İnsanın Yaşama Amacına Dair Ufukları Katlayan Bir Cevapla Aristoteles'in Ahlak Anlayışı
Sözlük yazarı "hamdim pistim dustum", felsefe tarihindeki ahlak anlayışıları içinde en dikkat çekici olanlarından Aristoteles'in anlayışını anlatmış. Hayata dair pek çok sorunuza ışık tutabilecek nitelikte açıklamalar içeren bu anlayış ufkunuzu genişletecek cinsten.
İnsanın Yaşama Amacına Dair Ufukları Katlayan Bir Cevapla Aristoteles'in Ahlak Anlayışı
Aristoteles


aristoteles'in ahlak anlayışı, felsefe tarihindeki birçok ahlak teorisinin arasında aklıma en çok yatan ahlaki sistemdir. tabi ki isa'dan evvel 300'lerin ahlaki yapısı ile şu an arasında önemli farklılıklar var ama bu bazı modifikasyonlarla üstesinden gelinebilir bir durumdur. aristo'nun genel anlamdaki ahlak temellendirmesi ahlaki bir anlayışa sahip olmamız için illa ki ilahi bir yaratıcıya ihtiyaç duymamız gerekmediğini gösterir. ve zaten aristo'nun ahlak temellendirmesi ilahi dinlerin sisteminden olabildiğince farklıdır.

aristoteles, etik alanında kapsamlı çalışmalar yapmış ilk felsefecidir ve eudemian etiği ve nikomakus etiği olmak üzere iki kitap yazmıştır. bu iki kitapta insan hayatının nasıl olması gerektiğinden başlayıp, arkadaşlık, erdemlilik, doğru davranış ve kasti, kasti olmayan gibi konuları özel ve ayrıntılı olarak incelemiştir.

aklıma en çok yatan dememin sebebi, aristo'nun sisteminde kesin kurallar olmamasıdır. aristo etiği şurada şu yüzden şunu yapacaksın diye emir veren bir din gibi değildir ve bu anlamda bir çok ahlaki gelenekten ayrılır. ahlaki alanda ihtiyaç duyulan elastikiyeti sağlaması ve bizim modern, yozlaşmış özgürlük kavramımızın çok ilerisinde bir 'doğru davranış' kavramsallaştırmasına ulaşması ile önem kazanır. bu sistemde sabit bir doğru davranış şekli yoktur. insanlar akıllarını kullanarak, ve ama duygularının ötesine de tamamen geçmeden hangi durumda, hangi şekilde hareket etmelerinin daha iyi ve daha mantıklı olduğunu anlayabilirler. dahası, ahlak, şu veya bu durumda doğru olanı yapmak ile yerine getirilecek bir görev değil, doğru hayatı yaşayabilmek ile mümkün olan bir aktivitedir.


peki nedir bu aktivite ve nasıl olması gerekir?

önce, yukarıda bahsedildiği üzere doğru davranış asla kesinlik taşıyamayacağı için herhangi bir etik teorisinin kesin temeller üzerine kurulması yanlıştır, der aristoteles. bu zaten, imkansızdır. her şeyin kesin olduğunu söyleyen bir ahlak sisteminde, birine fiziksel zarar vermek kötü ise, o biri size fiziksel zarar veriyorken dahi sizin ona zarar vermeniz doğru değildir. bu, görüldüğü üzere, absürd bir durumdur. bu anlamda, her bir ayrı durum için, ayrı bir 'doğru davranış' vardır, ve bize bunu gösteren şey akıldır. 

burada biraz karmaşıklaşacak durum ama aklın bize bunu gösterebiliyor olmasının nedeni, aklın dış dünyayı algılayabilmesidir. buradaki 'dış dünya' kavramı önemli, aristo, bir realist olarak, algımızın dış dünyayı olduğu gibi yansıttığını söyler. bu durumda, nasıl ki fiziksel olana yönelik algımız bize dış dünyayı doğru bir şekilde gösteriyorsa, ahlaki seviyede de aklımız bize nasıl davranmamız gerektiğini söyler.

bu noktada aristoteles felsefesine biraz girmek durumunda kalıyoruz. evet, aklımız bize doğru olanı söyleyecek, ama bunu söylerken kıstas ne? merci kim? neye dayanarak söylüyor bunu? sonra insan kendi aklına sormaz mı, evet böyle davranmam daha doğru gibi görünüyor ama sen bilirkişi misin? diye sorar.


fakat aristoteles'in bunu sormasına hiç mahal vermeyecek bir sistemi vardı. ki zaten, önce bu sistemi vardı ya da daha doğrusu var olan bu sistemin farkına vardı, ahlak sonra onun doğal bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

bu sistemi kısaca anlatacak olursak, var olan hiçbir şey, sadece, yalnızca, öylece var olamaz.

