İnsanın Olgunluğa Erişmesinin En Üst Boyutlarından: İnanmış Gibi Yapmak
Birisine inanmış gibi yapmak, insanın sorunları irdelemekten ziyade akışına bırakarak çözüme ulaştırdığı bir yoldur. Çoğu insanın anlamadan saflıkla nitelediği bu insan tipi aslında olgunluğun bambaşka bir kafasıyla iç huzurunu bulmuştur.
İnsanın Olgunluğa Erişmesinin En Üst Boyutlarından: İnanmış Gibi Yapmak
iStock


olgunlaştıkça geliyor bu inanmış gibi yapma kafası sanırım. bende 30'ların ortalarına doğru çıktı.

hayat tecrübesi mi, kendini tanımak mı, nedir bilmiyorum. ama insan hayatta belli bi yolu katettikten sonra, yavaş yavaş acayipliğin kokusunu almaya başlıyor.

bir insanla, herhangi bir konuda konuşurken, çok da anlamlı olmayan-tuhaf bir koku salgılayan-kendi içinde tutarsız şeyler duyduğumda hiç renk vermiyorum evvela.

durup izlemeye başlıyorum. 

deşelemek, irdelemek de bi yöntemdir ama genelde gerçeğe ulaşmayla değil, daha gelişkin ve organize yalanlar duymayla sonuçlanır...

son nokta gelene kadar; yani bir yalan kesin olarak ortaya çıkana dek, masumiyet karinesine uygun yaklaşıyorum ben. içime düşen kurdu orada bırakıp, inkar etmeksizin, izlemeyi sürdürüyorum sakince... bakalım nereye gidecek?

çünkü bu şekilde davranınca, hem karşınızdakinin günahını almamış oluyorsunuz, hem de (velev ki ortada yalanlar varsa) hafif yollu bir salak profili çizdiğiniz için mevzuyla ilgili "tutarlılığı sürdürme" baskısı azalıyor karşınızdakinin üstünde. bu da bi nevi dolaylı itirafçı yaratıyor ondan zaman içinde...


ilk anda reaksiyon görse, saklamak için üstüne 40 kilit vuracağı bir gizi, ortalığa bırakmaya başlıyor bi noktada...

bi şekilde zamanla bu noktaya geldim. sakin durup zamana biat ediyorum... o her şeyi tertemiz, kılçıksız bi şekilde ortaya çıkarıyor. didişmeden, yıpranmadan, yıpranmadan...

ondan sonra da aksiyonunu ona göre alıyorsun işte..

sadece yalanlar değil, yediğim kazıklarda da aynı kafadayım... 

sevdiğim bi laf var, "zamanın değirmeni yavaş döner ama ince öğütür" diyor...

birilerinin söylediği yalanlar, arkamdan çevirdiği dolaplar, vesaireler bana psikolojik ya da maddi hasarlar vermeye başladığında kendimi çekiyorum o iletişimin içinden. muhatabı kesiyor ve yoluma bakıyorum...


rövanşını alma gibi bi olayım hiç olmuyor. çünkü benim çabam hem çok anlamsız olacak (bitmiş bir iletişim için neden kendimi ve kafamı yorayım?), hem de yukarıda yazdığım gibi en büyük rövanşı zaten zaman alıyor kendiliğinden...

basit açılımı da işte, "karşındakini kendinden mahrum bırakma" kafası..

çevren için değer üreten, doğru ve düzgün bir insan isen, arkandan iş çevirebilecek ya da sana yalanlar söyleyebilecek tiynetteki insanlar için en güzel rövanşın, kendinden mahrum bırakmak oluyor onları...

zaman diyorum, değirmeni ağır döner. ama ince öğütür... 

hamdolsun...

DAHA FAZLA İÇERİK