İyiden İyiye Kendini Hissettiren Bir Gerçek: Metrobüse Binmenin Artık İmkansız Olması
İstanbul'a yıllardır devam eden yoğun göç, yeni bölgelerin imara açılması, mülteciler vs. derken zaten her zaman binmesi çok zor olan metrobüs mevzusu artık neredeyse imkansız bir hal aldı.
İyiden İyiye Kendini Hissettiren Bir Gerçek: Metrobüse Binmenin Artık İmkansız Olması
iStock


3 yıldır hafta içi her gün metrobüs kullanan bir vatandaş olarak katıldığım durum. 

eskiden ayda 2-3 kez şahit olduğum metrobüs kavgaları neredeyse 2 günde 1 olmaya başladı. ama bu böyle bitmeyecek, daha da beterini göreceğiz. benim asıl merak ettiğim ne zaman bir vatandaşın tetiklemesiyle bu konu ciddi bir olaya, isyana dönüşecek? bak bu da olacak, bugünden yazıyorum buraya. demişti dersiniz. zira olay katlanılır olmaktan çıktı artık.

geçen sene napıyorum ulan ben ülkenin önde gelen holdinglerinin birinde finans uzmanıyım gün boyu yabancı bankalarla kredi konuşuyorum önemli insanlarla bir araya geliyorum akşam olunca 1000 tane adamın kucağında eve gidiyorum. arabayla geleyim desem 1.5 saat, maslak'a taşınayım desem got kadar ev kirası 3.000 tl sikerim kariyerini de istanbuluna da deyip antalya'ya taşındım. 

şimdi çok mutlu olduğum gibi arada böyle başlıkları okuyorum ve keyfime keyif katıyorum. 1 yıldır toplu taşımaya hiç binmedim otopark parası da vermedim. en son maslakta sorduğum ev 40 m2 di şimdi oturduğum evin balkonu o kadardır heralde.

6 yıllık profesyonel bir metrobüs kullanıcısıyım. farklı otobüs kombinlerinde bile hangi kapının nerede duracağını hesaplar, en kalabalık duraklarda bile 2. bilemediniz 3. metrobüste kendime rahat bir koltuk ayarlayabilecek ustalıkta biri olarak tanımlayabilirim. bunca zaman içinde bu lanet taşıtın içinde tırnak keseninden ayaklarını ayakkabısından çıkartıp ayak parmaklarını aça aça çoraplarını geren ve parmak arasına sıkışmış kokuyu dışarı salana, ishal olup otobüse sıçandan kusana, karısını dövene, taciz edene her türlü iğrençliği gördüm. hiç almadığım kokuları bu aracın içinde aldım. ne zaman yok artık daha kötüsü olamaz dedim, işte o zaman metrobüsün içinde yeniden şaşıracak bir olaya şahit oldum. şimdi bu ve buna benzer olaylara duraklarda görüyorum. neden mi? inanması çok güç ama metrobüsler dolu. ne yapsın adam metrobüse binemiyor ki? orada göremediği işini durakta hallediyor. her zaman bir kişilik yer vardır mottosuyla hareket eden bu araçlarda artık yer yok. ben bile binemiyorsam amatörler ne yapsın?

özellikle yenibosna, zeytinburnu, cevizlibağ gibi duraklarda, sıranın üst geçitten başlamasıyla dikkat çeken olaydır. metrobüse binmek için değil, turnikeden geçmek için bir saat sıra bekleniyor.

istanbul, artık bütün güzelliği film ve şarkılarda hapis kalmış harap bir şehirdir.

türkler istanbul'u fetheden değil yok eden millet diye anilma tehlikesiyle karşı karşıya. sadece son on sene içerisinde şehir nüfusu %70'lik artış gösterdi, kayıt dışı göçmen nüfus bilinmiyor. yeşillik bırakılmadı; maçka, yıldız, gülhane, eeee? milyonlarca insanın yaşadığı levent - eyüp - fatih - zeytinburnu - güngören hattında adam gibi yeşillik alan var mı? yok.

şehrin en güzel yerlerinden biri olarak bilinen sultanahmet bile mahvolmuş, fahiş fiyattan satış yapan esnafa ve çimlere uzanıp semaverde çay yapan ailelere kurban gitmiş.

ulaşım desen rezalet. metrosu da metrobüsü de vapuru da kalabalık. vapurlar boğaz manzarasına karşı çay içilirken gösteriliyor televizyonda, oysa iş çıkış saatinde bildiğin ayakta gidiyor millet.

2010'da avrupa'ya kültür başkentliği yapan bir şehirde büyük opera salonu yok düşünebiliyor musunuz? göt kadar süreyya'ya gitmeye çalışıyor bir avuç insan. atatürk kültür merkezi'ni 10 senedir tamir edeceğiz diye kapalı tutuyorlar. şehrin göbeğindeki dev bir bina yıkık dökük şekilde kaderine terk edilmiş.

osmanlı zamanında ingilizlerin istanbul'a taktığı bir lakap vardır, sanırım yine ona dönüyoruz; dünya'nın görmüş olduğu en büyük köy.

farkeden farketmiştir. bu sene istanbul'da inanılmaz bir nüfus patlaması oldu. bunu öğlen vakti bile toplu taşımaya bakarak anlayabilirsiniz. alışveriş merkezlerine bakarak anlayabilirsiniz. özellikle beylikdüzünde bir patlama var. geçen ay bir hafta sonu marmara park'ı görünce dona kaldım. inanılmaz bir şey bu. büyük ihtimal feci bir göç var araplar haricinde de. artı herkesin maddi durumuna bakmadan bir tane elini tuttuğu diğeri kucağında bir diğeri de bebek arabasında 3 çocuğu var. arkadaş niye bu kadar çoğaldık? böyle bir evlilik hayatı mı olur alışveriş merkezlerinde geçen bir ömür. bir insan yaşam alanı olarak nasıl buraya layık görülür aklım almıyor.

artık kazancımın ciddi bir kısmını benzine harcamama sebep olan kalabalıktır.

mutsuz oluyorum yemin ederim. o kadar mutsuz oluyorum ki o metrobüste seyahat edince. ne işe gidip çalışabiliyorum ne eve gelip günümün geri kalanını mutlu geçirebiliyorum. o yüzden son 1 senedir bir kere bile metrobüse binmedim.

eğer toplantım 9'da ise, sabah 6'da çıkıyorum arabayla, gittiğim yerde oyalanıyorum. akşam 5-9 arasında araba kullanmamak için kaç işi kaybettiğim belli değil (danışmanlık yapıyorum). daha az para kazanıyorum, daha çok para harcıyorum bu yüzden. sırf bu trafiği ve metrobüsü çekmemek için.

çekmek zorunda olanların çoğuna üzülemiyorum. çünkü dertleştiğim zaman klasik savunmaya geçiyorlar. ya adam it gibi yaşıyor, it gibi seyahat ediyor, zor geçiniyor, hala savunuyor. ben de artık ne diyim ki. konuşamıyorum bile