var olan her şeyin bir nedeni vardır ve bu neden bugün bizim kullandığımız nedenden ibaret değildir. var olan her bir şeyin bir amacı vardır ve bu amaç, o varolan şeyin varolma nedenidir. (bkz: teleoloji) doğal ya da yapay, her şey bir sonuca ulaşmak için var olur ve yok olduğunda da o sonuca ulaşır. daha açık anlatmak gerekirse, biz insanlar, bir ekosistemin içinde varız, ve yaşayıp öldükten sonra toprağa karışırız. sonra orada çürür ve minerallerimize ayrılırız, bir çiçek, bir ağaç haline geliriz, oksijen oluruz. iyice basitleştirirsek de, bulutlar yağmur yağsın diye, yağmur orman olsun diye, orman hayvanlara barınak olsun, oksijen üretsin diye vardır. yani, söylenildiği üzere, hiçbir şey öylece, sebepsizce var olamaz.

bu sistemin ahlaki etkisine gelince, her şeyin bir amacının, ve her amacın bir neden olduğu bir yerde, insanın da yaşayıp ölmek dışında amacı olan bir varoluş nedeni vardır.

bu postmodern gelenekteki gibi bir amaç değil yalnız belirteyim. orada amaçsız, hayat ne kadar anlamsız argümanı öne sürülürken burada, hayatın anlamsız dahi olsa, o anlamsızlığın içinde bir amacın var. bu ekosisteme oksijen olmak dahi bir amaç sana anlamlı gelmese de.

çünkü, konudan çok sapmadan söylemem gerekir ki, postmodern, dinden umudunu yitirmiş, başka bir anlam arayışında olan düşüncelerin hepsinde aranan anlam, insanın işine yarayan bir kavramdır. halbuki bir çölün ortasında can verip akbabalara yem olmak da bir anlamdır, bok çukuruna düşüp boğularak ölmek ve oradaki bakterilere, virüslere karışmak da. ama bunlar insanın hoşuna giden, işine gelen anlamlar olmadığından bu anlamsızlık boşluğuna düşer postmodern birey.

buradaki birey vurgusu da biraz önce bahsettiklerim üzerinde ekstra önem taşımakta tabi ki.

her neyse, aristo'ya döndüğümüzde bu anlam o amaca en iyi şekilde ulaşmaktır. doğru olan, potansiyel olarak içimizde barındırdıklarımızı gerçeğe dönüştürmektir. çünkü amacımız, ölüp, bir başka amacımıza ulaşmadan önce, diğer potansiyellerimizi gerçekleştirmektir. hem zaten ölüm de bizde potansiyel bir biçimde bulunur. tıpkı ölümde olacağı gibi, diğer potansiyellerimizi de gerçeğe çevirmeye çalışmak da doğru davranışın temelidir. bu şekilde yaşamaya uğraşmak, açıkça anlaşıldığı üzere, iyi olanın kendisidir.

iyi olan ise, mutluluktur.


aristo mutluluğun kişiden kişiye değişebileceğini kabul eder ama rölativizm çukuruna düşmez bunu yaparken, hastayken sağlığın, açken yemeğin, işsizken paranın mutluluk haline gelebileceğini söyler. ama bunların hepsini hedeflerken de aklımızda hep mutluluk olduğunu belirtir. ama bu mutluluk kendini iyi hissetmek değildir. potansiyeli gerçekleştirmek demiştik, sahip olunan potansiyeller insanın ne işe yaradığını belli eder. insanı insan yapan budur. 

bu yüzden insanı insan yapan potansiyellerin gerçeğe çevrilmesi insanı gerçek mutluluğa götürecek olan şeydir. sadece yemek yiyerek, sevişerek ve dans ederek de mutlu olabiliriz. ama bu daha birçok mutluluğu hiç tadamamak demektir. bu sadece insanın içindeki hayvani potansiyeli ortaya çıkarmak demektir. bu anlamda, sadece hayvani mutluluğa kendimizi bırakırsak bir insan olarak var olma amacımızdan saparız ve bu yanlış davranış olur.

tabi burada önemli olan, aristo'nun amacı sevişmeyin, bu günahtır, alkol almayın sizi pislikler, ayran için adam gibi demek değildir. aksine, gönlünüzce yiyin, için, sevişin fakat bunlar mutluluğun yalnızca bir koludur ve hayvanlarda aynısını yapabildiğinden, çok da bize özgü bir mutluluk değildir demektedir. 

yani, kısaca, insan erdemi derken vücudun mutluluğundan çok ruhun mutluluğunun, ruhun mutluluğuna yönelik aktivitelerin doğru, bize özgü ve amacımız olduğunu kastetmektedir.

