İnsana Hayattaki Çoğu Şeyden Daha Gerekli Olan Hissiyat: Özsaygı
Özsaygı, kabaca kişinin kendi özüne ve kişiliğine beslediği saygı olarak nitelendirilebilir. Bu tanımın ardını Sözlük yazarlarının yorumuyla zenginleştirelim.
İnsana Hayattaki Çoğu Şeyden Daha Gerekli Olan Hissiyat: Özsaygı
iStock


başkalarını sevebilmek, sağlıklı bir yaşam kurmak için gereken ilk şey. öz saygısı olmayan bir insan, hiçbir şeyin değerini bilemez, güzel olan kendinde de olsa, başkasında da olsa, ne onu sevebilir, ne koruyabilir, ne değerini bilebilir.

kendini mahvetmek isteyen insan ise kendine saygınlığını yitirerek, kendi aklını bulayarak her şeye başlar.

bireyin kendi özüne, benliğine duyduğu saygıdır. insanın kendini olduğu gibi kabul etmesidir.

bir anlamda kendi karakaterine, değer yargılarına, inançlarına uygun ve tutarlı hareket etmesi; yani kendi kendisiyle çelişmemesidir ki bu da kişinin kendisinden hoşnut olduğunu ve iç huzurunun bulunduğunu gösterir.

özsaygı başkalarının değerlendirmelerinden bağımsız olarak insanın kendine verdiği değerdir.

başkaları size saygı duymayabilir, saygı duymayışları belki kendi terbiyesizliklerindendir. ancak siz benliğinizle çelişir ve kendinize olan saygınızı yitirirseniz, işte o zaman değerinizi yitirirsiniz.

zedelenmesine izin vermemeniz gerekendir.

genellikle sanıyoruz ki etrafımızdaki insanlar, yeri geliyor arkadaşlarımız, yeri geliyor sevgilimiz el ele vermişler ve bir gün bakmışız ki özsaygı da her insanda bulunması gereken ego dediğimiz halt da parça pinçik olmuş. ağzımıza sıçmışlar.

peki gerçekte öyle mi oluyor? tabi ki hayır. bir miktar acımız geçip sularımız durulttuğumuzda, aynaya bakınca buna izin verenin aslında kendimizden başkası olmadığını görüyoruz. çünkü (özsaygı da ego da zedelenip, kaybetmeye yüz tutmadıkça kendimizde farkettiğimiz şeyler değiller)

biz, insanlar, insanlık buna izin veriyoruz. süregelen sevgi eksikliğinden, süregelen kendini inkardan, kendiyle iletişimsizlikten çoğu zaman başkaları nasibini alıyor ve bir gün bir bakıyoruz paspas oluvermişiz.

sevilmek için evet diyerek, saygı görmek için taviz vererek, acımasın diye katılaşarak kendimizin dışına bambaşka bir ben çizip inşa etmişiz. böyle olunca da içimizdeki gerçek özsaygısını yitire yitire, ben olmaktan çıka çıka gayba dönüşmüş.

ne kadar bastırırsam, o kadar az yara alırım diye oluşturduğun zırh, parmaklık olmuş. farkında değilsin, farkında değiliz.


çoğu zaman özgüven ile karıştırılıyor, ben de yaptım. kendimce bir kıyaslamam var, yanlışsam lütfen uyarın...

özgüven, başarılı bir öğrenci olmak gibi. neye göre başarılı? elbette topluma göre. iyi bir liseyi kazanmak, ardından saygı duyulan bir üniversitede iyi bir bölüme yerleşmek... bunları yapabilmek hep özgüven gerektirir. sosyal bir özgüvenden bahsetmiyorum, motivasyon gibi yani, kişinin kendine güvenmesi anlamında. küçük bir çocuk olarak düşünelim; henüz ilkokulda tüm derslerinden 5 alıyorsa, orta okulda da alabileceğine inanır. bu konuda kendine güvenir.

özsaygı ise bambaşka şey. kişinin kendinde olup olmadığını anlaması kolay değil. mesela aldatan sevgiliye dönmemek tamamen ego belirtisi de olabilir? fakat şöyle bir düşüncem var, ne zaman ki insan toplumun gözünde başarısı her neyse onu kaybeder, özgüveni yıkılır; işte orada özsaygı anlaşılır. özsaygı diplerden çıkma yetisidir. küçük yıkımlardan bahsetmiyorum, onları geçin, onları biraz ego ile de toparlayabilirsiniz. ben gerçek yıkımlardan söz ediyorum; buradan da özsaygının insanın olmazsa olmaz bir parçası olduğuna değinmek istiyorum.

