İstiklal Mücadelesinin Nelere Kadir Olduğunu Kanıtlayarak İç Yakan Bir Savaş Anısı
Sarıkamış'tan başlayarak önce Ukrayna, sonra da Bükreş'e kadar varan bu hikayede, istiklal için nasıl fedakarlıklar yapılabileceğine ve ne büyük zorluklar çekilebileceğine şahit olmak mümkün. Sözlük yazarı "baranba" anlatıyor, iyi ki de anlatıyor.
İstiklal Mücadelesinin Nelere Kadir Olduğunu Kanıtlayarak İç Yakan Bir Savaş Anısı
İHA


büyük dedemin başından geçen, hatırladıkça iç burkan bir olay anlatacağım.

kendisi sarıkamışta donan orduda askerdi. donarak ölen askerlerin aksine o ve yanındaki 50-60 arkadaşı donmadan ilerlemeyi başarmışlar.

bu esnada oradaki ismini hatırlamadığım bir kenti savunan ermeni çeteleri türk ordusunun yaklaştığını haber alınca kaçıp gitmişler. bizim büyük dede ve diğerleri de kenti boş görünce hemen ele geçirmişler.

bir kaç ermeni gözcüsü daha sonra kente onbinlerce askerin değil de sadece 50-60 askerin bulunduğunu fark edince yanlarında bulunan rus askerleriyle birlikte tekrar kente girmişler.

ermeniler bizimkileri yakarak öldürmek istemiş ama ruslar da "ak yürüyen mi olm bunlar" deyip esir almayı yeğlemişler. akabinde bizimkiler sibirya'nın güneyinde bir kente götürülmüş. yolda bir çoğu ölmüş. yalnızca beş kişi kalmışlar. kente varınca orada bir takım işlerde kullanılmış bizimkiler.

gel zaman git zaman, rus çarlığı devrilip yerine bolşevikler gelmiş. osmanlı da yıkılıp milli mücadele dönemi başlamış. bizimkiler unutulmuş gitmiş.

kurtuluş savaşı sırasında sovyetler ve türkiye arasında bazı anlaşmalar olmuş ve iki ülke dostluk kurmuş. türk ordusu yunan ordusunu yenip de yeni devlet kurulduktan sonra kızıl ordu mensupları bizimkilere durumu anlatmış. sizi serbest bırakırız fakat yol masraflarınızı ödeyemeyiz demişler. bunun üzerinden bizimkiler de düşmüş yollara. neredeyse stalingrad'a kadar yürüyüp inmişler. ama kafkaslarda bazı ermenilerin yerleşmiş olduğunu öğrenmişler. kafkaslardan doğu anadoluya girme fikri tehlikeler barındırdığı için bu kez batıya yönelmişler.

günler, haftalar, aylar boyunca yürüyüp kiev'e, ordan bükreş'e varmışlar. türlü zorluk ve maceradan sonra edirne sınırına yaklaşmışlar. sınıra vardıklarında sene yanlış hatırlamıyorsam 1933'müş. nüfus mübadelesi vs. gerçekleşmiş olduğu için dertlerini sınırdakilere anlatamamışlar. nihayetinde büyük dedenin arkadaşı cebinden sarıkamış'taki ordu sancağının kalan son parçasını göstermiş. sınırdakiler ikna olmuş ve istanbul'a götürülmüşler.

bir süre sonra artvin'deki köye vardıklarında, tanıdıkları herkesin öldüğünü ve köylerinin yakıldığını görmüşler. elde ne iş var ne para... yokluk zamanı tabi.

büyük dede hep "istiklal olsun da, ben o yolu yürümeye razıyım" dermiş. hep merak eder dururum o insanları. kurtuluş savaşını iyi ki 1920'lerde vermişiz. şimdi olsa taksim'den beşiktaş'a bile yürümez kimse.

DAHA FAZLA İÇERİK