İnsanın Hayatını Bıçak Gibi İkiye Bölen Bir Dönem: 25 Yaşında Olmak
Oldukça kritik bir yaş olan 25'te vereceğiniz kararlar bütün hayatınızı etkileyen büyük kararlar olur. Sözlük yazarı "jzff", insanın hayatını bambaşkalaştıran bu yaşı anlatmış.
İnsanın Hayatını Bıçak Gibi İkiye Bölen Bir Dönem: 25 Yaşında Olmak
iStock


bu yazının hedef kitlesi 2 grup var

1.si, hayatının baharında olan 15-25 yaş arası grup. onların hayatına ışık tutsun istediğim bir yazı olacak. ikinci grup ise 25 ve üzeri yaş grubu. onlar da olabildiğince beni desteklesin ve sağına soluna bunları anlatsın ki, hem 1.gruba daha kolay ulaşabilelim. hem de 2.grup kendi geri kalan hayatlarında buradan çıkardıklarını bilerek biraz daha bilinçle düzeltebilecekleri noktalara eğilebilirler. sen çok mu biliyorsun lan zıpçıktı diyenler için ise şu an okuduğunuz ve hatta bu yazıma karşı argüman üretmelerini istiyorum.. 

doğduk. büyüdük. ilk ve orta öğrenim derken, 18 yaşına geldik. 

esasen şart değil ama herkes niye yaptığını bilmeden üniversitede bir bölüme kapağı attı. 4-5 sene de o sürdü. bazı ülkelerde üniversiteler 3 sene bu arada ama bizde en az 4. yaşımız oldu mu 23?

daha öncesinde burstu, aileydi, yurttu, şuydu buydu derken zaten ekonomik olarak bir yerlere bağımlıydık ve sorumluluklarımız vardı hep

sorumluluk dediğime bakmayın. gerçek hayatla alakası olmayan ef püf şeyler. en zengin ailenin çocuğu bile ya babam özel okul parasını ödüyor, okulum bitene kadar kasayım diye ders sorumluluğunda yaşıyor. gariban ailenin çocuğu zaten aman yıl kaybetmeyeyim, bizimkiler kıt kanaat para yolluyor, burs murs kesilir diye telaşa kapılıyor. yurt dışındaki ekonomiler çok başka. avrupalı çocuk 18 yaşında çalışmaya başlıyor. gidiyor bir yerde yarı-zamanlı bir işle para biriktirebiliyor. onun için hayat orda başlayabiliyor ama bizde üniversite bitinceye kadar en önemli konu okulun bitmesi. okul bitince gerçek hayat başlamış oluyor. okul bitmeden kimse tam-zamanlı işe konsantre olmuyor. olanlar az. hem olsa da üniversite mezunu olmayana iş yok inancından alt seviye işleri kabul etmiyoruz. bir de askerlik mevzusu yüzünden erkekler uzun dönem gitmeyeyim de hiç olmazsa 5 ayda bitirir gelirim duygusunda olabiliyor. tüm bunlar iş bulma sorunlarını birer birer eritme isteği. zira askerliğini yapmamışa da iş vermiyorlar diye bir adetimiz de var.

okul bitiyor ve iş arıyorsunuz

fakir de olsanız, zengin de, bir yerlerden başlama telaşınız ortaya çıkıyor. ve bu noktada doğru ya da yanlış bir adım atarsanız aynı hayatı 25 yıl yaşama ihtimaliniz var. ve hayatınız o noktada başlıyor. 45-50 yaşından sonra da hayatınız stabil olduğu için enerjiniz, sağlığınız eskisi gibi olmayacağı için, hatta siz kendi çocuklarınız için yaşayacağınız için, daha da doğrusu edindiğiniz tecrübelerle artık daha risksiz ve olgun adımlar atacağınız için 25-45 arasında olduğu dolu dolu yaşayamayacaksınız. hani geyik var ya, gençken zaman var para yok. orta yaşta zaman yok. yaşlıyken enerji yok diye. o geyiği bilmeyeni döverler herhalde. işte o gerçek aslında. 

evet yazı bitti, bundan sonrası bunu detaylı konuşacağımız şeyler, merak eden devam etsin

yazı bitti demiştim. giden gitti. kalan sağlar bizimdir. istediğim kadar uzatabilirim. oh ulan. hemen bir itiraf yapayım. aslında başlığı 20 yıl değil, 25 yıl diye açacaktım ama denizli'nin plakası 20 diye, 20'ye düşürdüm. memleketçilik foreva.

şimdi abicim hep söylüyorum, 14 yaşında üniversite bölümü seçmeye zorlanıyoruz. dünyanın her yerinde böyle değil bu. israil'de okuyacağın bölümü seçmen için önce bir sene dünya turu yapmanı teşvik ediyorlar. iskandinavya'da dünya turuna çıkmamış öğrenciyi dövüyorlar herhalde. herkes yollarda çünkü. avrupa'nın birçok üniversitesinde mature student denilen yetişkin öğrenciler daha değerli görülüyor. mature student'lık nedir? yaşları 25'ten büyük olan öğrenciler. çünkü artık ne istediğini bilen insanlar olarak değerlendiriliyor. insanoğlu 25 yaşına kadar zaten hayatı anlamaya tanımaya çalışıyor. kendini bir yerlere koymaya çalışıyor. o zamana kadar ki seçimlerimiz tamamen piyango oluyor. zekiyseniz, hisleriniz kuvvetliyse, resmen şansa iyi bölüm filan seçtinizse, mutlu azınlık içine girebiliyorsunuz. ama bu yazı çoğunluğumuzun sorununu baz alıcak.

