Kafanızdaki Güzellik Algısını Gözden Geçirmenizi Sağlayacak Bir Bakış Açısı: Kant Estetiği
Ünlü Alman filozof Immanuel Kant'ın estetik anlayışı, dünya üzerindeki birçok insandan daha farklı bir yoruma sahip.
Kafanızdaki Güzellik Algısını Gözden Geçirmenizi Sağlayacak Bir Bakış Açısı: Kant Estetiği


estetiği hakkında konuşmadan önce kant'ın epistemolojisi ve etiği hakkında bir şeyler bilmek gerekmekte

çok kısaca özetleyip estetiği hakkında konuşmaya başlayalım.

kant, insan aklını her şeyden önceye koyar ve aklın, rasyonelliğin her insanda aynı şekilde çalıştığını söyler. bu anlamda bilim yapabiliyoruz, bu ortaklık sayesinde matematik var ve bunun etkisi ile birbirimizle iletişim kurup anlaşabiliyoruz.

ama biz gerçeklikle ilgili sadece sınırlı bilgiye ulaşabiliyoruz çünkü sadece aklımızın filtrelerinden geçen bilgiyi algılamaktayız. renk körlüğü oranı %0.1 gibi bir şey değil de %99.9 olsa, hasta olanın renkleri görenler olarak kabul edileceği gibi. biz a b'dir deyip buna doğru diyoruz ama bu sadece aklımızın ve duyularımızın ortaklığında sahip olduğumuz yargı. bu anlamda gerçekte neyin ne olduğunu bilemeyiz, der kant epistemolojisinde.

aynı şekilde moral felsefesi içinde, her insanın aklı aynı yapıda ve aynı şekilde çalıştığından, ortak doğrulara aklımızı kullanarak ulaşırız ve bu doğrular sadece aklımızla ilintilidir, şartlara, sonuçlara hiç bir diğer etkene bağlı değildir, bir şeyi doğru yapan aklımızın bize onun doğru olduğunu söylemesidir diye kurar argümanını. görev ahlakının temeli budur.

bu iki çok kısa özetten sonra asıl konumuza geçebiliriz

kant, estetiği aslında ampirik deneyimin bilişteki etkisini daha iyi açıklayabileceğini düşünerek anlatmaya başlar. başarır da. nasıl başarmakta anlamaya çalışalım.

özet geçtiğimiz iki sistemdekinden farklı olarak, estetik deneyim ve estetik yargı kesin kurallara bağlı olamaz kant'ın anlayışında. çünkü bir şeyi güzel yapan hiç bir sebep yoktur aslında, bizdeki etkisinden başka. ve bu anlamda bütün estetik deneyim özneldir. aslında hepimiz estetik yargıların öznel olduğunu söyleriz ama diğerlerinden de bizimle aynı fikirde olmalarını bekleriz. çok beğendiğimiz bir manzaraya baktığımızda, yanımızdakine, "çok güzel değil mi?" diye sorarız. "değil." cevabı alırsak göt oluruz.

kant da bunun farkındadır ve estetik deneyimin öznel olduğunun yanısıra, bir resmi, senfoniyi, manzarayı vs. 'güzel' olarak kabul edebilmek için onu güzel bulan her insanın, o resme, senfoniye ya da manzaraya karşı duyduğu öznel yakınlıktan kurtulabilmesi gerektiğini söyler. eğer ben resimde sürrealizm delisi isem, her dali portresine hayran kalabilir "ne harika." naraları eşliğinde izleyebilirim. ama bu sadece resmin benim 'hoşuma' gittiği anlamına gelir. ben o resimden gerçek estetik hazzı kafamdaki bütün ön yargılardan arındığımda alabiliyorsam, o zaman o resim 'güzel'dir. bu kapsamda bakınca da, ben biraz önceki şartları sağlayarak güzel diyebiliyorsam, kalan herkes her türlü ilgisinden, ön yargısından bağımsız olarak baktığında aynı hazzı alacak ve güzel olarak tanımlayacaktır. burdan 'güzel' nesneldir sonucuna varırız. nesnelliğini koruyamadığı vakit ise ona 'güzel' değil, 'hoş' deriz. bana güzel geldi'den ziyade, benim hoşuma gitti deriz. bu 'hoş' olma olayını biraz daha duyulara bağlamakta kant.

hanımlar beyler, şimdi, bağımsız ile bağımlı güzellik terimleri sahneye çıkıyor

perde onlar için açılıyor. bu kısım belki de en önemli kısım, dikkat. bağımsız güzellik hiç bir kavrama, mantığa, bilişsel aktiviteye ihtiyaç duymaz. bir ağaçtan bahsedebiliriz bu konuda. erguvan ağacı benim favorimdir. sadece ağaca bakarak ve onunla ilgili hiç bir ek bilgiye, kavrama ihtiyaç duymaksızın onun güzel olduğunu söyleyebiliriz. klorofilinden, pigmentinden, turgor'dan bize ne. hem onlarla ilgilensek dahi bunun bizim "ne kadar güzel ağaç." yargımızla ne alakası var. peki kant neye bağlıyor bu ağacı çok beğenmemizi, meyve vermez etmez, gölgesi harika değil, pis pis döker yapraklarını. neden böyle hayran hayran bakıyoruz o zaman?