çok "özgüvenli" görünen bir insanın aşık olup terk edildiğindeki hâl ve hareketleri de özsaygı habercisi gibi sanki. illa terk edilmek demeyelim hatta yaralayıcı bir tartışma içine girerek de anlaşılabilir bu... özsaygısını yitirmiş bir insanın özgüveni sağlam temellere dayanmış olamaz. bence.


özsaygı genelde kendine değer verme ile karıştırılır. özsaygının ölçülmesi bu yüzden zordur. kendimizle ilgili hissettiklerimizin bir durumdan diğerine göre değişiklik göstermesi mesela bu zorluklardan biridir. kendimize kızmamız gibi veya biri bizden övgüyle söz ederse olumlu ya da olumsuz duygulara kapılırız. kişilik dediğimiz şey kendi içinde dinamik ve çevreselse bu iniş çıkışlar kendine değer verme olarak görülebilir. kendine duyulan saygı ise daha kararlı bir öz değerlendirmeyle ilişkilidir. mesela kötü bir gün geçirdiği zaman ya da kendisine karşı hayalkırıklığı yaşasa bile , kim olduğu ve ne yaptığı konusunda olumlu duygular beslerler. kısacası özsaygı kendilik kavramımızı nasıl değerlendirdiğimize bağlıdır.

sınavdan düşük bir not alıp ikinci sınava gönülsüz çalışmak hatta direkt dersi salmak hiç de yabancı olmadığımız durum. bu düşük özasaygının bir sonucudur çünkü kişi kendini olumsuz değerlendirir. ancak başarısızlık gibi geri bildirimlere tepki olarak kişinin olumlu özelliklerine odaklanması yüksek özsaygı olarak kabul edilir.


ölçekleri vardır. örneğin;

1 diğer insanlar tarafından sevilecek özelliklere sahip değilim
2 üretken değilim
3 kendimi anlamıyorum
4 çaresiz olduğumu düşünüyorum
5 kendime güvenmiyorum
6 anlamlı bir hayatım olmadığını düşünüyorum
7 bir işi başaramadığımda hemen hayal kırıklığına uğruyorum
8 insanlar benimle olmaktan hoşlanmazlar
9 olduğum gibi görünemiyorum
10 hiç bir zaman kendimi ortaya koyamam
11 duygularıma güvenmem
12 halimden memnun değilim
13 kendimi küçümsüyorum
14 ihtiyaçlarımı karşılayabilecek yeterlilikte değilim
15 nasıl göründüğümün farkında değilim
16 kendimde olmasını istediğim özelliklere sahip değilim
17 insanlar üzerinde etki bırakmıyorum
18 başarısız biri olduğumu düşünüyorum
19 kendime ilişkin değersizlik duyguları yaşadığım olur
20 benim onlara olduğu kadar, diğer insanların bana ihtiyacı yok
21 düşüncelerimin doğruluğuna güvenmem
22 bedensel olarak kendimi beğenmiyorum
23 başarmak istediğim her şeyde başarısız olup yılgınlığa düşüyorum
24 bedensel ihtiyaçlarımı karşılayacak yeterliliğim yok
25 grup içindeyken diğer kişiler benimle ilgilenmez
26 zihinsel ihtiyaçlarımı karşılayacak yeterlilikte değilim
27 kendimden memnun değilim
28 insanlık için önemli ve faydalı işler yapabileceğimi düşünmüyorum
29 çevremdeki önemli kişilerin gözünde değerli bir insan olmadığımı düşünüyorum
30 duygusal ihtiyaçlarımı karşılayacak yeterlilikte değilim
31 kendimi ümitsiz hissediyorum
32 kararlarım bana ait değil

kaçamadığımız karanlıklarda başvurulan mantığın kardeşi diyor sevgili tim parks, ne kadar da doğru!

kaybedilmesi halinde, onarılamaz bir hasar oluşur insanın varlığında. kaybetmemek için zaman zaman hayatın muhasebesi yapılmalı kişi tarafından bir es vererek her ne yaşanıyorsa yaşansın.

onca yıl yaşadıktan sonra insanın elinde kalacak yegâne şeydir...