Kadınlara Ait Bilimsel Çalışmaların Erkek Meslektaşları Tarafından Sahiplenilmesi: Matilda Etkisi
Eğer herhangi bir mecradan "kadınların bilime katkısı erkeklerden az" benzeri bir duyum almışsanız, böyle bir algı oluşmasının en büyük sebebi bu düzenli "üzerine konma, çalma" durumu olabilir.

mathilda etkisi, kadınların bilimsel çalışmalarının erkek meslektaşları tarafından sahiplenilmesi (çalınması). bilim tarihçisi margaret rossiter tarafından 1993 yılında, abd’li süfrajet matilda gage’in kadın mucitler üzerine yazdığı makaleden esinle üretilmiş bir terimdir.

cecilia payne

yıldızların hidrojen ve helyumdan oluştuğunu keşfettiğinde, çalışmasını inceleyen henry russell, sonucu reddetmişti. henry’ye göre cecilia’nın vardığı sonuç, genel kabullere ve zamanın doğasına aykırıydı. bu yüzden makalesini yayınlatmadı. cecilia’nın çalışmasının doğru olduğunu 4 yıl sonra kendi yaptığı çalışmada gören henry, keşif makalesini cecilia’yı hiç anmadan yayınladı. tesla’ya edison ödülü verilmesi gibi, ilerleyen yılllarda cecillia’ya da makalesini yayınlatmayan henry norris russell ödülü verildi. cosmos a spacetime odyssey'de cecilia payne ve keşfinden bahseder ama hikayenin bu boyutundan bahsetmez.

nükleer fizikçi lise meitner

nazi baskısı nedeniyle terk etmek zorunda kaldığı almanya’daki meslektaşı otto hahn'a mektupla yardımcı oluyordu. bir gün otto, laboratuvarda uranyum atomlarını nötronlarla çarpıştırmış, ancak çıkan sonucu yorumlayamayınca yine ondan yardım istemişti. lise, çarpışma sonucu açığa çıkan enerjiyi hesaplamış, üstelik nükleer fizyonu, yani atom çekirdeğini parçalayan mekanizmayı keşfetmişti. bu buluş, atom bombasının geliştirilmesine zemin hazırlasa da, lise bu projede çalışmayı reddetti. otto ise tüm çalışmayı sahiplendi. yıllar sonra otto, nobeli aldığında lise’den hiç bahsetmedi. ancak uzun yıllar sonra 109 nolu elemente onun anısına meitneryum denildi.

vera rubin

galaksi dışındaki yıldızların, merkezdeki yıldızlarla eş bir hıza sahip olduğunu keşfettiğinde, meslektaşları inanmamıştı. sonraki yıllarda karanlık maddeyi, hani evrenin %25’ini kapladığı varsayılan maddeyi keşfettiğinde de kimse dikkate bile almamıştı. oysa karanlık maddenin keşfi, insanlığın en büyük keşiflerinden biriydi ve nobel almama ihtimali yoktu ama çalışması görmezden gelindi. 2006'da, yani bu keşiften yaklaşık 20 yıl sonra benzer bir keşif yapıldığında, vera'ya büyük haksızlık yapıldığı da ortaya çıktı.

rosalind franklin

doktorasını bitirip farklı bir üniversitede görev aldığında, kendisi gibi dna üzerinde çalışan wilkins ile karşılaştı. rosalind’e kendi projesini yöneten bir araştırmacıdan çok asistanı gibi davranan wilkins, bir yandan da onun çalışmalarına bakıyordu. bir gün rosalind’in haberi olmadan, onun bugün fotoğraf 51 olarak bilinen meşhur dna görüntüsünü, 2 farklı akademisyenle paylaştı.

görüntüyü inceleyen watson ve crick isimli akademisyenler, wilkins ile beraber ortak bir dizi makale yayınladılar. yıllar sonra watson, crick ve wilkins nobel ödülünü kazandıklarında, yıllar önce ölen rosalind'in ödül töreninde ismi bile geçmemişti.

esther lederberg

ilk eşi joshua ile birlikte antibiyotik direncini incelemek için çalışmalar yapmış ve sonuçları beraber yayınlamışlardı. ancak nobel ödül komitesi, esther'i görmezden gelip, ödülü eşine ve onun 2 erkek meslektaşına vermeyi tercih etti.

netti stevens

genetik tarihindeki en büyük buluşlardan birini yaptığında henüz daha 39 yaşında olan bir araştırmacıydı. netti, o zamana kadar sürekli tartışılan bebeklerin cinsiyetini belirleyen şeyin ne olduğunu, yani x ve y kromozomlarını bulmuştu. ancak nobel ödülü, netti’ye değil, aynı zamanlarda aynı keşfi yapan bölümdeki erkek meslektaşı thomas’a verilmişti.

susan bell

kendi inşa ettiği devasa radyo teleskobundan gelen sinyallerde ufak bir farklılık keşfeder. periyodik görülen bu sinyali tez hocasına haber verdiğince cevap "hata vardır" olur. hata olmadığına ikna edince, bu defa hocaları sinyalin uzaylılardan geldiğini düşünür ve buna "küçük yeşil adam" manasında lgm1 denilir. susan, sonraki günlerde verileri incelemeye devam ettiğinde farklı bir kaynaktan, öncekine benzer ikinci bir sinyal daha bulur. bu keşfi yaptığında 24 yaşında olan susan, kaynağın uzaylılar yada tv sinyalleri gibi insan yapımı olamayacağını tekrar hocalarına anlatır. hocaları artık ikna olmuştur, kaynağın nedeni çok hızlı dönen yıldızlardır. bunlara nabız gibi titreşen yıldızlar manasında pulsar denilir.

o yıl içinde 2 sinyal daha keşfedilir ve bu keşfe dair bir makale yayınlanır. makalenin yazarları arasında hocasıyla susan da vardır. 6 yıl sonra nobel fizik ödülü, pulsarların keşfindeki üstün hizmetlerinden dolayı susan'ın makalede adı geçen 2 hocasına verilir. teleskobu yapan, verileri analiz eden ve sinyali keşfeden genç kız, ödüle layık görülmemiş, bilerek gözardı edilmiştir. büyük astronom fred hoyle bu durumu, "bilim tarihindeki en büyük haksızlıklardan biri" olarak adlandırmış ama olan olmuştu.

Bilgilerin izin alınarak yayınlandığı Twitter flood'ının sahibi olan Lagari'nin hesabını buradan takip edebilirsiniz