayatin eli o kalbi saklar!

birlikte durun, ama yapışmayın; tapınakların sütunları da bitişik değildir!

ve unutmayın;

meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler...

şirketin düzenlediği yemeğe eşini getirenleri anlamıyorum mesela. kimseyi tanımazsın, kimse seni tanımaz, senin orada işin ne? kendim gitmem, gitmek isteyeni götürmem de. herkesin yeri ayrı, onun yeri orası değil.

dans etmeyi seviyorum, vakit buldukça da gitmeye özen gösteriyorum. bazen çiftler geliyor birlikte. gelme nedenleri de genelde kadın dansa gitmek istiyor, erkek de istemese bile "benim karıma/sevgilime elalemin adamı dokunamaz" kafasında olduğu için kadına eşlik ediyor. başkalarıyla dans etmedikleri için de ikisi de geliştiremiyor kendilerini. bir nevi köreliyorlar işte.

cümle alem benim tiyatro sevmediğimi bilir. yapılacak o kadar çok şey varken neden ben sırf karşımdakiyle vakit geçirmek için sevmediğim bir aktivite yapayım ki? herkes sevdiği şeylerle ilgilense, birbirlerine anlatacak bir şeyleri olsa daha güzel olur sanki.. işin özü, sağlıklı bir ilişki için birbirinizin alanına müdahale etmeyin..

adam ekşi sözlük'te sayfalarca yazılanları beş kelime ile özetlemiş:

bizim türkler mıç mıç kadını erkeği kene gibiler.