14 yaşında bölüm seçip sonra haldır huldur üniversite sınavı telaşı ve puanımıza göre bölüm seçme manyaklığı. benim bir kuzenim var. kız fena sportmen. çok iyi. ama eline kağıt kalem ver soru çözemez. sınavda bir yer kazanamadı haliyle. yetenek sınavlarıyla spor yüksek okuluna girdi. okulu bitti. süper bir beden eğitimi hocası oldu. bu sefer kpss dayadılar kıza. lan kız zaten soru yapabiliyor olsa o bölüme gitmezdi ki. haliyle bir yeri kazanamadı. devlet almadı onu. yazık günah değil mi?

bölüm sohbetleriyle konuyu dağıtmak istemiyorum olayı kavradınız. mezun olduğu bölümden mutlu olup o işte çalışan insan sayısı az bence, ama mevzu bu da değil

mevzuyu anlatmak için ali isminde birini örnek alalım. ali esasen napıyor? 25 yaşındaki ali için 25 yıl servet biriktiriyor. bu servet para değil elbette. para kazanılır her daim. bu servet bir yabancı dil olabilir. çaldığı enstrüman. okuduğu kitaplar. gezdiği yerler. konuştuğu arkadaşlık yaptığı insanlar. çünkü hiç birimiz matrix'te yaşamıyoruz. bir program ile bize 3 saniye içinde o bilgiler yüklenmiyor.

ali'nin disiplinli olmayı öğrenmesi lazım. sabah kalkıp spor yapar kendine dipçik gibi bir vücut bırakırsa 30 yaşındaki ali ona çok teşekkür edecek. 35 yaşında 20 senedir jinjuitsu yapan ali, 18 senedir gitar çalan ali, hayata bir başka bakabilecek. 15 sene halk dansları yapmış ali, tenis oynamış ali, hobileriyle hayatını renklendirebilecek.

25 yaşından sonra çünkü, eskilerin deyimiyle tuz torbasını başına geçirecek ve kendi hayatını yaşamaya başlayacak. 25 burda kimisinde 22, kimisinde 29 olabilir. ama çoğunluk ne yaşıyorsa hepinizin başına bu gelecek. 25 yaşından sonra ali, hayatındaki tüm kararları artık kendisi için alıyor olucak. kendisi ne istiyorsa onun için alıyor olacak.

evlenecekse kızı kendisi seçecek. kendisi için seçtiğini zannederek, gerçekten kendisi seçmeyecekse bile bunun cezasını da yine alinin ilerleyen yıllardaki hali çekecek. 33 yaşında boşanmak istediğinde lan ben ne bok yedim dediğinde, suçlayacağı yine kendisi olacağı için ama o kararı alırken ki toyluğunu hatırlayacağı için, ve onu uyaranların da neden uyardığını anca o zaman anlayacağı için önüne bakmayı yeğleyecek.

iş yerinde bir soluklanıp, lan 10 saattir çalışıyorum ama galiba 9 senemi verdiğim bu işten tiksiniyorum diyecek. ya mecburen çalışmaya devam edecek. katlanacak. ödeyeceği mortgage aklına gelecek. çocuğunun okul taksidi gelecek susacak. ya da çıkış yolu arayacak. belki bulacak. belki bulamayacak.

işte o 25 yaşındaki ali, kendini öyle bir profesyonel yetiştirmeli ki, ilerleyen zamanda pişman olmasın.

peki günümüz dünyasında, türkiye'sinde bu mümkün mü?

bilmem.

mümkün mü?

25'inde hayatına yön vermeye başlayan ali, esas hayatını o zaman yaşamaya başlıyor işte. 45'e kadar hadi bilemedin 55'e kadar dolu dolu yaşayabilir. artık özgür. istediği insanla istediği planı yapabilir. diploması elinde, desek ki gel madagaskar'da yatırım var. mantıklıysa yapabilir. ama 20 yaşında gel kolombiya'da üniversite okuyalım desek, aileme sormam lazım diyecekti. 30 yaşındaki ali'ye gel rus bi kız var evlen desek tamam diyebilir. ama 18 yaşındaki ali, lise aşkına bile açılamıyordu. açılsa da okul bitene kadar 25 yaşına kadar pata küte ne olduğunu bilmediği bir aşk yaşayacaktı. yaşıyordu hatta. 18 yaşındaki ali'ye rus kızla evlen desek ailesine sorardı yine. ama 30'undaki ali ben çinlilerden hoşlanıyorum da diyebilir. belki zenci seviyordur. belki yabancı istemez. ama genelde 30'undaki insanlar ne istediğini bilir. 23 yaşındaki insan hata yapma telaşıyla, iş dünyasındaki bilinmezlik ile sabancı holding'e koç'a girmek isteyebilir.