çünkü, der kant, biz aslında o ağacın neden orada o şekilde olduğunu anlayamayız, amacını bilemeyiz, aklımız almaz bunu, hem belki de amacı yoktur. ama ona bakarken sanki o bize amacını sergilermiş gibi görünür. hayal gücümüzle anlama yetimiz birbiriyle çatışır. işte öyle hayran hayran bakmamızın nedeni budur. biz de yarattığı etki budur ve biz de buna 'güzel' deriz. bu süreçte aktif olan duyularımızdır, aklımız değil. bu yüzden kant saf estetik deneyimin, kavramsız, akıldan bağımsız olması gerektiğine parmak basar. bu yüzden bu şekilde deneyimlediğimiz güzelliği bağımsız güzellik olarak niteler.

fakat, marion cotillard'ın güzelliği mesela, her ne kadar ona, güzelliğine olan ön yargılarımdan, maddi manevi ilgimden soyutlanıp baksam ve evet, her şeyden bağımsız güzel bu kadın desem de, yine de bağımsız güzellikten bahsedemeyiz. çünkü ben bağımsız güzellik derim ama melek gibi cotillard'ı erguvan yerine de koyamayız. çünkü burada ister istemez kavramları işin içine katıyoruz. bir insanın, tanım bazında varlığının, amacının ne olduğunun farkındayız. (bkz: ölmek) bu anlamda ben cotillard'a güzel derken, fakirlere çok yardım eden bir iyilik meleği olduğundan ya da fiziksel anlamda çok etkileyici olduğundan dem vurabilirim. bu iki yargıyı yaparken de belirttiğim gibi maddi manevi ilgimden soyutlanmış halde olabilirim. en azından kendimi öyle hissederken bu yargılara varmış olabilirim ve önemli olan budur. ama bunu yaparken dahi bir insanın nasıl olması gerektiği ya da ne yapması gerektiğine dair kafamda bulunan kavramlara göre hareket ederim. evet, deneyimimin etkisi büyüktür, ama saf değildir, bu kavramlara bağlıdır.

kant'ın, ereksiz ereksellik dediği de, bağımsız güzellikteki bu unsurdur.

böylece bir perdeyi kapatmış olduk.

güzellik kadar önemli ikinci estetik öğemiz, ise yüce'liktir kant için

yücelik, güzellikten farklı olarak, aklımızı işin içine dahil eder. bu arada kısaca belirtmekte fayda var, akıl ile anlama yetisi farklı şeylerdir. anlama yetisi yalnızca deneyimleneni idrak edebilme iken, akıl işin içine girdiğinde, akıl yürütme üzerinden düşünme de dahil olur mevzuya. bir erguvanı deneyimlediğinizde bahsettiğimiz gibi sadece ereğine yönelik aşılır anlama yetiniz. yoksa aklınız erguvanı görmüş ve bir ağaç olarak tanımlamıştır bile.

yücelikte ise bu sefer aklınız hayal gücünüzle çatışma içerisine girer. piramitleri görmeye gittiğinizde içinizden geçen "ne kadar harika." duygusu işte bu kategoriye girmektedir. büyüklüğü karşısında kendinizi aciz hissetmeniz onu 'yüce' yapar. kant buna 'matematiksel yücelik' der çünkü boyutlara ve büyüklüğe yöneliktir.

'dinamik yücelik' ise kısaca büyük kanyon'dur. onun da büyüklüğü karşısında hayret duyarız. ama, kant'ın inancına göre, aynı zamanda dehşete düşeriz. yine, yeniden aklımız hayal gücümüzle karşı karşıya gelir. doğanın ne kadar güçlü olabileceğini anlar ve "güvenli bir korku"nun bizi esir almasına izin veririz. yücelik ve güzelliğin yapısını bu şekilde açıklayabiliriz. 

bir de unutmadan ekleyelim

kant insandaki ahlak anlayışının yücelik kavramı kadar değerli olduğuna inanmıştır. hem, ikisi de akılla bağlantılı olduğundan, hem de immanuel kant, yıldızlı gökyüzünü, kendi ahlak değerlerimize ulaşmamız kadar hayret verici bulduğundan.

işte böyle, hanımlar beyler. reverans edip perdeyi kapatıyoruz.

DAHA FAZLA İÇERİK