maddi keyifler yanlış değil ama hiyerarşi olarak daha altta yer alıyor. aristo burada özellikle ruh kavramını kullanmakta ve kendisinin ruh kavramı için yazdığı yüzlerce sayfa var, ama etik üzerinde yoğunlaştığımızdan ruh konusunda bu kadar derine inmeye şu an ihtiyaç yok. hatta günümüz terminolojisine uyarlayıp ruhun mutluluğuna 'zihnimizin' erişeceği mutluluk dahi diyebiliriz. tabi bizim kastettiğimiz zihin, aristo'nun ruh kavramını tamamen karşılamıyor ama bu pek önemli değil.

ve asıl soru burada karşımıza çıkıyor. 

aklıma göre hareket edip, bana özgü olan bir mutluluğa ulaşmalıyım ama nasıl?

aristoteles, burada bir kesinlik taşımayan bir sistemin içinde de, duruma bağlı olarak her zaman bir doğru hareketin varolacağını söyler. (bkz: bağlamcılık) açık bir şekilde, açlıktan öleceğim bir durumda yiyecek çalmam ve belki hatta tıpkı robin hood gibi haksızca zengin olmuş birinden çalıp ihtiyacı olanlara dağıtmam doğru hareket olabilir. ama yıllarca deli gibi çalışmış, hak ederek çok para kazanmış birini soyarsam bu tabi ki ahlaksal açıdan sıkıntılıdır. bunun gibi ayrı ayrı spesifik her durum için tek bir doğru hareket mevcuttur. hatırlanacağı üzere bunu aklımız bize ilan eder. bize bunu ilan ederken ölçülü olmamızı söyler. 

Aristoteles


peki neden ölçülü olalım ki, neden deliler gibi zengin olup kendimize ait uçaklar, gemiler, adalar almayalım? 

çünkü doğada her şey belirli bir ölçü içerisinde iyidir. ve bu sana haz verip vermemesinden bağımsızdır. her türlü meyveyi her zaman yetiştirebiliyor artık insanoğlu. ama iyilik seviyesi hep belirli bir zamanda tepede oluyor. her şeyin bir optimumu vardır zira, bu oldukça ortada. insan aktivitesi de bu şekilde olmalı, gerektiği zaman, gerektiği şekilde, gerektiği yerde, gerektiği ölçüde. burada 'ölçüde' kelimesini vurgulamamın sebebi ölçülülükten kastımın, sabit belli bir oran olmadığını göstermek istemem. ölçülü olmak, kimi zaman çok sinirli olmak, kimi zaman çok sert çıkmak ve kimi zaman saatlerce ağlamak dahi olabilir. ve bu duruma bağlıdır.

aristoteles bu ölçülü hareket etme meselesine 'golden mean' der. bunu altın orta'dan daha az futbol çağrışımlı bir şekilde 'altın ölçü' olarak çevirsek daha yerinde olur. her zaman bir altın davranış vardır. önemli olan bunu yapmanın kaygısında olmaktır.

bunu da alışkanlıklarla yapabiliriz, der kendisi. burada, bana kalırsa alışkanlıklar önemli bir yer tutsa dahi, aklın bir köşesinde her durum için, yapılması gereken bu mu? sorusunu bulundurmak daha önemli. aristo bundan biraz daha farklı olarak, aklın, arzuların üzerinde çalışan bir yönetici gibi gerekli emirleri vermesini ve bir süre sonra artık akıl bu emirleri dahi vermeden aynı/benzer davranışların ortaya konmasını savunur. bir insanı belirleyen, en azından bir seviyede, alışkanlıklarıdır ve bu alışkanlıklar otomatik-iyi davranış mertebesine ulaştığında tam anlamıyla doğru yaşayan insan haline gelinir.

genel ve oldukça kısa şekilde, aristoteles'in ahlaki anlayışı bu şekildedir. tabi doğru yaşayan insan olmak konusunda politik olarak etkin olmayı da şart görüyor ama işte bu yazının başında belirttiğim modifikasyon gerektiren noktalardan biri. şehir-devlet dönemi için bu gerekli olabilir ama şu an için böyle bir şeyden bahsetmek mümkün değil.

bunun dışında, var olma amacını gerçeklemek için bir erdem olarak mutlu olması, ahlaklı davranması gereken insan portresiyle çok önemli bir etik teorisi ortaya koymuştur aristoteles bana kalırsa. günümüzün bireysel bencilliğinin ve işimize gelip, içimizi rahatlatması şartmış gibi algılanan anlam avının karmaşasının ve karamsarlığının ötesindedir söylediği bir çok şey.

güzel renkli, sulu, lezzetli bir elma olmak bir elmanın olabileceği en iyi şey sonuçta. ve fakat elmanın koçan olup toprağa dönmesi, elmanın işine pek yaramıyor ne de olsa.

hem son olarak, sormak lazım;

"sen elmayı seviyorsun diye, elmanın da seni sevmesi şart mı?" diye, selam durarak nazım'a.

Eğitim İçin Yurt Dışına Gideceklerin Kültür Şoku Yaşamaması Adına Bilmesi Gerekenler

DAHA FAZLA İÇERİK