ama 7 yıllık holding tecrübesi sonrası yahu, ben bunu beklemiyormuşum aslında diyebilir. belki de istediği odur. o zaman buyursun ne mutlu devam etsin. ama insanlar kendilerini geç buluyorlar. o yüzden 35'inde bir karar alıp kendi şirketini kurmak ister belki. belki de 45'inde iken ulan 35'imde yapsaydım keşke der. belki de 35'inde şirketini kurup batırır. yine pişman olur. onlar bilinmez. herkeste değişiklik gösterir.

ama net olan bence tek şey şu

25 yaş öncesi hayat, 25-45 arasında yaşamak için bir kamp gibi. kendimizi geliştiriyoruz. sonra 45 e kadar yaşıyoruz. 45'ten sonra da ölüme kadar huzur içinde yaşamak için biriktirdiklerimizi yemek. bu birikenler mal mülk olabilir. evlat aile eş olabilir. işte başarı olabilir. ama 45'ten sonra hadi bilemedin 55'ten sonra büyük değişim yapabilecek enerjisi olmuyor insanın.

başlıktaki 20 yılın sembol rakam olduğunu yeniden belirtmek isterim. benim anlattığımın herkese uymayacağını da belirtmek isterim. herkesin kendine bir kısmını değiştirip uyarlamasını isterim.

ben finlandiya'lı bir kızla küba'da tanışmıştım. bak size yemin ediyorum kızın türkiye'de yaşaması var olması filan mucize olurdu. o salak kızı bile adam etmiş finlandiya eğitim sistemi. o kız bile 3 sene çalışıp para biriktirmiş tüm amerika turuna çıkmış. kuzeyden bir girmiş, orta güney devam ediyor. bizim insanımız ise o kadar zeki olmasına rağmen heba oluyor. ne pırlanta insanlar biliyorum. yok abi yok. çıkmıyoruz. gezmeye dahi gitmiyoruz.

halam var benim. dön artık diyor bana. bizim ülkemiz de çok güzel diyor. evet diyorum güzel. çok güzel. ama ben dünya insanıyım. dünya da çok güzel. hem sen trabzon'a gittin mi hala?

-gitmedim.

+ben gittim hala. çok güzel. sen daha trabzon'a gitmemişsin. gökova'nın koylarında dolaşmamışsın. bizim ülkemizi dünya ile kıyaslıyorsun. dünya'da her yer çok güzel.

tavsiyen ne olur diye sorarsanız? benim vereceğim tavsiyeler size uymayabilir. kendinizin doğrularını bulmanız lazım. bunun için 3 şey söyleyeceğim.

1.si çok soru sorun kendinize

atıyorum 20 tane soru çıkartın. salak saçma sorular da olabilir. ben kimim? ne istiyorum? para nedir? obua ne demek? hamsiyi kılçığıyla yemek bağırsaklar için zararlı mıdır? vb bir sürü soru yazın. ben 45 yaşımda kendimi nerde görüyorum filan gibi sorular olursa daha güzel tabi. bunların hepsinin cevaplarını veremeyeceksiniz haliyle. ama o sorulara cevap arama yolculuğu size imkan sunacak. kapı açacak. neleri daha çok merak ettiğinizi keşfedeceksiniz. bizim ilgimizi çeken şey meraktır.

2. önereceğim şey, gezmeye çalışın

okumaya çalışın demeyeceğim. kitap okumayı kimisi beceremiyor. keşke okusa herkes ama okuyamıyorsak da gezelim. gezmeyi becerebiliyor herkes çünkü. bedava kitap dağıtsam okumazsınız belki. ama bedava bilet versem, otel ayarlasam gider gezer gelirsiniz. gezen, yolda bir şey öğreniyor. paranız yoksa, otostopla gezin. iyi planlayın ucuz bilet bakın. ucuz ülkeye gidin. az para verin workaway.info ya üye olun gönüllü programlara gidin. travelex.org'a bakın. afrika'ya gidin. illa avrupa olmasın. asya'ya gidin. her şeyi devletten beklemeyin. beklerseniz avcunuzu yalarsınız.

3. hobi edinin

hobileriniz yoksa çöküş yakındır. dans, satranç, model uçak, resim, pul, enstrüman, araba tamiri, ne bilim bir şey bulun. en buhranlı anınızda hobinize sarılıp stresinizi orda atın. dünya pislik insanlar ile dolu. hobilerinizle vakit geçirmek hem alacağınız zararlardan korunmak olacak, hem de belki de daha önceden verdikleri yaraları sarmanızı sağlayacak.

edit: hayatın 25 yaşında başladığı gerçeği, devamının çok güzel olacağı anlamına gelmiyor. olabildiğince güzel olabilmesi için 25'e kadar biriktirdiklerinizin etkisi büyük. 25'ten önce ise tam olarak anne karnındaki doğumu bekleyen cenin gibiyiz.