İnsan Maymundan Geldiyse Bugünkü Maymunlar Neden İnsan Olmuyor?
Evrim teorisi ile ilgili sık sorulan sorulardan birine Sözlük yazarı "ockhamda sinek kaydi" cevap vermiş.
İnsan Maymundan Geldiyse Bugünkü Maymunlar Neden İnsan Olmuyor?
iStock.com


washington post güzel bi makale yayınlamış. arada denk gelirseniz okuyun bu dear science yazı serilerini. hem çok öğretici, hem de eğlencelik şeyler. bu konu da en fanatikçe tartışılanlardan bir tanesi olduğu için naçizane ilgili makalesini klavyelendireyim dedim. takriben 8 dakikalık bir okuma öngörüyorum.

maymundan geliyorsak bugünkü maymunlar neden insanlaşmıyor?

bu soruya bilim şöyle cevap verir diyor makale: duyması hoş bi haber değil evet lakin mü'min kardeşim, sen zaten maymunsun. evet onlardanız biz de. şu hani birbirlerinin bitlerini temizleyip afiyetle yiyen, sıklıkla kendi kakasının tadına bakan, çete kavgalarında birbirlerinin çüklerini kopararak öldüren -bu bir yerlerden tanıdık geliyor mu aslında?- 

neyse ama sadece biz değil, neanderthaller, hobbitler , avustralopithecus pekin insanı falan hep maymundu. goriller, orangutanlar, bonobolar şempanzeler... hepimiz yaklaşık 14 milyon sene önce yaşamış olan ortak bir atadan evrimleştik. şimdi hominidae (bkz: hominids) dediğimiz bir taksonomik ailede mutlu mes'ud yaşıyoruz. yani cümleten, (bkz: great apes) ailesinin üyeleriyiz.


şu an, dünya üzerinde yaşayan tek hominin üyeleri bizleriz. hominin, 10.000 sene önce yaşamış insanları (bkz: archaic) ve bizleri tanımlayan teknik bir terim aslında. dahası, goril ve şempanzelere olan yakınlıklarından daha fazla bizimle akraba olan türlerin hepsi aslında hominin üyesi.

öncelikle bilinmesi gereken, maymun (bkz: ape) diye isimlendirdiğimiz her canlı bizim kuzenimiz. atalarımız değil 

-ki bu gerçeklik, aslında tam da onların bizim gibi bişeye evrilmesini çok ama çok zor kılan mekaniktir temelinde- o sebeple, başlıktaki soruyu sormakla, "benim amcaoğlu peyami, neden bana tıpatıp benzemiyor'' diye sormakla aynı.

...diye sürdürüyor konuşmasını lakehead universitesi antropoloji profesörü abimiz matt tocheri .

yani bu minnoşlar diyor, 10 milyon senelik bir gayretle bu halleriyle hayatta kalıp türlerini sağlıklı bir şekilde sürdürebiliyorlar. 10 milyon sene! dile kolay. öyle basitçe ortada fol yok yumurta yokken insana dönüşmeleri için bir mekanizma olmasını beklemek, böylesi bir lociğin olabileceğini düşünmek düpedüz ahmaklıktır.

evrimi, doğrusal bir çizgi üzerinde gibi, sürekli yenilikçi minvalde ilerleyen ve süreci içerisinde hep daha karmaşık, sonra daha da karmaşık bir hal alan bir sistematikmiş gibi düşünmek bize kolay geliyor

tek hücreliden bizim gibi muazzam bir yapıyı çıkardığına göre, kesinlikle hep ve her defasında bizim mucize addettiğimiz böylesi sonuçlar vereceği önkabulü ile düşünüyoruz. lakin, evrimin herhangi bir hedefi yok. eğer olsaydı bile, insan, böylesi bir amaç olmaktan çok uzak olurdu. çünkü aslında evrim, birçok örnekte gözlemlediğimiz üzere, aslında basitliğe meyillidir. mağarada yaşayan canlıların gözlerini kaybetmiş olmasının sebebi budur. yahut aynı argümana örnekleme için, balinaların - ki biliriz bu hayvancağızlar karasal memelilerden evrimleşmişlerdir - neredeyse ayak kemikleri hiç yoktur. yani aslında bu minvalde zekanın dahi kutsallığı ya da herhangi bir ayrıcalığı yok. neden? çünkü deniz kestanesinin merkezi sinir sistemi yok! ki bu pofuduklar, beyni olan bir atadan evrimleşmişlerdir.

paleoantropolog nina jablonski diyor ki: evrim, belli koşularda hayatta kalmak ve rastgele mutasyonlarla ilgilidir. ötesi değil. büyük bir şans unsuru var, ancak istikamet belli değil. çalakalem, tekmetokat, arbede...yaşayan herşey, hayatın öngörülemez şekilde değiştirdiği çevre koşullarına adapte olmaya çabalıyor olay tamamen bundan ibaret.

insan evriminin ilk aşamalarındaki homonin çeşitliliği bize insana doğru evrim için birkaç başka tür'ün de çabaladığını gösteriyor.

mesela australopithecus afarensis'in (ki bu lucy ablanın ta kendisidir), kalça kemikleri, tam da bizimkiler gibidir ve tam da o minvalde evrilmiştir. 

neden (?) çünküsü efenim iki ayak üzerinde yürümeliydi ve birşeyler taşıyor olabilmeliydi. savanlarda yiyecek toplamak gibi bir avantaj getireceğinden oldukça kullanışlı bi evrim bu.

Lucy: Bulunan ilk Australopithecus afarensis.


diğer yandan örneğin paranthropus robustus çok kuvvetli çene kemiklerine sahipti. 

bu sayede sert ve lif oranı çok yüksek yiyecekleri çiğneyebiliyordu ki onların yaşadıkları kuru ortamlarda yoğunlukla bu tip yiyecekler mevcut idi.

