İnsanlığa Dair Neredeyse Her Duyguyu Anlatabilen Film: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
İngiliz yazar ve yönetmen Martin McDonagh'ın son filmi haklı olarak yılın en beğenilen filmleri arasına girmiş durumda ve Oscar yarışında da en güçlü yapımlardan biri olarak dikkat çekiyor.
İnsanlığa Dair Neredeyse Her Duyguyu Anlatabilen Film: Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
Uyarı: Spoiler içerir.


three billboards outside ebbing missouri, "benim gözümle" insanlık dışı savaş suçlarını, kızı vahşice katledilmiş bir annenin trajedisi üzerinden anlatan bir film. başından sonuna kadar göze sokulan ırkçılığın nedeni de sınırlarının dışındaki vahşete ne gözle baktığını sorgulatmak muhtemelen. bakalım görmezden mi geleceksin, onlar için de adalet arayacak mısın...

pasif bulduğu emniyet güçlerini harekete geçirmeye çalışan bir anneyi izlerken, bir süre sonra seyircilik yol arkadaşlığına dönüşüyor

ve bu arkadaşlıkta o kadar mildred’ın tarafında oluyoruz ki polisi her sıkıştırışında karşılaştığı reaksiyon ve kamuoyunun tepkisi, bizlerin de üzerinde baskı oluşturuyor. onun gözüyle vatandaşlık hakları ihlali gibi engellemelere rağmen sistemdeki açıklar kapatılarak acaba dünya üzerindeki tüm suçlular yakalanabilir mi diye mücadele yöntemleri düşünüyorsun. savaş her iki taraf için de git gide kızışıyor ve çevresi üzerinden diz çöktürülmeye çalışılan mildred’la beraber sen de hırpalanıyorsun. sanki senin de gayretlerin sonuçsuz kalıyormuş gibi hissediyorsun. adalet arayışından vazgeçmek, yitirdiğinin hatırasına ihanet etmekmiş gibi geliyor. o, köşeye sıkıştığında sen de yardım ve yataklık etmişsin de birlikte sobelenmişsiniz, tüm çabanız boşa gitmiş gibi hissediyorsun.


bahsi geçti ya shakespeare’in, biz de ona selam çakalım

hani o meşhur oyunda aşkın sancılı kısmını anlatan bir cümle vardı, yarayla alay eder yaralanmamış olanlar diye... mildred’ın mücadelesini sinir bozucu bulan empati yoksunu dixon, onun gibi yakılmadan, angela’nın uğradığı vahşeti kavrayamayacaktı. haliyle film evreninin tıkır tıkır işleyen karmik düzeni devreye girdi ve üstelik mildred'ın elinden ciddi bir kaza geçirdi. bu kadarla da kalmadı, bir de karşısına tecavüzünü böbürlenerek anlatan bir katil çıktı.

buraya kadar yaşananlar, cinayet; acı çeken annenin adalet arayışı; katilin belirsizliği; katili bulmaya şu kadarcık yaklaştığını düşündüğündeki umut... ama sonuç hüsran. öğreniyoruz ki bayrakları, barda bile gözümüze gözümüze sokulan amerikan ordusuna mensup biri, çöl ikliminin hakim olduğu bir ülkede tıpkı angela'ya yapıldığı gibi bir kızı katlederek bir ailenin mahvına neden olmuş. yani elde, suçunu devletin örtbas ettiği bir fail var; bir de tıpkı angela gibi tecavüz sonrası yakılarak öldürülmüş bir kurban.


buradan itibaren sorgulamaya başlıyorsun. coğrafya, kader midir?

mesela seçenekleri hiç daraltmayan kumlu diye bahsedilen yer acaba hangi üçüncü dünya ülkesiydi? ordular o ülkelere gittiklerinde, gönderen ülkelerin vatandaşları yaşananları nasıl da görmezden gelebiliyor... ama pederle konuşmada değinilen, amerika'nın 80'lerde çetelere karşı çıkardığı şu yasa benzerlik açısından kilit aslında. "haberin dahi olmasa, onlara dahil olduğun için sen de suçlusun". kilisenin, özellikle çocuk tacizi vak'alarını görmezden gelip sümen altı edişi de herkesin bilip sustuğu bir konu mesela. ahlak bekçilerinin çelişkili ikiyüzlülüğü... burada da aynısı söz konusu. öyle şefin beyaz ya da siyah olması gibi değişen yönetim anlayışı, maalesef askeri politikalara yansımıyor. en fazla sınırlar içinde ırkçı vandalizmi gündemlerine alıyorlar, o kadar. gerisi o “kumlu” ülkelerin sorunu.


finalde topu, amerikan seyircisine bırakmış yönetmen ama bunu, ikisini de ehlileştirdikten sonra yapıyor

mildred, 19 yaşındaki kızın ayraçta okuduğu "öfke, daha fazla öfke peyda eder" sözüyle, dixon da camdan attığı reklamcının ona gösterdiği nezaketle olgunlaşıyor. o yüzden ikisi de ne yapacaklarına henüz karar vermedi. hiç gitmedikleri bir ülkede, hiç görmedikleri bir kızın kurban gittiği vahşet ve ailesinin adalete olan açlığı onlar için tanıdık sadece. acaba, kendileri için istedikleri adaleti, onlar için de sağlayacaklar mı? ucu açık.