Paranthropus robustus


diğer bir örnek. homo habilis 

örneğin nispeten daha büyük bir beyne sahip idi, ki bu da onlara taşların ilkel kullanımı ile ilgili önemli avantajlar sağlamıştır.

Homo Habilis


başka örnek mi? hemen gelsin: australopithecus boisei denen kuzenlerimizin devasa azıdişleri sert kabuklu yemişler ve tohumvari yiyecekleri çiğnemeleri için ihtiyaçları olandan fazlasıydılar

ama homininlerin araç kullanımı daha da ustalaştıkça, ekolojik konumları daha da gelişti ve yayıldı. yani araç kullanımı şöyle etkidi ; tohumları çiğnemek ve oğutmek için azı dişlerinin, etleri parçalamak için de köpek dişlerinin gelişmesi gerekmesi ikilemi ve seçeneği ile karşılaşıp otçul ya da etçil olarak yönlenmek zorunda kalmadılar. bıçağın, baltanın, ezmek için kullanılabilecekleri olası havanların yardımı ile hem tohum, hem et tarafında zaten önceden öğüterek yemeye başlayabiliyorlardı yiyeceklerini. ikisini birden. yani hem et, hem bitkisel sert besinler. bonus!!

Australopithecus boisei.


jablonski, teknolojik çeşitlilik geliştikçe, araç/gereç kullanımı bir türün diğer türlere üstün gelmesinde önemli kriter oldu diyor. homo türünün beyni daha büyük, dişleri daha küçük. yukarıdaki algoritmayı oldukça yerinde bi şekilde açıklıyor bu aslında. ekolojik olarak daha başarılı oldukları aşikar. hatta sonra sonra dil kullanımı atalarımızın evrim sürecinde kullandıkları araçlara yenisini kattı ki bu seyahat, avcılık gibi önemli alanlarda hem tehlikelerden sakınma, hem de daha keskin öngörü gibi yetenekleri beraberinde getirdi. günün sonunda, yaklaşık 200.000 sene evvel homosapiens türü yükselirken, neredeyse her şartta, her ortamda hayatta kalacak şekilde evrimleşmişti bile. dünyadaki ciddi şekilde hızlı ve şiddetli iklim değişikliklerine dahi uyum sağlayabilmiş ve gittikçe de daha fazla alana yayılmayı başarabilmişiz homo'lar olarak. lakin neanderthal insanı ve endonezya'daki minnoş hobbitler de homo türünden gelmeydiler.

ee? ne oldu da onlar bu keskin iklim değişikliklerinde yitip gittiler (bkz: extinction) de biz halen inatla devam ediyoruz?

işte bu sapiens'in nispeten çok iyi dil ve araç kullanma becerisi.

ne zaman cenin pozisyonu almamız gerektiğini, ne zaman suya dalmamız gerektiğini, ne zaman evden çıkmamamız gerektiğini vs bilen bir tür olmuşuz. ama şu önemlidir ki, buzul çağı geldiği için bu özelliklerimiz öne çıkmış ve nispeten başarılı olmuşuz. -buzul çağı geldiği için bu özelliklerimizi onun gelişiyle birlikte geliştirmişiz gibi bir durum yok-


sözün özü

sahibi olduğumuz özelliklerin ön plana çıkabilecekleri şartlar gelirse hükümdarlığımız baki olur. aniden değişen şartlara göre yeni özellikler geliştirelim de hükümdarlığımızı kuralım diye bir saçmalık hiç olmadı. olmayacak.

yani 30 bin sene önce iklim farklı şekilde değişmiş olsa idi, belki de neanderthaller daha avantajlı olacaktı. kimbilir. bu nokta önemli işte. çünkü bu nokta, entirinin başında şu an kuzenlerimiz olan maymunlar neden bizim gibi yaratıklara dönüşmüyor diye sorduğumuzda daha da anlam kazanıyor. modern çağda maymunlar, yoğun ağaç ihtiva eden yağmur ormanıvari ortamlarda yaşarlar. ağaca tırmanma, sadece ağaçları kullanarak olağanüstü akrobasi yetenekleriyle neredeyse '99 model modifiye şahin hızıyla o ağaçtan bu ağaca, o daldan bu dala seyirtip seyahat edebilirler. dolayısıyla iki ayakta seyrüsefer (bkz: bipedalism) ihtiyaçları yoktur. ama misal şempanzeler ve bonobo maymunları yuvalarını da inşa edebilirler. ya da ilkel el aletleri kullanabilirler. güzel olana değer verme konusunda az değillerdir. hatta bazı çalışmalar gösteriyor ki belki de ölüleri için yaz tutuyor bile olabilirler. ki hatta bütün bunları, bizim gibi, duyulur enerjiyi (bkz: adenosine triphosphate) fütürsuzca yiyen bir beyin olmadan yaparlar. (bkz: beynimizi sikeyim)

insan beyninin ne kadar enerji tükettiğini bilsen, aklın dimağın yerinden oynar sözlük.

ezcümle

maymunların insana dönüşmeye ne ekolojik, ne biyolojik, ne antropolojik, ne jeopolitik, ne genetik, ne didaktik ne de teolojik minvalde ihtiyaçları yok. onlar bu halleri ile mutlular ve 10 milyon senedir mükemmel şekilde uyum gösterip hayatta kalmışlar. değişmeleri yönünde zorlayıcı herhangi bir şart vukuu bulmamış.

bulmasın da zaten.

nabıcaklar iki ayak üzerinde durup. haybeye bel ve sırt ağrısı amk.